Savaşların; acımasız, zalim, gaddar, pis ve çirkef bir yüzü vardır. O savaşların zalim veçhesinden ölüm akarken acımasızca, katledilenler de genelde Müslüman çocuklar ve kadınlar olur…
Aynı Gazze’de olduğu gibi…
Aynı İran’da ilkokulda 170 kız çocuğunun katledilmesi gibi…
Aynı Sudan’da olduğu gibi…
Ayni Irak ve Suriye’de olduğu gibi…
Hiç fark etmez ölenlerin dini, milliyeti ya da cinsiyeti… Onlar birer candır ve dinimiz İslam’a göre her can kutsaldır ve de “bir cana kıyan (zalim) bütün canlara kıymışçasına günaha girer. Bir çocuğun gözyaşı, bir annenin feryadı, hangi coğrafyada olursa olsun insanlığın vicdanına düşmüş bir ateştir. Savaşların en karanlık yüzü de işte tam burada ortaya çıkar:
“Güç sahipleri hesap yaparken, bedeli masumlar öder.”
Bu yüzden Müslüman için ölçü kin, nefret ya da tarafgirlik değil; adalet ve hakkaniyettir. Çünkü Kur’an, zulmün kimden gelirse gelsin karşısında durmayı emreder.
Nitekim Rabbimiz şöyle buyurur:
“Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adil olun; bu, takvaya daha yakındır.” (Maide, 5/8)
Peygamberimizin (sav) Bir-i Maune olayından sonra Müslümanlara tuzak kuranlar için sabah namazlarından sonra beddua ettiği gibi, biz de Filistin topraklarında soykırım yapan ve şimdide İran’a yönelen İsrail ve ABD’ye, beddua ediyoruz…
Biz, çok iyi biliyoruz ki zulmedenlere meylettiğimizde, o ateş gelir bir gün bize de dokunur. (Hud, 11/113)
Biz Müslümanların unutmaması gereken en önemli husus ise, bir taraftan zalimler için beddua ederken, diğer taraftan tüm insanlığın barış ve huzura ermesi için de dua ve niyazda bulunmaktır.
“Ey iman edenler! Hep birden barışa girin. Sakın şeytanın peşinden gitmeyin; çünkü o, apaçık düşmanınızdır.” (Bakara 208)
İSLAMİ HABER “MİRAT”







