
KUR’AN’DA RUHBAN KAVRAMI
‘Rehbet’in özne (fâil) ismi olan ‘râhip’, büyük bir korkuyla ürperen, ciddi bir korkuyla çekinen, ya da yoğun bir dinî kaygı ve korku ile kendini ibadete veren kimse demektir.
Ruhbanlık yapmaya da ‘rahbâniyet’ denmektedir. (M. Fevzi en-Neâl, M. Elfâzı’l-Kur’aniyye, s.352)
Her ne kadar bu kelime masum olsa da, genel ve olumlu bir mana taşısa da müslümanlar bu kelimeyi dindar mü’minler hakkında değil, daha çok hırıstiyan din adamlarını nitelemek üzere kullanırlar. (Onun yerine dindar anlamında; âbid, zâhid, muttaki kelimelerini kullanırız.)
Türkçe’de ‘râhip’ deyince; manastırlarda oturan hırıstiyan din adamı, papaz, keşiş, İslâm dışında din adamı, bunun müennesi (dişil formu) ‘râhibe’ deyince de kadın râhip, kadın keşiş akla gelir. (Doğan, M. Büyük Türkçe Sözlük, s: 1359)
Râhibin çoğulu “ruhban veya ruhbaniyyûn-râhipler”dir.
‘Ruhbaniyet-ruhbanlık’; râhiplik, papazlık, keşişlik. Râhiplerin-râhibelerin hayat tarzı, manastır yaşayışı demektir. (Doğan, M. Büyük Türkçe Sözlük, s: 1382) Onlara ‘rûhâniler’ de denilir.
Ruhbanlığı tarihte bazı bâtıl din mensupları ve hırıstiyanlar daha dindar olmak amacıyla icat ettiler.
“Ruhban ve rahbâniyye” kelimeleri Kur’an’da hıristiyan geleneğine atıfla dört yerde geçiyor. (Mâide 5/82. Tevbe 9/31, 34. Hadîd 57/27)
Kur’an, dinde ruhbanlığı, yani dini daha iyi yaşamak için bir tarafa çekilmeyi, nefsi en doğal ihtiyaçlarından bile mahrum etmeyi icad edenleri ve bunu sürdürenleri tenkit etmektedir.
“Sonra bunların peşinden ard arda elçilerimizi gönderdik. Onların arkasından da Meryem oğlu İsa’yı gönderdik, ona İncil’i verdik ve kendisine uyanların kalplerine şefkat ve merhamet duygusu koyduk.
(Kendiliklerinden) icat ettikleri ruhbanlığa gelince; biz onu onlara farz kılmamıştık. Allah’ın rızasını kazanmak için onu kendileri icat etmişlerdi. Fakat ona da gereği gibi uymadılar. Biz de içlerinden iman edenlere mükâfatlarını verdik. Fakat onlardan birçoğu da fasık kimselerdir.” (Hadid 57/27)
Rahbaniyyet yani ruhbanlık (sözlük anlamıyla); sakınmadaki aşırılıktan dolayı çok ibadet etmek, ibadete düşkün olmak, daha fazla zühd (dünyadan yüz çevirme) hayatını seçmek demektir.
Ancak ruhbanlık bu masum anlayışla sınırlı kalmadı; tarihi akışı içerisinde hırıstiyan din adamlarının daha iyi teşkilatlanmalarını ve daha iyi çalışmalarını sağlayan, kilise ve Vatikan olarak güçlü bir kurum hâline geldi.
Ruhbanlar, hırıstiyan geleneğinde özel din adamları sınıfıdır, teşkilatıdır. Bunlar hırıstiyanlık dini konusunda özel yetkileri vardır. Onlar din adına konuşurlar, karar verirler, dini temsil ederler. Kur’an’ın deyişi ile onlar kendilerini ilâhlık ve rabblik makamına çıkartan kimselerdir.
Daha da tehlikelisi onlar kendilerini Allah ile kullar arasında aracı sayarlar. Ruhbanlar olmadan Allah’a ulaşmanın, dini yaşamanın zor olacağını iddia ederler.
Ruhbanlık, genel manasıyla dünyadan el etek çekip, ibadet ile meşgul olmaktır. Hatta onlar bu nedenle evlenmeyi bile hoş görmezler. Dünya işlerine önem vermezler. Manevi hayatı yüceltmeyi, dindarlığı, din için yaşamayı ön planda tutarlar.
Bazı insanlar ruhbanları yanlış değerlendirip, onlara hak etmedikleri sıfatları verdiler. Bazıları da onları adeta kutsallaştırdılar. Sonra da onların din adına söylediklerini itirazsız kabul ettiler. Kur’an, bu inceliği ve yanlışlığı şöyle anlatıyor:
“Onlar, Allah’ı bırakıp bilginlerini ve ruhbanlarını (râhiplerini) rabbler (ilâhlar) edindiler ve Meryem oğlu Mesih’i de. Oysa onlar, tek olan bir ilâha ibadet etmekten başkasıyla emrolunmadılar. O’ndan başka ilâh yoktur. O, bunların şirk koşmakta oldukları şeylerden yücedir.” (Tevbe 9/31)
Ruhbanlar, halka bir şeyi emrettikleri, bir şeyi haram veya helâl yaptıkları zaman insanlar bunu kabul ederler ve Allah’ın o konuda hangi hükmü indirdiğini, ne dediğini düşünmezler. Bu gibi insanlar Allah’ın dinine ve O’nun hükümlerine değil, kişilere tabi olurlar, onların doğrularını ve yanlışlarını hesaba katmadan, Allah’a rağmen onların peşine giderler.
Eğer doğruysa şu rivâyet oldukça dikkat çekici:
Önceden hırıtiyan olan Adiyy b. Hatem Medine’ye, Peygamber’i ziyarete geldi. Rasûlûllah (sav) o sırada bu âyeti okuyordu. Orada söylenenleri duyunca dedi ki; “Ben yahudileri ve hırıstiyanları tanırım, onlar hahamlarına ve papazlarına ibadet etmiyorlar.” Rasulüllah (sav) buyurdu ki:
“Evet, onlar (onların önünde secde ederek) ibadet etmiyorlar, fakat onlar halka bir şeyi helâl veya haram kılıyorlar, halk da din adamlarının bu hükümlerini kabul edip uyuyorlar. İşte onları Rabb haline getirmenin manası budur.” (İbni Kesir, Muhtasar Tefsir, 2/137)
Böyle bir anlayış şüphesiz ki İslâmın şirk dediği sapık inançtan başka bir şey değildir.
Hırıstiyanlarda ruhbanlığı seçenler ile yahudi din adamlarının çoğu insanların mallarını haksız yere yerler ve insanları Allah yolundan alıkorlar. (Tevbe 31/34)
Kur’an onların içerisinde iyilerin de olabileceğini haber veriyor:
“… Çünkü onların içinde keşişler ve rahipler vardır. Onlar büyüklük de taslamazlar.” (Mâide 5/82)
-İslâma göre insanın ibadet hayatında ruhbanlığa ihtiyaç yoktur.
Allah (cc) kullarına böyle bir şeyi emretmemiştir. İslamda böyle bir hayat ve dindarlık anlayışı yoktur. Müslümanlar daha çok ibadet yapabilmek, daha dindar olmak için bir köşeye (inzivaya, uzlete) çekilmedikleri gibi, mübah olan şeyleri de kendilerine haram etmezler. Onlar dinlerini hayatın akışı içerisinde toplumla beraber, doğal bir şekilde yaşamaya çalışırlar. (Bu nedenle uzlet, inziva, halvete girme iddialarına şüphe ile bakmak gerekir.)
Dahası İslâmda ruhbanlar sınıfı da yoktur. Bütün insanlar din önünde eşittir ve hiç kimse din adına bir ayrıcalığa (imtiyaza) sahip değildir. Hiç bir kimsenin başkalarını İslâma kabul etme veya birisini İslâmdan çıkarma, günahını bağışlama, tevbe alma veya din adına sevap verme yetkisi yoktur. Peygamber dışında hiç kimsenin sözü, görüşü veya fetvası akide (imanın şartı) değildir. (Dini iyi bilen âlimlerin görüşleri veya fetvaları dini daha iyi anlama ve yaşamanın imkanıdır.)
Bu yanlış ruhbanlık anlayışı sadece hırıstiyanlarda mı var acba? Profan bir yönetimleri resmi din adamları sınıfı oluşturulmaya çalışılması, din adına onların yetkili kılınması, ya da onlara ‘din adamı’ sıfatının verilmesi acaba ruhbanlığa kapı açar mı?
Bazı müslümanların peşlerine gittikleri, bağlandıkları kişileri yüceltiyorlar, kutsuyorlar (k.s. diyerek), olağanüstü sıfatlar veriyorlar, onları dinin temsilcisi sayıyorlar, onların her dediğini dinî bir emir gibi algılıyorlar ve hatta onların nerdeyse masum (hatasız) olduğuna inanıyorlar.
Peşlerine gidilen ve bağlanılan kişiler de kıyafetleriyle, sohbetleriyle, kendine bağlama usûlleriyle, din anlayışlarıyla, kendi çıkarlarına zemin hazırlayacak te’villerle, oluşturdukları yapıyı yönetme işleriyle böyle bir görüntü vermeye çalışıyorlar.
Mescitlerde görevli muhteremlere ‘din adamı’ dense bile bu yanlış (galat) bir kullanımdır. İslâmda din adamlığı, yani ruhbanlık yoktur, ruhbanlar olmadığı gibi. Herkes dininin adamıdır, herkes İslâmın temsilcisidir, ya da olmalıdır. Allah’a kullukta, O’na ulaşmada, Cenneti kazanma konusunda hiç bir aracıya yer yoktur.
Hüseyin K. Ece
MİRATHABER.COM -YOUTUBE-
YANLIŞ YÖNLENDİRİLMİŞLER! Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan’dan özeleştiri geldi: "Anket şirketleri tarafından yanlış yönlendirildik."…
İstanbul'da Muayene Sayıları Artıyor: "Yoldan Geçerken Acile Uğruyoruz" İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah…
KURBAN, İBADETTİR, CENNET YOLUDUR! Vacip, Adak, Akika, Şükür, kurban bağışlarınızı ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyoruz. Siz de…
DÜNYA NEREYE GİDİYOR? İsrail Dünyayı Nereye Sürüklüyor? Uluslararası hukuk çökerken, tepkiler neden sonuç üretmiyor? Uluslararası…
Varlığın ve Bilginin Dengesi: İlahi Adaletin Ontolojik ve Epistemolojik Ölçekleri… Giriş: Adaletin Çok Boyutlu Doğası……
Osman Erkan: “Sosyal Aile Olun, Yalnızlık Sanal Bağımlılığı Tetikler” Çekmeköy İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü Okul…