
7 Ağustos 2026’da Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan “Savunma İşbirliği Anlaşması”nı nasıl anlamak gerekir? Anlaşmaya taraf ülkelerin iktidar yanlısı medyasına bakılırsa, her üç ülke kendi özgür iradeleriyle bu anlaşmayı imzalamışlardır. Anlaşma, bölgesel düzeyde yeni bir dönemin habercisidir; güvenlik ve savunma yanında ekonomik ve başka yararları da var; bölge sıcak çatışmaların sürdüğü çalkantılı bir dönemden geçiyor, süreç ittifak ve anlaşmaların zaruretine işaret ediyor, belki bu sayede bölgesel sorunlara bir çözüm bulunabilecektir.
İslam İşbirliği Teşkilatı veya Arap Birliği’nin fonksiyon görmediği süreçte söz konusu anlaşma ne gibi rol oynayabilir? Mevcut aktüel durumda İran, Amerika ve İsrail’in başlattığı saldırılara karşı kendini savunmakta, Amerika, 11.700 km. uzakta olduğuna göre, İran, üzerine onbinlerce ton bomba yağdıran Amerika’yı ancak bölgede varolan askeri, stratejik ve ekonomik üs ve tesislerini vurarak karşılık verebilir. 2025 12 gün ve 2026 savaşı, İran’ın Amerika ve İsrail’e karşı başarılı bir mukavemet gösterdiğini, Amerika’nın bölgedeki askeri mühimmatını işe yaramaz hale geldiğini gösteriyor. İran’ın ABD’ye ait üs ve tesisleri vurduğu ülkelerden biri Suudi Arabistan’dır. Diğer Arap ülkeleri gibi Suudi Arabistan da İran karşısında kendini korumasız hissediyor; Araplar, Amerika’ya trilyonlarca dolar verdiği halde ABD’nin, onları koruyamadığı anlaşılıyor.
İlk ortaya çıkan durum şu: Suudi Arabistan, ABD’ye ait üsler ve tesisler dolayısıyla hem İran’ın hedefinde hem de İran’ın müttefiki olan Yemen Ensarullah’la başı dertte. NATO’nun 5. maddesinden mülhem, Mekke Anlaşması, anlaşmaya taraf ülkelerden biri saldırıya uğraması halinde her üç ülkeye saldırılmış sayılacak, dolayısıyla saldırana savaş açacaklardır. Peki böyle bir durumda İran ve Ensarullah tarafından askeri hedef konumundaki Suudi Arabistan için Türkiye ve Pakistan, İran’a savaş mı açacaklar? Anlaşmanın sadece caydırıcı olduğu söyleniyorsa da, bu ikna edici değil, çünkü eylem gücü olmayan söylem caydırıcı olamaz.
Varsayalım ki, Anlaşma’nın hedefi caydırıcılık. Peki, üç ülke kimi caydırmayı planlıyor?
Anlaşmaya taraf ülkeler, ilk akla gelen İran’a veya İsrail’e karşı olmadığının altını çiziyorlar? Bu durumda şu iki husus öne çıkmaktadır:
Sorumuz şu:
Söz konusu anlaşma kime karşı yapıldı ve ne işe yaramaktadır? Eğer tarafların iddiasına göre, üç ülke kendi özgür iradeleriyle üzerine mutabakata vardıkları güvenlik mimarileriyle böyle bir anlaşma imzalamışlarsa, gerçekten boş bir işe kalkışmışlardır, olan sadece “Mekke” isminin kullanılmasından ibarettir, keşke buna “Riyad Anlaşması” ismini verselerdi.
Mekke Anlaşması’yla ilgili ikinci tez, Amerika’nın bilgisi, gözetimi ve bölgesel öngörüleri doğrultusunda şekillenmiş olmasıdır. Bu tezi destekleyici doneler yok değil. ABD Kongre Üyesi Joe Wilson şöyle demektedir: “Üç ülke arasındaki ortak savunma anlaşmasının hayata geçirilmiş olması Trump sayesindedir.” Objektif kriterler ve olgular açısından bakıldığında ABD’den bağımsız halkı Müslüman ülkelerin aralarında askeri anlaşmalar yapmaları mümkün mü? Hayır!
Öyle de olsa, ABD gerçekten zor durumda, İran’a açtığı savaşta askeri kapasitesinin önemli kısmını tüketmiş bulunuyor. 2025 ve 2026 savaşlarında ABD’nin bölgedeki askeri varlığı neredeyse işe yaramaz hale geldi; ne İran’a karşı savaşı sürdürebilir ne de üs ve tesis bulundurup trilyonlarca dolarlarını aldığı Arap ülkelerini savunabilir. Tabii ki, Amerika, istese –Allah muhafaza- İran’a atom bombası atar, atabilir de, çünkü bu konuda sicili bozuk, 1945’te Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atıp yüzbinlerce masum sivili katletmiştir. Ama bu bahs-i diğerdir.
Hal böyleyken, geri kalan askeri mühimmatını kullanacak olsa, ani bir durumda Çin, Rusya veya Kuzey Kore’nin savaş açması durumunda hâk ile yeksan olur, dolayısıyla sadece Kasım seçimleri için değil, askeri kapasitesi ve muhtemel güvenlik tehdidi karşısında dış borcu 40 trilyona çıkmış Amerika, savaşı sonlandırmak istiyor.
Böyle bir durumda, bölgedeki en güvendiği üç müttefikini bir araya getirip aralarında askeri ittifak kurmayı istemiş olması ihtimal dışı değildir, hatta kuvvetli ihtimaldir.
Amerika’nın bölge ülkelerini kendi hallerine bırakıp “-Ne yaparsanız yapın, karışmam” demesini imkansız kılan diğer bir sebep, her ne kadar Amerika, bölgedeki askeri ve moral sıkışıklığı söz konusu olsa bile, uzun vadede batı dünyasının İslam alemine karşı temel tutumundan ve İsrail’e ilişkin koruyucu taahhütlerinden vazgeçmiş değil. Amerika ve Avrupa’nın konuyla ilgili politikalarını iki maddede özetlemek mümkün:
Eğer bu değerlendirme doğru ise, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın batı (Amerika-Avrupa) dışında bölgede güç birliğini hedefleyen bir güvenlik ve savunma işbirliği kurup ittifaklar kurması mümkün görünmemektedir. Her üç ülke de Amerika’nın genel stratejisi dahilinde değişik taktikler uygulayabilmektedirler; kendileri muhalif bir strateji takip edemezler.
Mevcut durumda Amerika’yı bölgede savaşa sevk eden yegane sebep, İran’ın İsrail üzerinden Amerika ile doğrudan savaşı göze alması, ödediği ağır bedellere rağmen başarılı mukavemet göstermesidir. Bu da gerçek ise, Mekke İttifakı’nın İran’a karşı kurulmadığını söylemek sadece bir halkla ilişkiler söyleminden ibarettir.
Mamafih bunu test etmek de zor değildir. İttifak’ın ilan edilmesinden yaklaşık iki hafta sonra İran, Mekke Anlaşması’na “kurucu ortak” olarak katılmak istediğini açıkladı, hatta Mısır’ın da dahil edilmesini talep etti. Şimdi, merakla bekleyeceğimiz konu, Mekke İttifakı üyelerinin bu talebe verecekleri cevaptır.
Başka bir habere göre ise, üç kurucu ülke İran’ı İttifak’a katılmaya davet etmişlerdir. Bu haberler doğru ise, Mekke İttifakı üzerindeki şüpheler kalkmış olacak. Bu hepimizin en büyük temennisidir. Her sorumluluk sahibi Müslümanın hedefi Türkiye, İran, Mısır, Pakistan, Suudi Arabistan, geç kalmadan Suriye ve diğer ülkelerin bir araya gelip İslam Birliği’ni kurma iradesini göstermeleridir. Müslümanların bu zillet halinden kurtulmaları için başka çıkar yol yoktur!
Önümüzdeki günlerde İttifak’ın özgür iradeyle mi, yoksa ABD patronajlığıyla mı kurulup kurulmadığını göreceğiz.
MÜSLÜMAN KIBRIS İslâm coğrafyasına yaptığım seyahatlerin birçoğu “duyanın gelip katıldığı” şekilde gerçekleşiyor. Tarihi belirledikten sonra…
Tükenmişlik Sendromu: Ruhumuz Yorulduğunda Nereye Sığınırız? İnsan her şeye yetişmeye çalışırken kendisini kaybedebilir. Oysa bedenin…
BÜROKRATİK TAHAKKÜMÜN GÖLGESİNDE LAİKLİK: ÖZGÜRLÜK DEĞİL, DEVLET VESAYETİ Türkiye’nin modernleşme serüveni ve devletin laikleşme süreci…
İSRAİL’DE SEÇİME DOĞRU! İsrail seçimlerine 15 gün gibi kısa bir süre kaldı. ABD’deki ara seçimler…
Bir Meyvenin İçindeki Gizem: Meyve Kurdu Bir elmayı ikiye böldüğünüzü düşünün… Dışı pırıl pırıl, kabuğu…
GOETHE’NİN İSLÂM VE PEYGAMBERİMİZE BAKIŞINDAKİ KABUL EDİLEMEZ ÇELİŞKİLER VE MÜSLÜMANLIK YANILGISI (3) Değerli Okuyucularım, Dünya…
View Comments
Al-i İmran/28 1400 senedir bu günü bekliyor
Tam da buldurn Ali İmran 28. ayetteki buyruğu uyhulayacak Üç Ameriknacı lideri !..Allah sana intibah ve agâhlık nasib etsin diyorum !
1948’de henüz kurulmuş ve nüfusu 1 milyon bile olmayan İsrail’in Mısır,Ürdün,Irak ve Suriye’den oluşan arap birliğini nasıl bozguna uğrattığını bazıları halâ çözebilmiş değil.bugün de sadece Gazzeyle kalmayıp aynı anda Lübnan,Yemen,İran’a nasıl saldırabildiğini de o yüzden anlayamıyorlar.özellikle hacimsel büyüklüğün fazla bir şey ifade etmediği günümüzde,bu anlaşmanın,imzalatan ülkelerin, kendi toplumlarını beklentiye sokup,oyalamak dışında hiç bir işlevi olmayacaktır.askeri ve siyasi yönden hiç bir taptırım gücü olmayan” balon” bir anlaşma.hepsi bu