
Son günlerde Yemen’deki Husilerin Mekke’yi hedef aldığı yönündeki iddia kamuoyuna yansıdı. Ancak Husiler bu iddiayı açık biçimde reddetti. Husi lideri Abdülmelik el-Husi, Mekke’nin hedef alındığı yönündeki suçlamayı “büyük bir yalan ve iftira” olarak nitelendirirken, Mekke için canlarını ve mallarını feda etmeye hazır olduklarını söyledi.
Burada asıl dikkat çekilmesi gereken nokta şudur: Mekke ve Medine gibi İslam ümmetinin ortak kutsallarını ilgilendiren bir iddia, teyit edilmeden servis edildiğinde yalnızca bir haber olarak kalmaz; toplumların duygularını ve algılarını da etkileyebilir.
Savaşların yalnızca cephede yapılmadığını artık hepimiz biliyoruz. Bilgi de bir savaş alanıdır. Bir iddia ortaya atılır, öfke oluşturulur, taraflar birbirine düşmanlaştırılır ve gerçek daha sonra araştırılmaya başlanır. İşte bu nedenle gazetecilikte basiret, hızdan daha değerlidir.
“Husiler Mekke’yi vurdu” demek son derece ağır bir iddiadır. Böyle bir iddianın delili, kaynağı ve bağımsız doğrulaması ortaya konulmadan kesin gerçekmiş gibi sunulması, gazetecilik açısından ciddi soru işaretleri doğurur.
Sahte bayrak operasyonu iddiası da bu tartışmanın bir parçasıdır; ancak bunun gerçekten böyle olduğunu söylemek için bağımsız ve güvenilir kanıtlara ihtiyaç vardır. Dolayısıyla yapılması gereken, sloganlara değil delillere bakmaktır.
Mekke ve Medine hiçbir siyasi hesabın, hiçbir savaş propagandasının ve hiçbir algı operasyonunun malzemesi yapılmamalıdır.
Çünkü Kâbe bütün Müslümanların kıblesidir. Medine bütün ümmetin ortak değeridir.
Bu yüzden bize düşen; duyduğumuz her habere inanmak değil, araştırmak, teyit etmek ve hakikati aramaktır.
Kur’an’ın çağrısı da açıktır:
“Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse onu iyice araştırın…”
(Hucurât, 49/6)
Bugün belki de en çok ihtiyacımız olan şey tam olarak budur: Haberden önce hakikat, öfkeden önce basiret.
İSLAMİ HABER “MİRAT”