
Giriş
Tarih boyunca mukaddes beldeler yalnız ibadetgâhlar değil; medeniyetlerin kalbi, inançların kalesi ve siyasî mücadelelerin mihrakı olmuştur. Kudüs, Mekke ve Medine yalnız bir coğrafyanın değil; bir ümmetin hafızasının, bir medeniyet tasavvurunun ve asırlar boyunca süregelen bir iradenin sembolleridir. Bu sebeple bu beldelere uzanan her iddia, masum bir tarih münakaşasından ziyade derin bir ideolojik ve siyasî tasavvurun işaretidir.
İsrailli müellif Avi Lipkin (Dennis Avi Lipkin), Return to Mecca nâm eserinde ileri sürdüğü yahut ona nispet edilen bazı görüşler, Orta Doğu’nun geleceğine dair radikal bir tasavvurun izlerini taşır.¹
Bunların bir kısmı eserin muhtevasıyla mutabıktır; bir kısmı ise zamanla yapılan nakiller sırasında mübalağa ve tahrif ile genişletilmiştir. Bununla birlikte söz konusu düşünceler, bazı aşırı Siyonist çevrelerin İslâm âlemine dair kurdukları tahayyülü anlamak bakımından dikkate değerdir.
Lipkin’e atfedilen ifadelerden biri şöyledir:
“Bir Müslüman dînini kolaylıkla terk etmez. Müslümanların gönüllerine sızarken yılanın inceliği ve kurnazlığına sahip olunuz. Cerrahların âdeti üzere, karınlarını deşmeden evvel onları uyuşturunuz; arzû ve heveslere gark ediniz, tabiatlarındaki dürtüleri serbest bırakınız ki nihayetinde faydasız, mefluç bir varlığa dönüşsünler.”²
Bir diğer iddia ise şöyledir:
“Büyük İsrail’in hudutları Ürdün sahillerinde nihayete ermez. Mekke, Medine ve Sina Dağı aslen Yahudi mirasının cüzlerindendir ve bir gün istirdat olunacaktır. Mekke’yi zabt etmek, İslâm’ın bel kemiğini kırmanın anahtarıdır.”³
Bu sözler, ister doğrudan alıntı ister ideolojik bir yorum olarak ele alınsın, bazı çevrelerin “Büyük İsrail” tasavvurunu ne kadar geniş bir ufka taşıdıklarını göstermesi bakımından dikkat çekicidir.
1. Dînî Coğrafyanın Yeniden Tahriri (Mekke–Sina Tezi)
Lipkin’in en münakaşalı iddialarından biri, Sina Dağı’nın yerini yeniden yorumlamasıdır. Geleneksel kabule göre Mısır’da bulunan mukaddes dağ, ona göre Suudî Arabistan’ın şimâl-i garbında, Cebel el-Lavz mıntıkasında yer almaktadır.⁴
Bu tez yalnız arkeolojik bir revizyon değildir. Zira bu yorum vasıtasıyla İsrâiloğulları kıssasının coğrafî merkezi Arap Yarımadası’na taşınmakta; dolayısıyla Mekke ve Medine’nin de kadim Yahudi mirasının parçaları olduğu iddia edilmektedir.
2. Büyük Devletleri Parçalama Stratejisi
Lipkin’in tasavvurunda İsrail’in bekâsı, çevresindeki büyük Arap devletlerinin zayıflamasıyla yakından ilişkilidir. Bu çerçevede Suudî Arabistan, Mısır ve Irak gibi ülkelerin mezhebî ve kavmî fay hatları boyunca parçalanması gerektiği ileri sürülür.⁵
Araçlar şunlardır:
• Mezhebî ihtilâfları körüklemek
• Etnik gerilimleri derinleştirmek
• Azınlıkları siyasî araç hâline getirmek
• İktisadî buhranları istismar etmek
Bu yaklaşım, modern jeopolitikte sıkça dile getirilen “böl ve yönet” siyasetinin sert bir tezahürü olarak görülebilir.
3. Siyonizm ile Hıristiyan Siyonizminin İttifakı
Lipkin’in vizyonunda Batı dünyasındaki milyonlarca Evanjelik Hıristiyan de mühim bir yer tutar. Bu çevrelerin bir kısmı, Tevrat ve İncil’de yer alan kıyamet tasvirlerini siyasî bir programa dönüştürerek İsrail’in genişlemesini destekler.⁶
Bu çerçevede “Mekke’ye dönüş” fikri yalnız siyasî bir hedef değil; bazı dinî çevrelerin kıyamet beklentileriyle irtibatlandırılan bir senaryonun parçası olarak sunulur.
Gazze’nin Verdiği Cevap
Bütün bu stratejik tasavvurlar ve ideolojik rüyalar bir yana, son yıllarda Gazze’de yaşanan hadiseler bambaşka bir hakikati ortaya koymuştur.
Gazze, yıllardır süren abluka, bombardıman ve yıkıma rağmen halkının dininden, kimliğinden ve mukaddesatından vazgeçmemesiyle dikkat çeker.
غزة ليست مجرد أرض محاصرة، بل هي شهادة حية على أن الإيمان إذا بقي حياً لا يُقهر.
Burada ölçüt, yalnız askerî güç değil; kalbin diriliği, evlâdın şehadete bakışı ve annenin sabrıdır. Gazze, Lipkin’in “uyuşturma, gark etme, mefluç kılma” hayallerine en şiddetli reddiyedir: İnancı diri kalan bir toplumu çökertmenin yolu henüz bulunmamıştır.
Osmanlı’nın Torunları: Son Sözü Kim Söyleyecek?
Tarih, mukaddes beldelerin korunmasında Türk milletinin rolünü açık biçimde kaydetmiştir. Kudüs’ün güvenliği, Hicaz’ın haram beldelerinin himâyesi ve İslâm dünyasının siyasî çatısı büyük ölçüde Osmanlı iradesiyle sağlanmıştır.⁷
Bugün coğrafya değişmiş olsa da tarihî hafıza silinmemiştir. Osmanlı’nın torunları, yalnız geçmişin mirasçıları değil; geleceğin mihmandarlarıdır.
Bazı hayaller Mekke’ye kadar uzanabilir.
Lâkin tarih çoğu zaman hayallerin değil, hakikatin hükmünü yazar.
Ve o millet hâlâ ayaktaysa, son söz henüz söylenmemiştir.
Sonuç
Avi Lipkin’e nispet edilen görüşler, ne kadar iddialı olursa olsun, hakikati değiştiremez.
Medeniyetler dış plânlarla değil, çoğu zaman iç zaaflarıyla zayıflar; ancak diriliş de yine iman, irade ve tarih bilinciyle olur.
Gazze, bugün bize net bir ders vermektedir: İnancı dimdik, hafızası canlı ve haysiyeti sarsılmaz bir toplum, hiçbir “Büyük İsrail” tasavvurunun zorlayamayacağı bir kaledir. Ne zulüm, ne abluka, ne bombardıman… Hiçbiri direnişin kudretini kıramamıştır; Gazze, iman ve irade ile örülmüş sarsılmaz bir kaledir.
Hazırlayan: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
İSLAMİ HABER “MİRAT”
Dipnotlar
1. Avi Lipkin (Dennis Avi Lipkin), Return to Mecca: Let My People Go so That They May Circle Me in the Desert, Self-published / Denis Avi Lipkin, Jerusalem, 2012.
2. Aynı eser ve Lipkin’in çeşitli konferans konuşmalarına atfedilen ifadeler.
3. Lipkin’in Orta Doğu ve “Greater Israel” vizyonuna dair değerlendirmeleri.
4. Robert Cornuke, In Search of the Mountain of God: The Discovery of the Real Mt. Sinai, B&H Publishing Group, 2000.
5. Bernard Lewis, The Crisis of Islam: Holy War and Unholy Terror, Modern Library, 2003.
6. Stephen Sizer, Christian Zionism: Road-map to Armageddon?, Inter-Varsity Press, 2004.
7. Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu: Klasik Çağ (1300-1600), Yapı Kredi Yayınları, 2003 (çeviri: Ruşen Sezer).