
Her yıl, mart ayında Millî Mücadele yıllarının hatırlandığı iki önemli kutlamayı Mehmet Âkif’in şiirleriyle yapıyoruz. Kutlamalarımızın ilki, İstiklâl Marşı’nın, 12 Mart 1921 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından resmi marş olarak kabul edilmesi vesilesiyle oluyor, diğer kutlama ise 18 Mart’ta Çanakkale Şehitlerini anmak amacıyla gerçekleştiriliyor.
Âkif, sadece İstiklâl Savaşı sürecinde değil, Osmanlı’nın son dönemlerinde halkın yaşadığı sıkıntıları buhran ve bunalımları derinden hisseden, problemlerin kaynağını bulup çözümler üretmeye çalışan bir mütefekkir, iman ve aksiyon adamıdır. Onun gücünü imandan alan mücadeleci kişiliği kadar etkili olan şiirleri ve vaazları milletimizin kahramanlık ruhunu alevlendirmiştir. En umutsuz günlerin yaşandığı dönemde halkın ümitsizlik batağından kurtulup savaşı kazanma azmiyle hareket etmesi için söylediği mısralar, her devirde geçerliğini koruyor:
“Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak…
Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.
Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle.
İmânı olan kimse gebermez bu ölümle:
Ey dipdiri meyyit, ‘İki el bir baş içindir.’
Davransana… Eller de senin, baş da senindir!
His yok, hareket yok, acı yok… Leş mi kesildin?
Hayret veriyorsun bana… Sen böyle değildin.
Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz?
Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz?”
Buraya kadar anlatılanlarda tehlikenin büyüklüğü karşısında donup kalan, hissiz, hareketsiz ve çaresiz bir ruh halinin tasvirini görüyoruz. Demek ki o yıllar milletimiz büyük bir şaşkınlık içinde ne yapacağını bilemez bir durumdadır. Halkın bu durumlara düşmesinin sebebi ise geleceği karanlık görerek azmi bırakmasındandır, Âkif’e göre:
“Âtiyi karanlık görüvermekle apıştın?
Esbâbı elinden atarak ye’se yapıştın!
Karşında ziyâ yoksa, sağından, ya solundan
Tek bir ışık olsun buluver… Kalma yolundan.
Âlemde ziyâ kalmasa, halk etmelisin, halk!”
Şiirin tamamında “mey’us” yani ümitsiz olmanın insanın takatini kesen yönü vurgulanıyor.
“Ey elleri böğründe yatan, şaşkın adam, kalk!
Ye’s öyle bataktır ki; düşersen boğulursun.
Ümîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!
Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar;
Me’yûs olanın rûhunu, vicdânını bağlar”
…
Şair ümitsizlikle şirki bir tutuyor:
“Mâdâm ki alçaklığı bir, ye’s ile şirkin;
Mâdâm ki ondan daha mel’un daha çirkin
Bir seyyie yoktur sana; ey unsur- îman,”
Şiirin bütününü veremiyoruz, hatırda kalabilen güçlü mısraları da söylemeden geçmeyelim:
“Sâhipsiz olan memleketin batması haktır;
Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır.
Feryâdı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar…
‘İş bitti… Sebâtın sonu yoktur! ‘ deme, yılma.
Ey millet-i merhûme, sakın ye’se kapılma.” (19 Mart 1913)
Şiirlerini toplumu eğitmek ve uyandırmak için bir araç olarak gören Akif, şiirlerinin çoğunun konusunu kendi çevresinde gözlemlediği olaylardan alır. “İnan ki her ne demişsem görüp de söylemişim” demiştir. Onun edebiyat görüşü “sadelik, millîlik, din ve ahlaka bağlılık” şeklinde özetlenebilir. İslam dünyasının geri kalmışlık nedenlerini cehalet ve taassuba bağlar. Sosyal sorunlar, cehalet, fakirlik ve inançsızlık konuları üzerine temellendirdiği şiirleri ve makaleleriyle hatta vaazlarıyla halkı aydınlatmak ister.
Mehmet Akif, İslam dünyasına nasihatte bulunması için Yemen’e davet edilmiş, oradaki Müslümanların dine bağlılığını ve coşkusunu taktirle karşılamış, ancak batıl inançları ve cehaletleri nedeniyle onları eleştirmiştir. Aralık 1915’ te Osmanlı Hükümeti, Almanya’daki Müslüman esirler arasında İngilizlerin aleyhine propaganda yapmak üzere Mehmet Akif’i görevlendirmiştir. Bu vesileyle Batı’yı da görmüş ve bizim kültürümüzle onları mukayese etmiştir. Çanakkale Şehitleri şiirini burada yazmıştır.
18 Mart1915 yılında İtilaf Devletleri donanması Çanakkale Boğazı’nı geçemeyerek Osmanlı ordusu karşısında bozguna uğramış, Türk milleti, bağımsızlık ve vatan savunmasında destanlaşan başarısını, tüm dünyaya kabul ettirmiştir. 250.000’e yakın şehidin kahramanlığını başka bir şair, Âkif kadar güzel anlatamazdı. Şiirin tamamını vermek bu sütunlarda müsait olmadığı için şiirin özünü teşkil eden mısralardan bir derleme yaparak savaş ortamını anlatmaya çalışalım:
“Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi,
…
Eski Dünyâ, Yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, tufan gibi kaynıyor, mahşer mahşer.
Yedi iklîmi cihânın duruyor karşına da,
Ostralya’yla berâber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…
Hani, tâ’ûna da züldür bu rezîl istîlâ!”
Buraya kadar Mehmetçiğin karşısına çıkanların dünyanın dört bir yanından kandırılarak getirilen ve savaştırılan insanlar olduğunu anlıyoruz. Batı’nın gerçek yüzü artık kendini göstermiştir: “Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz… Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.” demektedir.
Şiirin devamında savaş alanının canlı tasvirleri var:
“Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer…
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vâdîlere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere,
Sürü hâlinde gezerken sayısız tayyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermîler…”
Yerden ve gökten yağan saldırılara rağmen Kahraman Mehmetçik, “Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;” “Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?” diyor, O beşerin kudretine boyun eğmez, çünkü “Bu göğüslerse Hudâ’nın ebedî serhaddi”dir.
“Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar… / O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,” diyor. Şiirin bundan sonraki bölümünde şehitlerin kazandığı manevî mertebenin yüksekliği, zengin mecazlarla dile getirilir:
“Yaralanmış tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Râb, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd’i…
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.” diyerek şehitlerin kahramanlığını sahabeyle denk buluyor, haçlı orduları karşısında zafer kazanan Salahaddin’i ve Kılıç Arslanı’ı hayran bırakan bir kahramanlık gösterdiğini söylüyor:
“Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddîn’i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran…
Sen ki, İslâm’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;”
Böylesi bir şehadetin bedeli Peygamberimizin kucaklamasıdır:
“Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.”
“Milli Şair” veya “İstiklal Şairi” olarak bilinen Âkif,’in İstiklal Marşından sonra en çok okunan şiirlerinden biri Çanakkale Destanı’dır. Onun Milli Mücadele ruhunu en derinden yansıtır. Şairin işgal günlerinin hüznünü ve küskünlüğünü dile getirdiği şiirleri de var:
“Yâ Râb bu uğursuz gecenin yok mudur sabâhı? / Mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felâhı!” mısralarıyla başlayan şiirinde onun da yaşanan felaketlerin nedenini anlamlandırma çabaları ve İlahî adalete çağrısı var. O, “İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden, bizi helâk eder misin, Allah’ım?” (A’râf Suresi 155. Ayetin bir kısmı) diyerek yardım beklemektedir.
1920 yılında Bursa, Yunan ordusu tarafından işgal edilir. Yunan komutanları Osman Gazi ve Orhan Gazi’nin türbelerini talan eder, Türk mukaddesatına hakarette bulunur. Hatta eski bir Bizans prensesi olduğu halde kendi isteğiyle Müslüman olup Orhan Gazi ile evlenen Nilüfer Hatun’un kabri de küfürlerle tekmelenir. Bunun üzerine Akif “Bülbül” şiirini yazar. Onun böylesi bir zilleti yaşamaktansa hürriyet aşığı bülbülün yerinde olmayı dilediğini görüyoruz:
“Hayır, mâtem senin hakkın değil… Mâtem benim hakkım:
Asırlar var ki, aydınlık nedir, hiç bilmez âfâkım!
Tesellîden nasîbim yok, hazân ağlar bahârımda;
Bugün bir hânmansız serseriyim öz diyârımda!
Ne hüsrandır ki: Şark’ın ben vefâsız, kansız evlâdı,
Serâpâ Garba çiğnettim de çıktım hâk-i ecdâdı!”
Tüm sıkıntılar, aşağılanmalar Âkif’in mücadele azmini kırmamıştır. 1920 yılı ocak ayında Mehmet Akif, Kuvayi Milliye’nin Ege’deki merkezlerinden Balıkesir’e gider. Akif burada halktan aradaki ayrılık nedenlerini kaldırmalarını, düşmanlara karşı birleşilmesini isteyip, halkı yurt savunmasına çağırır. Çünkü Anadolu iç isyanlarla karşı karşıyadır. “Kurtuluş Savaşı sürerken Akif Kastamonu camilerinde yaptığı konuşmalarda Müslümanları birliğe, düşmana karşı savaşmaya ve mücadeleye çağırır. Bu konuşmaların yayımlandığı dergi ve gazeteler Anadolu’nun bütün illerinde, sancaklar ve kazalardaki idarecilerle toplantı yerlerinde okutturulur.”
Âkif’in millî mücadele ruhunun canlanması için gösterdiği çabalarını anlatmak sütunlara sığmaz, ne söylesek az gelir. Bu günleri bizlere emanet edenlere bir vefa borcumuz olduğunu hatırlayarak onları anmak istedik. Kutlu bayramlarımız daim olsun, diyerek yazımızı bitirelim.
Sanayi üretim endeksi haziranda yıllık yüzde 1,4 azaldı, aylık yüzde 0,1 arttı. Bu değişim, ekonomik…
Ligde 68 sezonda 6 şampiyon çıktı hakkında son gelişmeler. Ligde 68 sezonda toplamda 6 farklı…
Doğu Anadolu'nun kuzeydoğusu için gök gürültülü sağanak uyarısı hakkında son gelişmeler. Doğu Anadolu'nun kuzeydoğusunda gök…
UEFA, AFC ve CONCACAF, FIFA Başkanı Infantino'ya yönelik eleştirilerini ortak bir açıklama ile duyurdu. Bu…
Fransa'nın güneydoğusunda yangınlarla mücadele hakkında son gelişmeler. Fransa'nın güneydoğusunda, yaz aylarının gelmesiyle birlikte yangınlarla mücadele…
İngilterenin bazı bölgeleri 54 gündür kayda değer yağış görmedi. Bu durum, tarım ve su kaynakları…
View Comments
Memleketimiz nice şairler ve edebi kişiler yetiştirmiştir ki bunlardan birisi de Merhum Mehmet Akif Ersoy' dur kendisini ve cümle şairlerimizi rahmetle anıyorum bizim şanslı yönümüz şudur ki M.Akif gibi bir milli şairimizin o yedi düvelin pervasızca milletimizin üzerine gelişini görmüş milletimizin de o yedi düveli geldiğine geleceğine pişman ettiğini görmüş olmasıdır. Biz milletçe olan şansımız ise M.Akif gibi bir Milli şairimizi kendi benliğimizden çıkarmış olmamızdır kendilerini ve bu memleketi bizlere hediye eden tüm şehit Şühedayı bir kez daha rahmetle ve minnetle anıyorum.
Yazılarınızın devamını ise dört gözle bekliyoruz. Saygılarımla 👏👏
Kutlu bayramlarımız daim olsun ne güzel bir yazı ne güzel bir son cümle Rabb'im dirligimizi birliğimizi kuvayi Milliye ruhumuzu daim etsin.Gelecek nesillerimizede bu bilinçle bilinçlenmeyi nasip etsin Yazılarınızı ilgiyle izliyorum Ayşegül hanım selamlar sevgiler
Mehmet Âkif’in mesajı çok net: Umutsuzluk değil, azim kurtarır. Geçmişimizi hatırlamak, geleceğimizi güçlendirir. Çok anlamlı bir yazı, emeğinize sağlık. 🇹🇷
Milli mücadele döneminde yaşamış şairimizi rahmetle anıyorum gençlik yillarimda kızıyla tanışmıştık Didim'de Semra hanımla basında hiç rastlamadım.
Büyük şairin büyüklüğünü iliklerimize kadar hissetmemize vesile olan yazınız için teşekkür ediyoruz.Yüreğinize sağlık,kaleminize kuvvet...
S.a.Hocahanım Akifdeki coşkuyu ele almışsınız teşekkürler. Milletin duygularına tercüman oldunuz.maasselam
Âkif'i genç nesillere anlatmak da O'nu gerçek mânâda anlamak,anlayabilmek de ne güzel.
Seçtiğiniz can alıcı mısralarıyla Âkif'i şiirleriyle ne güzel dile getirmişsiniz.
Gönlünüze sağlık.Kaleminize bereket.
Bayramın araya girmesi ile yazıyı bana göre gecikmeli okudum. Akif’in duygu ve düşüncelerini kendi yaşadığı çağın şartları içerisinde, ifade ettiklerini, bize, günümüze aktarış biçimi ile yazarımızın başarılı bir çalışmasını daha okuyoruz.
Diline, gönlüne sağlık.
Her yeni yazıyı sabırsızlıkla bekliyoruz.
Gönlümüzü doyuran yazılarınıza bereket,
Selam, saygı ve Dua ile….
Teşekkür ederiz Ayşegül hanım yüreğinize kaleminize sağlık. Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy a Allah tan rahmet diliyorum.
Bu kadar güzel anlatmak ne güzel aslından Mehmet Akif Ersoy hayranıyım siz anlatınca daha lezzetli olmuş emeğinize sağlık