Makale

SÖZDEN HAYATA, İNANÇTAN KULLUĞA: TEVHİD

SÖZDEN HAYATA, İNANÇTAN KULLUĞA: TEVHİD

İslâm, yalnızca belirli zamanlarda yerine getirilen dinî ritüellerden ibaret değildir. O, insanın inancını, ibadetini, ahlâkını, aile hayatını, ticaretini, sosyal ilişkilerini ve bütün tercihlerini kuşatan bir hayat nizamıdır. Bu sebeple bir Müslümanın dindarlığı, yalnızca zor zamanlarda Allah’ı hatırlaması veya günlük hayatındaki bazı işlerini besmele, dua ve benzeri ifadelerle başlatmasıyla ölçülemez. Asıl olan, Allah Teâlâ’ya iman ve kulluk bilincinin hayatın bütününe yansımasıdır.

Mümin, Allah’ı hayatının yalnızca belirli alanlarında hatırlayan değil; O’nun kendisini her hâliyle gördüğünü, bildiğini ve gözettiğini bilen insandır. Bu bilinç, ibadetlerden ahlâka, bireysel tercihlerden toplumsal sorumluluklara kadar bütün hayatı etkiler.

Nitekim Kur’an-ı Kerim, insanın hayatını Allah’ın rehberliğinden bağımsız düşünmemesi gerektiğini bildirir. Yüce Allah şöyle buyurur:

“De ki: Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir.” (En‘âm, 6/162)

Bu ayet, kulluğun hayatın belirli bir bölümüne hapsedilemeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır. Müminin hayatı ile inancı arasında bir bütünlük bulunmalıdır.

Tevhid, Yalnızca Allah’ın Varlığına İnanmak Değildir

Tevhid, Allah Teâlâ’nın birliğini kabul etmekle birlikte O’nu ulûhiyet ve rubûbiyetinde eşsiz bilmek, yalnızca O’na kulluk etmek ve kulluğun gerektirdiği şekilde hayatını düzenlemektir.

Kur’an’ın anlattığı Mekke müşrikleri, Allah’ın varlığını bütünüyle inkâr eden kimseler değildi. Onlar, gökleri ve yeri kimin yarattığı sorulduğunda Allah’ın adını anıyorlardı. Nitekim Kur’an şöyle buyurur:

“Andolsun, onlara, ‘Gökleri ve yeri kim yarattı?’ diye sorsan, mutlaka ‘Allah’ derler.” (Lokmân, 31/25)

Buna rağmen onların yanlışı, Allah’ın yaratıcı olduğunu kabul etmekle birlikte kullukta ve ilâhlık anlayışında O’na ortaklar koşmalarıydı.

Kur’an, onların putları hangi gerekçeyle benimsediklerini de şöyle aktarır:

“Biz onlara sadece bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz.” (Zümer, 39/3)

Başka bir ayette ise şöyle denilmektedir:

“Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir.” (Yûnus, 10/18)

Dolayısıyla şirk, yalnızca taş veya ağaçtan yapılmış putlara tapmaktan ibaret değildir. Şirkin temelinde, Allah’a ait olan ulûhiyet ve kulluk alanında O’na ortaklar koşmak vardır.

Bu nedenle tevhidin doğru anlaşılması için ilah, rab ve kulluk kavramlarının Kur’an’daki anlam alanlarının bilinmesi önem taşımaktadır.

Allah’ı Tanımak, Hayatı O’nun Hidâyetiyle Anlamlandırmaktır

Kur’an’ın temel gayelerinden biri, insana Allah Teâlâ’yı tanıtmak ve insanın O’nunla doğru bir ilişki kurmasını sağlamaktır.

Allah Teâlâ, insanı başıboş bırakmamış; peygamberler ve ilâhî kitaplar göndererek doğru yolu göstermiştir. Bu bakımdan vahiy, yalnızca teorik bir bilgi kaynağı değil, insanın hayatına yön veren ilâhî bir rehberdir.

Allah Teâlâ’nın isim ve sıfatlarını bilmek de yalnızca zihinsel bir bilgi olarak kalmamalıdır. Rab olduğunu bilmek, O’nun terbiyesine teslim olmayı; ilah olduğunu bilmek, yalnızca O’na kulluk etmeyi; kulluk etmek ise hayatı O’nun rızasına göre düzenlemeyi gerektirir.

Bu sebeple marifetullah, yani Allah’ı gereği gibi tanıma, insanın hayatında ahlâkî ve amelî bir karşılık bulmalıdır.

İman, Menfaat Şartına Bağlanamaz

Kur’an-ı Kerim, imanı dünya hayatındaki şartlara ve kişisel çıkarlara bağlayan anlayışı da eleştirmektedir:

“İnsanlardan kimi Allah’a kıyıdan kenardan (şarta bağlı ve tereddütlü olarak) kulluk eder; eğer kendisine bir iyilik dokunursa buna gönlü yatışır ve huzur bulur, ama başına bir imtihan veya sıkıntı gelirse hemen yüz çevirip dinden geri döner. O, dünyasını da âhiretini de kaybetmiştir. İşte apaçık hüsran (ziyan) budur.” (Hac, 22/11)

Bu ayet, iman ile menfaat arasında kurulabilecek yanlış ilişkiye dikkat çekmektedir.

Mümin, nimet geldiğinde Allah’a yönelip sıkıntı geldiğinde O’ndan yüz çeviren kimse değildir. O, nimette şükretmesini, sıkıntıda sabretmesini ve her iki durumda da Allah’a kulluğunu sürdürmesini bilir.

Dolayısıyla Müslümanın Allah ile ilişkisi bir tür pazarlık ilişkisi değildir. Mümin, Allah’a yalnızca işleri yolunda gittiği zaman değil, her hâlükârda kulluk eder.

Tevhid, Hayatın Parçalanmasına İzin Vermez

Kur’an-ı Kerim, insanın birbiriyle çelişen otoriteler arasında parçalanmasını anlamlı bir temsille anlatmaktadır:

“Allah şöyle bir misal verdi: Birbiriyle çekişen, hırçın birçok ortağın sahip olduğu bir köle ile yalnız bir kişiye ait olan bir köle. Bu ikisinin durumu bir olur mu? Hamd (övgü ve şükür) Allah’a mahsustur, fakat onların çoğu bunu bilmezler.” (Zümer, 39/29)

Bu ayette verilen örnek, insanın birden fazla ve birbiriyle çelişen otoritenin talepleri arasında kalmasının doğurduğu parçalanmayı göstermektedir.

İnsanın nefsî arzuları, toplum baskısı, çıkar ilişkileri, alışkanlıklar veya beşerî otoriteler; Allah’ın açık hükümleriyle çatıştığında müminin ölçüsü vahiydir.

Bu durum, insanın bütün beşerî ilişkileri reddetmesi anlamına gelmez. Aksine İslâm; aileye, topluma, yöneticilere, âlimlere, anne-babaya ve diğer insanlara karşı birtakım hak ve sorumluluklar belirlemiştir. Ancak bunların hiçbirisi Allah’ın yerine mutlak bir otorite hâline getirilemez.

Nitekim Peygamber Efendimiz (S.A.V.) şöyle buyurmuştur:

“Yaratıcıya isyan olan yerde yaratılmışa itaat yoktur.”

Bu ilke, kulluğun nihai merciinin Allah Teâlâ olduğunu ortaya koymaktadır.

İslâm, Hayatın Bütününü Kuşatır

İslâm’ın ibadetlerle sınırlı bir din anlayışına indirgenmesi doğru değildir. Bununla birlikte dinin hayatın bütün alanlarıyla ilişkili olduğunu ifade etmek, her meselenin aynı derecede dinî hüküm taşıdığı veya her sosyal ve siyasî tercihin doğrudan bir itikad meselesi olduğu anlamına da gelmez.

Kur’an ve sünnet; ibadetlerden ahlâka, aile hayatından ticarete, adaletten kul haklarına kadar birçok alanda temel ilkeler ortaya koymuştur.

Bu nedenle Müslümanın görevi, hayatını vahyin belirlediği ölçülerden bağımsız hâle getirmek değil; karşılaştığı meselelerde Allah’ın rızasını gözetmek, helal ve haram sınırlarına riayet etmek ve adaletten ayrılmamaktır.

İslâm’ın bütünlüğü de burada ortaya çıkar: İman kalpte, ibadet bedende, ahlâk davranışta ve adalet toplum hayatında görünür hâle gelir.

Tevhid, Şirke Karşı Sürekli Bir Bilinç Hâlidir

Kur’an-ı Kerim, şirki büyük bir zulüm olarak nitelendirmiştir:

“Şüphesiz şirk, gerçekten büyük bir zulümdür.” (Lokmân, 31/13)

Yine şöyle buyurulmuştur:

“İman edip de imanlarına zulüm bulaştırmayanlar var ya, işte güven onlarındır ve doğru yolu bulanlar da onlardır.” (En‘âm, 6/82)

Bu ayetler, iman ile şirk arasındaki temel ayrımı ortaya koymaktadır.

Bununla birlikte herhangi bir kimse hakkında tekfir hükmüne varmak, son derece ağır ve ilmî şartları bulunan bir meseledir. Bir sözün veya davranışın küfür ya da şirk niteliği taşıması ile belirli bir kişi hakkında tekfir hükmü verilmesi aynı şey değildir. Bu sebeple itikadî meseleler konuşulurken hem tevhidin esasları açıkça ortaya konulmalı hem de tekfir konusunda ilmî ölçüler ve dinî sorumluluk gözetilmelidir.

Günümüzde Tevhid Bilincinin Korunması

Günümüzde insanın hayatını etkileyen otoriteler ve değer sistemleri çeşitlenmiştir. Ekonomik çıkarlar, tüketim kültürü, ideolojik bağlılıklar, aşırı dünyevileşme, sosyal baskılar ve kişisel arzular, insanın tercihlerini güçlü biçimde etkileyebilmektedir.

Bunların her birini doğrudan “şirk” olarak nitelendirmek doğru olmadığı gibi, bunların insanın Allah’a kulluğunu ve dinî sorumluluklarını gölgede bırakabilecek birer etkene dönüşebileceğini göz ardı etmek de doğru değildir.

Mümin için esas mesele şudur:

Allah’ın rızası, hayatımızdaki diğer bütün değer ve menfaatlerin üzerinde midir?

İnsan, kararlarını verirken Allah’ın helal ve haram ölçülerini dikkate alıyor mu?

Kazanç, makam, itibar, ideolojik bağlılık veya sosyal çevre; Allah’ın emirlerinin önüne geçiyor mu?

İşte tevhid bilinci, bu sorular karşısında insanın kendisini sürekli muhasebe etmesini sağlar.

Netice İtibarıyla: Tevhid, Hayatı Allah’a Teslim Etmektir

Tevhid, yalnızca “Allah birdir.” demekten ibaret bir söz değildir. Tevhid, Allah’ı bir bilmek, yalnızca O’na kulluk etmek, O’ndan başka hiçbir varlığa ilahlık vasfı yüklememek ve hayatı O’nun rızasına göre anlamlandırmaktır.

Bu sebeple Müslüman, dinini hayatının belli alanlarına hapsedemez. Namazında Allah’a yönelirken ticaretinde O’nun hükümlerini göz ardı edemez; ibadet ederken ahlâkını ihmal edemez; Kur’an okurken onun hayatına yön veren bir rehber olduğunu unutamaz.

Müminin asıl gayesi, Allah’ı hayatın kenarında tutmak değil, hayatını Allah’ın rızası etrafında anlamlandırmaktır.

Kur’an’ın çağrısı açıktır:

“Ey iman edenler! Hepiniz topluca İslâm’a girin ve şeytanın peşinden gitmeyin.” (Bakara, 2/208)

İslâm’ın bütünlüğü, iman ile amel; ibadet ile ahlâk; kalp ile davranış; dünya hayatı ile âhiret sorumluluğu arasında kurulacak doğru ilişkiyle ortaya çıkar.

Müslümanın görevi, dinî kimliğini yalnızca bazı söz, sembol ve ritüellerle görünür kılmak değil; tevhidi hayatının ölçüsü hâline getirmektir.

Çünkü gerçek kulluk, Allah’ı yalnızca dil ile anmak değil; O’nu Rab bilerek hayatın bütününde O’nun rızasını aramaktır.

“De ki: Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir.” (En‘âm, 6/162)

Kadir Bekil

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Recent Posts

  • Genel

Hüseyin Zarifi Öldürüldü

İran Devrim Muhafızları komutanı Hüseyin Zarifi öldürüldü İran Devrim Muhafızları Ordusu mensubu Tuğgeneral Hüseyin Zarifi,…

17 saniye ago
  • Genel

Almanya’dan Türkiye’deki Patriot Görevine Uzatma Kararı

Almanya'dan Türkiye'deki Patriot Görevine Uzatma Kararı ALMANYA, MALATYA'DAKİ PATRİOT GÖREV SÜRESİNİ NİSAN 2027'YE KADAR UZATTI…

24 dakika ago
  • Gündem

Mansur Yavaş’ın CHP’den İstifası: Bağımsızlık Kararı mı, Cumhurbaşkanlığına Yeni Bir Yol mu?

Mansur Yavaş’ın CHP’den İstifası: Bağımsızlık Kararı mı, Cumhurbaşkanlığına Yeni Bir Yol mu? Türk siyaseti yine…

39 dakika ago
  • Genel

İngiliz Şarkıcı Paloma Faith’ten Vicdanları Harekete Geçiren Çıkış

İngiliz Şarkıcı Paloma Faith'ten Vicdanları Harekete Geçiren Çıkış: "Çocuklarımı Her Gece 'Özgür Filistin' Diyerek Uyutuyorum"…

59 dakika ago
  • Gündem

ABD Abbas’ın Sesini Kesmek İstedi, BM Kürsüsü Filistin’i Konuştu

ABD Abbas’ın Sesini Kesmek İstedi, BM Kürsüsü Filistin’i Konuştu ABD'nin Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'a…

1 saat ago
  • Genel

ATATÜRK’ÜN “BİLARDO” RÜYASI: FREUD VE JUNG PERSPEKTİFİNDEN İLMÎ BİR ANALİZ

ATATÜRK’ÜN “BİLARDO” RÜYASI: FREUD VE JUNG PERSPEKTİFİNDEN İLMÎ BİR ANALİZ Bilindiği üzere hayatı boyunca akla,…

1 saat ago