Mirat Haber’den: Emekli salon subaylarının NATO günü muhtırası

103 emekli amiral tarafından imzalanan ya da son durumda 104 oldular, demokrasiye ve seçilmiş hükümete, parlamento iradesine müdahale eden, yersiz ifadeler içeren NATO’nun kuruluş gününün 63. yıldönümü 4 Nisan Cumartesi akşamı yayınlanmış “Emekli Amiraller Rahatsız” muhtırasının tutarsızlıklarla dolu tam metni ve aralarına eklediğimiz yorumlarımız şu şekilde.

“Yüce Türk Milletine,

Son zamanlarda gerek Kanal İstanbul, gerekse Uluslararası Antlaşmaların iptali yetkisi kapsamında Montrö Sözleşmesi’nin tartışmaya açılması endişe ile karşılanmaktadır.

Genelde orduevlerinde ve çeşitli lokallerde bol bol televizyon tartışma programı seyreden emekli deniz subayları, kamuoyundaki tartışmalar ile hükümetin resmi hamlesi arasındaki farkı tam olarak kavramaktan yoksun görünüyor.

Türk Boğazları, dünyanın en önemli suyollarından biri olup, tarih boyunca çok uluslu antlaşmalara göre yönetilmiştir.

Bunca amiralden biri bile çokuluslu sözcüğü nasıl yazıldığını bilmiyor ya da okumadan imza vermişler. 

Bu antlaşmaların sonuncusu ve Türkiye’nin haklarını en iyi şekilde koruyan Montrö; sadece Türk Boğazlarından geçişi düzenleyen bir sözleşme değil, Türkiye’ye İstanbul, Çanakkale, Marmara Denizi ve Boğazlardaki tam egemenlik haklarını geri kazandıran, Lozan Barış Antlaşmasını tamamlayan büyük bir diplomasi zaferidir. Montrö, Karadeniz’e kıyıdaş ülkelerin güvenliğinin temel belgesi olup Karadeniz’i barış denizi yapan sözleşmedir. Montrö, Türkiye’nin herhangi bir savaşta, savaşan taraflardan birinin yanında istemeden savaşa girmesini önleyen bir sözleşmedir.

Montrö değil Montrö Anlaşması. Montrö ya da Montreux, bir şehrin adı. Diyelim ki bu özelliklere sahip – ki o da tartışılır – hükümetin savunmadığı yeni anlaşmada bu özelliklerin kaybolacağını kim söylüyor?

Montrö, Türkiye’nin II. Dünya Savaşında tarafsızlığını korumasına imkân yaratmıştır. Bu ve benzeri nedenlerle, Türkiye’nin bekasında önemli bir yer tutan Montrö Sözleşmesinin tartışma konusu yapılmasına/masaya gelmesine neden olabilecek her türlü söylem ve eylemden kaçınılması gerektiği kanaatindeyiz.

Türk bahriyesi, deniz kuvvetleri, yıllarca aralarındaki bu tip analitik düşünme yetisinden yoksun insanlar tarafından mı yönetilmiş. Çok sayıda üstün nitelikli kişiyi kim bilir hangi entrikalarla ekarte etmişler. 2. Dünya Savaşı’ndaki Türk tarafsızlığı için dört yıllık çabayı ‘Montrö’ye indirgemişler’. Bir de klasik “bu ve benzeri nedenlerle” tembel zihin sözcükleri. İzah edin o benzeri nedenleri madem çok bilgilisiniz.

Diğer taraftan; son günlerde basında ve sosyal medyada yer alan kabul edilemez nitelikteki bazı görüntüler, haber ve tartışmalar ömrünü bu mesleğe adamış bizler için çok derin bir üzüntü kaynağı olmuştur.

Yine televizyon haberleri. Bazı ülkelerde emekli amiraller şirketlerde çalışırlar, yöneticilik yaparlar, boşta Orduevlerinde sohbetle televizyonla, tavlayla ölümü beklemez, iş yaparlar. Ama bu eski memurlarımız hayatı televizyon seyrederek ve sonra aralarında tartışarak geçiyor belli ki.

TSK ve özellikle Deniz Kuvvetlerimiz son yıllarda; çok bilinçli bir FETÖ saldırısı yaşamış ve çok değerli kadrolarını bu hain kumpaslara kurban vermiştir. Bu kumpaslardan çıkarılacak en önemli ders; TSK’nin, anayasanın değişmez, değiştirilmesi teklif edilemez temel değerlerini titizlikle sürdürmesi zaruretidir.

FETÖ sizin zamanınızda yayıldı. Siz Amirallerin ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından koordine edilen Batı Çalışma Grubu’nda 28 Şubat’ta FETÖ ile kolkola oldunuz. Ardından siz, bir casusluk örgütü olan FETÖ’ye yabancılara çalışan yabancı casusluk örgütü olarak değil, dindarlar grubu olarak yaklaştınız. Bu nedenle bütün suçlamalarınız “dindar istemiyoruz” yönelimliydi. Bu yaklaşımınız nedeniyle, normal dindar insanlar, bunlara merhamet ettiler. Oysa deseydiniz bunlar hain, kökü dışarıda casusluk örgütü, durum farklı olurdu. Ama o da sizin için bir sorun değil.

Şimdi de bu yanlışı devam ettiriyor ve “FETÖ dindardı, bütün dindarlar kötü” maksatlı çocuksu mantıkla ortaya çıkıyorsunuz. FETÖ dindar değildi, FETÖ sizlerin bazılarınızın da yakından bildiği Derin Devlet içinde, İngilizler tarafında kurulan ve Amerikalılar tarafından devralınan bir casusluk örgütüydü.

Bu gerekçelerle, TSK ve Deniz Kuvvetlerimizi bu değerlerin dışına çıkmış, Atatürk’ün çizdiği çağdaş rotadan uzaklaşmış gösterme çabalarını kınıyor ve tüm varlığımızla karşı çıkıyoruz. Aksi halde, Türkiye Cumhuriyeti, tarihte örnekleri olan, bunalımlı ve bekası için en tehlikeli olayları yaşama risk ve tehdidi ile karşılaşabilecektir.

Uzaklaştı deme cesaretini gösteremiyor, “uzaklaşmış gösterme çabası var” diyorlar. Bu kurnazca keskin zekâlarından dolayı orduevindeki köşelerinde alkışlamışlardır kendilerini.

Türk Milletinin bağrından çıkan şanlı bir geçmişe sahip, Ana ve Mavi Vatan’ın koruyucusu Deniz Kuvvetleri Komutanlığı personelinin Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda yetiştirilmesi elzemdir.

Ana ve Mavi, harika terim. Anavatan birleşik sözcüktür, anavatan ve mavi vatan iki isim tamlaması değildir. Mavi Vatan da son iki yılda kullanıma girdi. Benimsemişler.

Ülkemizin her köşesinde denizde, karada, havada, iç güvenlik bölgesinde ve sınır ötesinde fedakârca görev yapan, Mavi Vatandaki hak ve menfaatlerimizin korunması için Atatürk’ün gösterdiği yolda canla başla çalışan cefakâr Türk Denizcilerimizin yanındayız. Deniz Şehitlerimizi anarak Saygıyla duyururuz.”

O zaman sorun bakalım. Türkiye Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Cumhuriyet tarihinde hangi dönemde en güçlü düzeyine gelmiştir? Daha önce Libya’ya ikmal yapması, Fransa, İtalya, Yunanistan, İsrail, Mısır kuvvetlerine geri çekilin demesi, kendi firkateynini, kendi denizaltısını, kendi denizden karaya, denizden havaya füzelerini yapması, kendi SİDA’larını salması, dürü davranışlı dronlarını yayması akla gelir miydi? Sizin zamanınızda mı güçlüydü, şimdi mi güçlü?

Sizinkiler tam iktidardaydı. Neden beceremediniz? Neden şimdi bunların geliştirilmesinde rol almıyorsunuz? Oturun tasarlayın, savaş oyunları yapın, stratejik rapor yazın, ülkeye katkıda bulunun. Yapamıyorsunuz. Çünkü ne yönetici niteliğiniz var ne de analitik düşünme.

Bu nedenle bütün beceriniz orduevlerinde toplanıp DÜŞMANLARIN Türkiye’de darbe yaparak ülkeyi yeniden köleleştirme çabalarına destek olmanız. “İşgal ederler kazanırlar da o zaman gidip randevu isteriz işgalci subaylardan, bak NATO kuruluş gününde yazdığımız o kurtarın bizi muhtırasında benim de imzam vardı” diye.

Pekiyi diyelim tarikatler var, casus örgüt yok. Pekiyi o zaman diğer mistik ezoterik tarikatlara bakalım. Bu 103+1’den kaçı Mason tarikati üyesi? Masonluk tamam, kılıç dayamalar, ayinler mayinler, kurban törenleri, sizinkilere gelince tamam, normal. Müslümanlar söz konusu olunca, ibadet onlara yasak. Dolayısıyla önce aranızdan kökü dışarıda teşkilatları çıkarın, ardından aranızdaki sızmış casusları çıkarın, ardından aranızdan derin devlet tortularını çıkarın, ardından son FETÖcüleri arındırın. Muhtıralarla, NATO günü yazılmış şifreli mesajlarla değil, adam gibi, vatandaş gibi gelin, devlet de size vaktiyle faydalı emekli memurlar muamelesi yapsın.

Ayrıca ilk cumhurbaşkanı Kemal Atatürk’ü sürekli bir taraf, diğer milyonları da başka taraf gibi sunmaya devam etmeniz, Kemal Atatürk’ü tarihimizin ortak değeri değil, siyasi bir taraf olarak, siyasi kişiliğe indirgenmiş olarak sunmaktır. Kimse siyasi bir tarafa uymak zorunda değildir. Tarihimizdeki şahsiyetler hepimizin ortak değeridir. Fenerbahçe orduevinde vakit öldüren çağdışı zihniyetli bir grup eski bahriyelinin şahsi malı değildir.

Size öğretmek lazım ama işinize gelmez: Atatürk’ün birinci ilkesi ordunun, subayların siyasete karışmamasıdır. Zaten onun temel düşüncesinin karşısındasınız. Onurlu dış politika da onun temel ilkesidir. Ülkenin ekonomik bağımsızlığı da. Başta askeri endüstri ve teknolojide bağımsız olmak da. Siz ise halktan alıp, köylüden söküp toplanan paraları Amerikalıya Avrupalı’ya vermeyi maharet sayan Tanzimatçı zihniyettesiniz. Şu NATO günü yazdığınızla da Mütarekeci zihniyettesiniz. Tamam üniformanız yok, sivilsiniz. Ama kişisel cesaretiniz olmadığından, bir sivil olarak bireysel mektup yazmak yerine Amiral rütbesinin arkasına saklanıp 100 küsür arkadaşınızı siper alarak yaptınız bu saldırıyı.

Bu yaptığınız toplu eylem, yok Kanal İstanbul, yok “televizyonda Montrö duydum moralim bozuldu” tarzı saçmalıklar, bu yazılan paçavra, toplu eylem, açıkça vatana ihanettir. Halk ve onun temsilcisi demokratik sivil yönetim neden vatana ihanet planlayan, yabancı düşmana destek veren şahıslara emekli maaşı ödeyip, lojmanda barındırıp, milyonlarca liralık sağlık hizmeti sağlayıp, düğün dernek temaşa dolu orduevlerinde beş kuruşa içkili ziyafet, hanımefendilere de üç kuruşa boya hizmeti versin?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here