
Modern düşüncenin hayatı kompartımanlara ayıran parçacı zihniyet yapısı; devletten bireye, dinden bilime, siyasetten ahlaka kadar insan hayatını kuşatan tüm kurumları ait olduğu bütüncül bağlamdan kopararak küresel ölçekte derin bir anlam ve meşruiyet krizine yol açıyor. Yapılan kapsamlı fikri ve sosyolojik analizler, özellikle siyaset ile ilahi referanslara dayalı ahlak arasındaki bağın koparılmasının, günümüz toplumlarında kronikleşen siyasal, hukuki, iktisadi ve içtimai bunalımların temel kaynağı olduğunu ortaya koyuyor. Modern tasavvurun değer yüklü kavramları asli mecrasından saptırması, en başta dinin buyurgan ve kuşatıcı gücünü hedef alarak toplumsal çözülmeyi ve yabancılaşmayı hızlandırıyor.
Geleneksel ve ilahi referanslardan koparılan seküler siyaset kuramı, iktidarın yegâne gayesini “başarı, güç ve muvaffakiyet” olarak tanımlıyor. Siyasi hedeflere ve iktidarın bekasına ulaşmak adına başvurulan her türlü usul ve aracın ahlaka aykırı olmasında hiçbir beis görmeyen bu yaklaşım, dünya siyaset sahnesinde günden güne kurumsallaşıyor. Din ve kutsalın denetiminden tamamen çıkarılan bu pragmatik anlayış, yöneticilerin dizginlenemez iktidar hırsını körüklerken; dinden bağımsızlaştırılmış ahlak kavramı ise her siyasetçinin kendi şahsi ve iktidar odaklı çıkarlarına göre tanımladığı görece, keyfi bir araca dönüşüyor. Devletin, yönetme erkinin ve siyasetçinin adeta ilahlaştırıldığı bu düzende, insan “ahsen-i takvim” sıfatından ve fıtri mertebesinden koparılarak sadece sistemin ve gücün bir nesnesi haline getiriliyor.
Yapılan analizlerde, seküler-laik çevrelerin dilden düşürmediği “ahlak” söylemi ile Müslüman şahsiyetin “Önce Ahlak” ilkesi arasındaki esasa dair mahiyet farkına dikkat çekiliyor. Seküler-sekülerist sistemlerde ahlak; bireysel tercihlere indirgenen, somut icraatlardan yalıtılan ve çoğu zaman idari adaletsizliklerin, liyakatsizliklerin, rüşvetin ile toplumsal yozlaşmanın üzerini örten konjonktürel bir söylem olarak kullanılıyor. Meyhaneden kumarhaneye kadar her türlü yozlaşmaya ruhsat veren ve ilahi hükümleri yok sayan siyasi yapılar, sıra kamuoyuna beyanat vermeye geldiğinde ahlak meşruiyetine sığınmaktan çekinmiyor.
Buna karşın İslami ilkeler ışığında yükselen ahlak tasavvuru; kaynağını doğrudan Kur’an-ı Kerim ve Sünnet’ten alan, iman eşiği aşıldıktan sonra amelle bütünleşen ve hayatın tüm alanlarını kuşatan sarsılmaz bir hakikat olarak konumlanıyor. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) “Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” buyruğu hatırlatılarak; siyasetin ve yönetme erkinin de bu nebevi ve ilahi ilkelerden bağımsız düşünülemeyeceği, aksi halde adaletin imkânsızlaşacağı vurgulanıyor.
İslami Ahlak üzerine yapılan değerlendirmelerde, ilahi ve fıtri ölçütlerden soyutlanmış bir siyaset mekanizmasının insanlığa huzur, emniyet, şeffaflık ve adalet sunamayacağı açıkça ifade ediliyor. Sürekli ahlak söylemi üretip amelde yalan, aldatma, haksız kazanç, kamu malını gasp ve toplumsal ifsat üreten siyaset tarzının meşruiyet zeminini tamamen kaybettiği belirtiliyor. Yöneticilerin halka ve yaratıcıya karşı dürüst olma sorumluluğunu yitirdiği bu sekülerleşmiş düzende, insan merkezli adil yönetim anlayışının yerini gücü, serveti ve dar bir zümrenin iktidarını koruyan yapılar alıyor.
Allah Gökte midir? “YUKARIDA ALLAH VAR” SÖZLERİ GÜNAH BİR SÖYLEM MİDİR? Allah zerreciklerden galaksilere kadar…
NİJERYA NEDEN FAKİR? PETROLÜ VAR, ZENGİNLİĞİ VAR, HALKI YOKSUL! 113 milyon insan yoksulluk içinde yaşıyor.…
“Banka Düzeni Fakirden Alıp Zengine Veren Bir Pompa Olmasın!” Necmettin Erbakan’ın 1991 seçimleri öncesinde TRT’deki…
NATO Komutanı Grynkewich'ten Rusya’ya Sert Uyarı: "Saldırıyı Destekleyen Her Unsuru Yok Ederiz" NATO Avrupa Müttefik…
YÖNETİM KRİZİNİN PERDE ARKASI: BÜROKRASİ Mİ YOZLAŞTI, TOPLUM MU? Siyaset bilimciler ve sosyologlar, günümüz toplumlarında…
ALMANYA’NIN GAZZE SESSİZLİĞİNE FRANKFURT’TAN TOKAT GİBİ CEVAP: PHILIPPE SANDS İSRAİL’İN ZULMÜNÜ YÜZLERİNE VURDU Uluslararası hukuk…