
Kur’an’ın bir adı da Furkan’dır. Yani hakkı bâtıldan, doğruyu yanlıştan, hidâyeti sapıklıktan ayıran ölçü demektir.
“Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an’ın indirildiği aydır…” (Bakara 2/185)
O helerin hak, nelerin bâtıl (geçersiz-yanlış) olduğunu bildirir. Müslümanlar için her konuda şaşmaz ölçüdür, mihenk taşıdır.
“Âlemlere uyarıcı olsun diye kulu Muhammed’e Furkan’ı indiren, Allah, yüceler yücesidir.” (Furkan 25/1)
“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygambere itaat edin, sizden olan ulü’l-emre de… Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -Allah’a ve âhirete gerçekten inanıyorsanız- onu, Allah’a ve Rasûl’e götürün.
Bu, elde edilecek sonuç bakımından hem hayırlıdır hem de en güzelidir.” (Nisâ 4/59)
Kur’an’ın gönderiliş sebebi insanların anlaşmazlığa düştükleri konularda onlara doğru ve hak olan şeyi öğretmektir. Onlara doğru yolu göstermektir. En adaletli hüküm vermelerini sağlamaktır.
“Biz bu Kitab’ı sana sırf hakkında ihtilafa düştükleri şeyi insanlara açıklayasın ve iman eden bir topluma da hidayet ve rahmet olsun diye indirdik.” (Nahl 16/64)
Bir ayette geçen “kavlün fasl” da hak söz, ayırdedici söz demektir.
“Şüphesiz o Kur’an, hak ile bâtılı kavlü’l-fasıl’dır (ayırdedici bir sözdür). O asla bir şaka değildir.” (Târık 86/13-14)
Kur’an’ın haber verdiği olaylar, hak ile bâtılı ayırdeden hak haberlerdir. Bunlar oyuncak ve bâtıl şeyler değildir. Kavlu’l-fasl’a bazıları hak söz, bazıları hüküm sözü manasını verdiler. (Taberî, İbni Cerir. Câmiu’l-Beyân, 12/540)
Rasûlüllah’ı (sav) şöyle dediği rivayet edildi: “…Kur’an, ayırdedici bir sözdür (fasl’dır). O bir şaka değildir…” (Tirmizî, F. Kuran/13 no: 2906-garip kaydıyla)
Kur’an aklın işlevselliğini (fonksiyonunu) şu fiillerle anlatıyor:
Taakkul (akletme). Aklın elbette bir çok görevi vardır. Bunlardan biri de doğru düşünme ve dış dünyayı tasavvur ederek algılama anlamına gelen ‘ta’akkul’dur.
Taakkul aynı zamanda ‘tezekkür’ ve ‘tedebbür’ arasında bağ kurmaktır.
Buna “temyiz edebilen akıl”, “akleden bir kalb/ulu’l-elbâb” veya “akl-ı selîm” diyebiliriz.
Araştırmayan, düşünmeyen akıl, işlevini yerine getirmemiş, potansiyelini kullanmamış demektir.
Tezekkür (zikretme-hatırlama), yönü geçmişi gösteren düşüncedir, hafızaya karşılık gelir.
Tedebbür (tedbirli olma), yönü gelecek olana doğru olan ve tedbir üretme yeteneğidir.
Tefekkuh, derin anlama olarak bu üçünden elde edileni şimdiye ve buraya taşımaktır.
Tefekkür (düşünme) ise bu süreçlerin tümünü kapsar.
Bunların hepsi de olumlu düşünmeyi içerir ve Arapça’da zihinsel çabayı, gayret etmeyi, emek sarfetmeyi ifade eden tefe’ul kalıbından gelir.
“Kur’an, aklı tüm faaliyetlerinde serbest bırakmış, hatta teşvik etmiştir. O kişinin bilgiyi nereden aldığı ile değil, onun hakikate uyup uymadığıyla ilgilenir.
Bilindiği gibi insanın değeri akıllı ve iradeli varlık oluşudur. Aklı olduğu için kullukla görevlidir, mükelleftir ve sorumludur.
Allah’ın teklifleri (dinin emir ve yasakları) akıllı insanlara yöneliktir. Mükellef bu tekliflerin sebebini, hikmetini, yerine getirildiği zaman faydasını, yerine getirilmediği zaman zararını akılla anlayabilir.
Yalnızca alemlerin Rabbi Allah’a ibadet (kulluk) etmenin pek çok hedefi vardır. Bunlardan bir tanesi de kişinin kendi aslıyla yani fıtratıyla buluşmasını, ona fıtratına yabancılaşmamasını sağlamaktır.
‘Fatr veya fâtır’ ilk yaratılışı ifade ettiği gibi, devam eden yaratılışları da anlatır. Fıtrat da Allah’ın yarattıklarına verdiği şekil, yapı, tabiat, özelliklerdir.
Kâinattaki bütün varlıklar Allah’ın kendileri için var ettiği ‘fıtrat’ üzerindedirler. Her varlık, kendi tabiatının gereğini yapar, o çizgisinin dışına çıkmaz. Rabbimiz şöyle buyuruyor:
“O halde yüzünü, Allah’ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah’ın fıtratına (yaratmasına) çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah’ın yaratışı için hiç bir değişme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler.” (30 Rûm/30)
Peygamberimiz (sav) buyuruyor ki:
“Her çocuğu annesi fıtrat üzere dünyaya getirir. Onun bu hali konuşma çağına kadar devam eder, sonra anne-babası onu hırıstiyan, yahudí, mecusi (ateşe tapan) yapar. Eğer anne-baba müslümansalar, çocuk ta müslüman olur.” (Buhârî, Cenâiz/80. Cenâiz/93. Müslim, Kader/22 no: 265. Ebû Dâvûd, Sünnet/18 no: 4714. Tirmizî, Kader/5 no: 2138. Ahmed b. Hanbel, 2/233, 435.)
Bu âyette geçen ‘fıtrat’ın insandaki inanma ve ibadet etmeye meyli ve kabiliyeti anlamına geldiği söylenmektedir.
Allah (cc) bütün insanları kendine inanma ve ibadet etme, şükretme kabiliyetinde ve bunlara meyilli olarak yarattı, yaratıyor. Ezeli sözleşme (kâlu belâ) de buna işaret eder. (A’raf 7/171)
İnsan fıtrat üzere kaldığı, dış etkenler tesir etmediği sürece, Allah’a meyleder.
Buna göre inanmak ve ibadet etmek, fıtrattır. Bunun tersi fıtrata ters düşmektir ve insan bünyesinde arızadır.
İslâm fıtratın dinidir. İslâm, fıtrat olarak Allah’a teslim olma kabiliyetinde yaratılan insanın bu teslimiyetini sağlar.
Kendi fıtratlarını yeterince tanıyanlar, Allah’ı bırakıp başka tanrılara tapınmazlar. Allah’a ibadet edenler fıtratlarının gereğini yaparlar. Ya da fıtratlarıyla buluşurlar.
Kur’an insanları bu fıtrata ve buna uygun olan şeylere, fıtratlarına uygun davranmaya davet eder. Kur’an’ın davet ettiği şeyler de insan yaratılışına son derece uygundur. Onda fıtrata aykırı bir konu, emir veya yasak, yani mükkelefiyet yoktur. Zaten Yüce Yaratıcı yarattığı kullarına güçleri (takati) üzerinde bir sorumluluk yüklemez. (Bekara 2/284)
“Yeryüzündeki temiz, insan sağlığına ve fıtratına uygun rızıklar helâl kılınmıştır.” (Bakara 2/168, 172. Mâide 5/88)
Kur’an bunları açıklıyor, insanları temiz/helâl (tayyibât) rızıkları yemelerini tavsiye ediyor.
“Sana, kendilerine neyin helâl kılındığını soruyorlar. De ki: “Size iyi/temiz şeyler (tayyibât) helâl kılındı…” (Mâide 5/4, 5)
“Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin temiz helâllerden (helâlen tayyiben) yiyebilirsiniz! Şeytanın izinden yürümeyin. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır.” (Bekara 2/168)
Bakara 2/219. İçki ve kumarı zararlı ve günah olduğu,
Bakara 2/173, Mâide 5/3, Nahl 16/15. En’am 6/25te ölünün (leşin), kanın, domuz etinin ve Allah’tan başkası adına kesilenlerin haram kılındığı beyan ediliyor.
Kur’an ayrıca sadece yiyecek, içecek konusunda değil, muhtelif âyetlerde mü’minlere nelerin haram, nelerin helal olduğu açıklıyor.
Kur’an kâinatın, insanın, hayatın, ölümün deneme/ihtihan (ibtilâ) için yaratıldığı haber verdiği gibi bu sınavın kazanılacağını öğretiyor. İnsanın kulluk görevlerini, yani bir insan olarak nelerden mükellef olduğunu, dünya hayatını nasıl mamur edeceğini, yani nasıl mutlu olacağını, âhiret saadetini de nasıl kazanacağını pek çok âyette açıklıyor.
“Allah, size (hükümlerini) açıklamak, size, sizden öncekilerin yollarını göstermek ve tövbelerinizi kabul etmek istiyor. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Nisâ 4/26)
“Ve Allah âyetleri size açıklıyor. Allah, (işin iç yüzünü) çok iyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Nûr 24/18)
Buradaki Allah’ın âyetlerini; bir önceki açıklamada olduğu gibi, Allah’ın sınırları, her konudaki hükümleri, ilâhi ilkeler olarak anlamak mümkün… (Allahu a’lem)
Kur’an’ın önerdiği veya emrettiği bütün ahlaki davranışlar en idealdir, en güzeldir, insana ve fıtrata en yakışandır. İslamın insanlarda hedeflediği şeydir. İlk insandan günümüze kadar doğru olan, değişmeyen davranışlardır. Bu, kaliteli, kişilikli, izzetli, değerli (keremli) insanların vasfıdır.
Üstelik bütün ibadetlerin bir amacı da iman edenlere güzel ahlak, değerli bir kişilik kazandırmaktır.
“Hayırlınız, ahlâkı güzel olanınızdır.” (Buhârî, Menâkıb 23, Fezâilü ashâbi’n-nebî 27, Edeb, 38-39; Müslim, Fezâil 68. Ayrıca bk. Tirmizî, Birr 47, 69)
Bunun tersi; ahlâkı güzel olmayan insanda ve müslümanı bir hayır yoktur.
Kur’an ameller (eylemler) konusundaki emir ve yasaklarıyla, tavsiyeleriyle, iyi ve kötü insan tiplemeleriyle, teşvik ve uyarılarıyla, ikna edici deliller ve misallerle, güzel davrananlara vadettiği ödüllerle, insanların yaptıklarına ayna tutmasıyla, geçmişte iyilerin ve kötülerin karşılaştıkları sonuçları haber vermesiyle insanları güzel ahlâk konusunda irşad ediyor.
Güzel davranlara (güzel ahlâklı kimselere) ve iyilik edenlere ‘muhsin’ diyor ve onları övüyor. Mesela;
“… Allah muhsinleri sever.” (Ali İmran 3/134, 148)
Mekke İttifakı, Arz-ı Mevud’un panzehri Türkiye, ABD bölgeden çekilirken oluşan boşluğu dolduruyor ve İsrail'in megali…
MODERN DÜNYANIN BÜYÜK İLLÜZYONU: İNSANOĞLU ÖLÜMÜ HAYATIN DIŞINA NASIL İTTİ? Gelişen tıp teknolojileri, gökyüzünü delen…
Allah Gökte midir? “YUKARIDA ALLAH VAR” SÖZLERİ GÜNAH BİR SÖYLEM MİDİR? Allah zerreciklerden galaksilere kadar…
İŞİ EHLİNE VERMEMEK ÜMMETE İHANETTİR Müslümanların ellerinde siyasal velayetle ilgili onlarca ayet ve kâfirlerin siyasette…
Körfez’de kritik imza: Katar ve Suudi Arabistan anlaştı! Katar ve Suudi Arabistan, enerji alanında kapsamlı…
Azerbaycan'daki Başörtüsü Tartışmasında Yeni Gerilim: Aliyev'in Partisinden AK Parti'ye Tepki Azerbaycan'da okullarda başörtüsü yasağına yönelik…