
İslam dünyasındaki halklar ile iktidarlar arasındaki derin kopukluk, Gazze’deki soykırım niteliğindeki saldırılar ve Yemen’e yönelik askeri operasyonlar üzerinden giderek daha görünür hale geliyor. Bölge kamuoyunda en çok tartışılan ve şiddetli eleştirilere neden olan “İsrail’in katliamlarına karşı sessizlik, Husilere karşı ise anında operasyon” politikası, halkların vicdanı ile yönetimlerin stratejik hamleleri arasındaki tezatlığı gözler önüne seriyor.
İsrail’in bölgedeki varlığı ve on yıllardır süren hak ihlalleri bugün Gazze’de açık bir soykırım boyutuna ulaşmışken, nüfusu Müslüman olan ülkelerin liderlerinden gelen sadece “sözde kınamalar” halk nezdinde hiçbir karşılık bulmuyor. Gazze’de barışın tesisi için “garantör” rollerine soyunan veya bölgede ağırlığı olan devletlerin, İsrail’in her gün yinelediği katliamlara rağmen somut hiçbir yaptırım uygulamaması, akıllarda büyük soru işaretleri bırakıyor. Diplomatik ve ekonomik yaptırımların neden devreye sokulmadığı sorusu, İslam dünyası sokaklarında en yüksek sesle dile getirilen eleştirilerin başında yer alıyor.
Gazze’ye ve bölgenin mazlum halklarına karşı yürütülen imha politikaları küresel ve bölgesel düzeyde etkili bir engelle karşılaşmadan devam ediyor. Buna karşın, yıllardır Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun bombardımanlarına karşı direnen ve son dönemde tüm askeri gücüyle Gazze’ye destek vermeye çalışan Yemen’deki Husi yönetimine karşı uluslararası ve bölgesel savunma hatlarının anında harekete geçmesi, kamuoyunda “çifte standart” olarak yorumlanıyor.
Uzmanlar, mazlum halkların korunması söz konusu olduğunda atıl kalan mekanizmaların, stratejik ticaret yolları ve küresel statüko tehlikeye girdiğinde nasıl hızla askeri operasyonlara dönüştüğüne dikkat çekiyor. Bu durum, bölge halkları tarafından iktidarların kendi öz değerlerinden ve toplumun taleplerinden ne kadar uzaklaştığının en somut göstergesi olarak kabul ediliyor.