Makale

MÜSLÜMAN, SİYASETİ DOĞRU OKUMA KABİLİYETİ YÜKSEK İNSAN OLMALI

MÜSLÜMAN, SİYASETİ DOĞRU OKUMA KABİLİYETİ YÜKSEK İNSAN OLMALI

Bir toplumun geleceğini belirleyen şey yalnızca ekonomik gücü, askerî kapasitesi veya teknolojik imkânları değildir. Asıl belirleyici olan, o toplumun olayları nasıl okuduğu, hakikati nasıl anladığı ve önüne çıkan gelişmeleri hangi ölçülerle değerlendirdiğidir. Çünkü yanlış okunan bir gerçeklik, insanı yanlış sonuçlara götürür. Yanlış teşhis edilen bir problem, yanlış çözümler üretir. Tarih boyunca birçok toplum düşmanlarının gücünden önce kendi yanlış okumalarının kurbanı olmuştur. Müslümanların yaşadığı birçok kırılmanın altında da çoğu zaman siyasal olayları doğru okuyamama, dost ile düşmanı, hakikat ile propagandayı, ilke ile çıkarı birbirinden ayıramama problemi yatmaktadır.

Kur’an’a baktığımızda Allah Teâlâ’nın müminlerden sadece ibadet eden insanlar olmalarını istemediğini görürüz. Aynı zamanda düşünen, analiz eden, ibret alan, olaylar arasında bağlantı kuran, sebepleri ve sonuçları değerlendiren insanlar olmalarını ister. Kur’an’ın onlarca kıssasının amacı da budur. Firavun, Nemrut, Karun, Belam, münafıklar ve müşrik liderler yalnızca tarihî şahsiyetler değildir. Onlar aynı zamanda güç, propaganda, ekonomik tahakküm, din istismarı ve algı yönetimi gibi olguların temsilcileridir. Bu yüzden Kur’an kıssalarını yalnızca geçmişte yaşanmış olaylar olarak okumak büyük bir eksikliktir. Asıl mesele, o kıssalarda anlatılan zihniyetlerin günümüzde hangi biçimlerde karşımıza çıktığını görebilmektir.

Siyasi basiret, olayların görünen yüzü ile yetinmemektir. Her olayın bir görünen tarafı, bir de görünmeyen tarafı vardır. İnsanların büyük kısmı manşetleri okur; basiret sahibi insanlar ise manşetlerin neden oluşturulduğunu anlamaya çalışır. İnsanların çoğu sonuçları konuşur; hikmet sahibi insanlar sonuçları doğuran sebepleri araştırır. İnsanların çoğu aktörlerle ilgilenir; derinlik sahibi insanlar ise aktörleri hareket ettiren fikirleri, kurumları ve sistemleri anlamaya çalışır. İşte Müslümanın siyaset okuması tam da burada başlamaktadır.

Günümüzde siyaset denildiğinde çoğu insanın aklına seçimler, partiler, liderler ve parlamentolar gelmektedir. Oysa bunlar siyasetin yalnızca görünen kısmıdır. Gerçekte siyaset, toplumun hangi değerler üzerine inşa edileceğine karar verme sürecidir. Eğitim sistemi siyasettir. Medya siyasettir. Kültür politikaları siyasettir. Aileyi koruyan veya zayıflatan uygulamalar siyasettir. Ekonomik tercihlerin hangi insan modelini ürettiği siyasettir. İnsanların neyi konuşacağına, neyi unutacağına, neyi normal kabul edeceğine dair yürütülen her faaliyet siyasetin alanına girer. Bu yüzden Müslüman siyaset denildiğinde yalnızca iktidar değişimini değil, toplumun yönünü belirleyen bütün süreçleri görebilmelidir.

Modern çağın en etkili silahlarından biri algı yönetimidir. Eskiden toplumlar büyük ölçüde güç kullanılarak yönlendirilirdi. Günümüzde ise insanların düşünce biçimleri değiştirilerek yönlendirilmesi tercih edilmektedir. Bir fikri zorla kabul ettirmek yerine, onu insanların kendi tercihi gibi göstermenin yolları aranır. Bir kavram sürekli tekrar edilir, medya tarafından desteklenir, eğitim sisteminde yer bulur, kültürel ürünlerle yaygınlaştırılır ve zamanla insanlar o kavramı sorgulamamaya başlar. Böylece düşünceler değişir, ardından davranışlar değişir ve sonunda toplumun karakteri dönüşür. Basiret sahibi Müslüman, yalnızca ortaya çıkan değişimi değil, o değişimi hazırlayan süreçleri de okuyabilmelidir.

Kur’an’da Firavun’un kullandığı yöntemlere dikkat edildiğinde bunun örnekleri açıkça görülmektedir. Firavun yalnızca zulmeden bir hükümdar değildi. Aynı zamanda halkın düşünce biçimini yöneten bir propagandacıydı. İnsanları korkutuyor, yönlendiriyor, bilgi akışını kontrol

ediyor ve kendi iktidarını meşrulaştıracak bir dil üretiyordu. Bugün yöntemler değişmiş olabilir; fakat zihniyet aynı şekilde varlığını sürdürmektedir. Hakikati perdelemek isteyenler her çağda yeni araçlar bulmuşlardır.

Müslümanın dikkat etmesi gereken önemli konulardan biri de din dilinin siyasette nasıl kullanıldığıdır. Tarih boyunca birçok yönetici, birçok grup ve birçok hareket dini kavramları kendi çıkarları için kullanmıştır. Adalet söylemiyle zulüm yapılmış, özgürlük söylemiyle yeni bağımlılıklar üretilmiş, halkın değerleri kullanılarak farklı hedeflere ulaşılmıştır. Bu nedenle Müslüman yalnızca kullanılan kavramlara değil, o kavramların hayattaki karşılığına bakmalıdır. Bir kişinin veya hareketin kendisini hangi sıfatlarla tanımladığından daha önemli olan şey, ortaya koyduğu sonuçlardır.

Burada en büyük tehlikelerden biri muhafazakârlığın hakikat ile karıştırılmasıdır. Bir toplumun dini sembolleri koruması, dini kavramları kullanması veya geleneksel değerlerden söz etmesi tek başına İslami bir yönelişin varlığını göstermez. Çünkü tarih boyunca birçok sistem, dini tamamen dışlamak yerine onu kendi sınırları içinde tutarak etkisiz hâle getirmeyi tercih etmiştir. Hakikat, yalnızca sembollerle değil, yön tayin eden ilkelerle anlaşılır. Bu yüzden Müslüman, dini söylemlerin sistem içerisinde nasıl kullanıldığını dikkatle analiz etmek zorundadır.

Siyasi hikmet sahibi bir insan, kavramların nasıl dönüştürüldüğünü de takip eder. Çünkü büyük dönüşümler çoğu zaman kavramlar üzerinden gerçekleştirilir. Bir kavramın anlamı değiştirildiğinde insanların düşünce biçimi de değişmeye başlar. Adalet farklı tanımlanır, özgürlük farklı tanımlanır, insan hakları farklı tanımlanır, ahlak farklı tanımlanır ve zamanla insanlar eski ölçülerini kaybetmeye başlarlar. Bu nedenle Müslüman, kullandığı kavramların kökenini, anlamını ve hangi dünya görüşüne hizmet ettiğini sorgulamalıdır.

Kur’an’da münafıkların en belirgin özelliklerinden biri gerçek niyetlerini gizlemeleridir. Onlar hakikatin yanında görünürler fakat hakikatin ortaya çıkmasını istemezler. İyilikten söz ederler fakat bozgunculuk üretirler. Birlikten söz ederler fakat ayrışmayı derinleştirirler. Bu durum bize önemli bir ölçü vermektedir: İnsanlar söyledikleriyle değil, ortaya çıkardıkları sonuçlarla değerlendirilmelidir. Basiret sahibi insan söz ile sonuç arasındaki ilişkiyi kurabilen insandır.

Bugün Müslümanların yaşadığı en büyük sorunlardan biri olayları parça parça değerlendirmeleridir. Bir gelişmeye yalnızca günlük sonuçları üzerinden bakmak, büyük resmi kaçırmaya neden olmaktadır. Oysa siyasi bilinç, uzun vadeli düşünmeyi gerektirir. Bir karar bugün faydalı gibi görünebilir fakat on yıl sonra toplumun kimliğini aşındırabilir. Bir uygulama kısa vadede rahatlık sağlayabilir fakat uzun vadede büyük bağımlılıklar oluşturabilir. Hikmet sahibi insan, bugünü yarından bağımsız değerlendirmez.

Müslümanın siyaset anlayışı aynı zamanda ahlaki bir sorumluluktur. Çünkü siyaset yalnızca güç mücadelesi değildir. İnsanların hayatlarını etkileyen kararların alanıdır. Bu yüzden Müslüman siyaset okurken öfke, fanatizm ve kör bağlılık yerine adalet, hikmet ve basiret ölçülerini merkeze koymalıdır. Bir grubu desteklemek uğruna hakikati gizlemek de, bir gruba karşı çıkmak uğruna adaletten uzaklaşmak da Müslümanın ahlakıyla bağdaşmaz.

Bugün ümmetin ihtiyaç duyduğu şey daha fazla slogan değil, daha fazla siyasi şuurdur. Daha fazla taraftarlık değil, daha fazla basirettir. Daha fazla duygusal refleks değil, daha fazla hikmettir. Çünkü basiret kaybolduğunda insanlar kişilere bağlanır; basiret ortaya çıktığında

insanlar ilkelere bağlanır. Basiret kaybolduğunda propaganda hakikat gibi görünür; basiret ortaya çıktığında propaganda dağılır. Basiret kaybolduğunda insanlar günü yaşar; basiret ortaya çıktığında insanlar geleceği inşa eder.

Müslüman, yaşadığı çağı anlamak zorundadır. Çünkü çağını okuyamayan insan, çağını değiştiremez. Olayları doğru okuyamayan insan, olaylara doğru müdahale edemez. Hakikati bütün yönleriyle göremeyen insan, hakikatin mücadelesini de sağlıklı şekilde veremez. Bu nedenle Müslümanın görevi yalnızca gündemi takip etmek değildir. Gündemi üreten süreçleri anlamaktır. Yalnızca olayları görmek değildir. Olayların arkasındaki zihniyetleri tanımaktır. Yalnızca konuşmak değildir. Hakikati hikmetle ortaya koymaktır.

İşte o zaman Müslüman, siyasetin peşinden sürüklenen değil; siyaseti doğru okuyabilen, hakikati ayırt edebilen, aldatıcı görüntülerin arkasını görebilen ve ümmete istikamet gösterebilen bir şahsiyet hâline gelir. Tarihin her döneminde ümmeti ayağa kaldıranlar da işte böyle insanlardır.

İslam Başaran

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Recent Posts

  • Spor

Konyaspor transfer çalışmalarına hız veriyor

Konyaspor transfer çalışmalarına hız veriyor hakkında son gelişmeler. Konyaspor, yeni sezon için transfer çalışmalarına hız…

20 dakika ago
  • Ekonomi

İlaç sektörüne yönelik Rekabet Kurulunca hazırlanan inceleme raporu yayımlandı

İlaç sektörüne yönelik Rekabet Kurulunca hazırlanan inceleme raporu yayımlandı hakkında son gelişmeler. İlaç sektörüne yönelik…

38 dakika ago
  • Dünya

Tunus’ta Nahda Hareketinden Gannuşi’nin sağlık durumu ve tecrit koşullarına tepki

Tunus’ta Nahda Hareketinden Gannuşi’nin sağlık durumu ve tecrit koşullarına tepki hakkında son gelişmeler. Tunus’ta Nahda…

2 saat ago
  • Dünya

ABD Dışişleri Bakanlığı, Trump döneminde 175 binden fazla vizeyi iptal etti

ABD Dışişleri Bakanlığı, Trump döneminde 175 binden fazla vizeyi iptal etti. Bu durum, ülkeye giriş…

2 saat ago
  • Dünya

Filistin topraklarını gasbeden İsrailliler, Mescid-i Aksaya baskın düzenledi

Filistin topraklarını gasbeden İsrailliler, Mescid-i Aksaya baskın düzenledi hakkında son gelişmeler. Filistin topraklarını gasbeden İsrailliler,…

2 saat ago
  • Dünya

Yunanistanın Yanya ilinin kuzeyindeki Kleftis bölgesinde orman yangını

Yunanistanın Yanya ilinin kuzeyindeki Kleftis bölgesinde orman yangını çıktı. Yangın, bölgedeki doğal yaşamı tehdit ediyor.

2 saat ago