Gündem

Nükleer Dokunulmazlık: Batı’ya Serbest, İslam Dünyasına Yasak

Nükleer Dokunulmazlık: Batı’ya Serbest, İslam Dünyasına Yasak

Nükleer Dokunulmazlık Düzeni ve İslam Dünyasına Yönelik Çifte Standart

İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan küresel güç dengesi, nükleer silahlar üzerinden şekillenen adaletsiz bir uluslararası mimariyi kalıcı hâle getirdi. ABD, Rusya, Çin, Fransa ve İngiltere “resmî” nükleer güçler olarak tanınırken, bu ülkelerin sahip olduğu yıkıcı kapasite fiilen bir dokunulmazlık zırhına dönüştü. Dünyayı defalarca yok edebilecek nükleer başlıklara sahip bu ülkeler, aynı zamanda küresel sistemi yönlendirme ve dayatma gücünü de elinde tutuyor.

NPT ile Meşrulaştırılan Asimetri

1968 tarihli Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması (NPT), nükleer silah sahibi devletleri resmî olarak tanımlarken bu statüyü İkinci Dünya Savaşı sonrası güç dengesiyle sınırladı. Beş ülkenin nükleer silahları meşrulaştırılırken, diğer devletlerin aynı kapasiteyi edinmesi yasaklandı. Bu yapı, nükleer yayılmayı önleme iddiası taşısa da fiiliyatta mevcut güç dağılımını koruyan ve küresel hiyerarşiyi sabitleyen bir mekanizmaya dönüştü.

Hedefte İslam Coğrafyası

Nükleer baskının en yoğun biçimde Müslüman ülkeler üzerinde hissedildiği görülüyor. Son kırk yılda işgaller, darbeler ve terör destekleriyle istikrarsızlaştırılan İslam coğrafyasının kendini savunmaya yönelik arayışları, ekonomik ablukalar ve silah ambargolarıyla engellendi. Barışçıl nükleer enerji projeleri dahi Batılı ülkeler ve İsrail tarafından tehdit olarak algılandı.

İran, Irak ve Suriye’ye Müdahaleler

1981’de Irak’ın Osirak nükleer reaktörünün vurulması, 2007’de Suriye’de nükleer tesis inşa edildiği iddiasıyla gerçekleştirilen saldırı ve bugün İran’ın barışçıl nükleer programına karşı uygulanan yaptırımlar, bu çifte standardın somut örnekleri olarak öne çıkıyor. Batı ve İsrail, nükleer kapasite söz konusu olduğunda Müslüman ülkelere karşı askeri tehdidi dahi meşru bir seçenek olarak masada tutuyor.

Gayriresmî Nükleer Güçlere Tanınan Ayrıcalık

NPT dışında nükleer silah geliştiren Hindistan, İsrail ve Kuzey Kore ise farklı gerekçelerle fiilî bir caydırıcılık statüsü kazandı. Özellikle Filistin topraklarını işgal eden ve bölge ülkelerine yönelik saldırılarıyla bilinen İsrail’in nükleer kapasitesi resmen kabul edilmese de uzun yıllardır “açık sır” olarak görülüyor. Buna rağmen Batılı devletler bu durumu sorgulamak yerine zımnen kabullenmiş durumda.

Gazze ve Nükleer Tehdit Dili

Gazze’de son yıllarda yaşanan ağır saldırılar sırasında İsrailli yetkililerin nükleer silah tehdidini dile getirmesi, bu kapasitenin nasıl bir baskı ve dayatma aracı olarak kullanılabileceğini gösterdi. Uluslararası toplumun sessizliği ise “haydut devlete tanınan ayrıcalık” eleştirilerini güçlendirdi.

Kuzey Kore Örneği: Nükleer Sigorta

Ağır yaptırımlar ve diplomatik izolasyona rağmen Kuzey Kore’nin doğrudan kapsamlı bir askerî müdahaleye maruz kalmaması, nükleer silahların rejim güvenliği açısından nasıl bir sigorta olarak görüldüğünü ortaya koyuyor. Bu tablo, nükleer caydırıcılığın yalnızca askerî değil, siyasi bir koruma sağladığını da gösteriyor.

Ukrayna Deneyimi ve Kaybolan Güvenceler

Sovyetler Birliği dağıldığında dünyanın en büyük nükleer cephaneliklerinden birine sahip olan Ukrayna, 1994 Budapeşte Memorandumu ile bu silahlardan vazgeçti. Batı’dan aldığı güvenlik garantilerine rağmen 2014 ve 2022’de Rus işgaliyle karşı karşıya kalması, “Ukrayna nükleer silahlarını korusaydı bu işgaller olur muydu?” sorusunu yeniden gündeme taşıdı. Uluslararası ilişkiler teorisyenlerinin yıllar önce yaptığı uyarılar, yaşananlarla birlikte yeniden hatırlandı.

Batı Dışı Dünyaya Yasak

Bir yanda İsrail gibi ülkelerin nükleer kapasitesi fiilen kabullenilirken, diğer yanda farklı coğrafyalardaki nükleer girişimlere karşı sert yaptırımlar uygulanması, Batı’nın seçici ve siyasî yaklaşımını gözler önüne seriyor. Bu durum, küresel sistemin adalet ve eşitlik iddialarını ciddi biçimde tartışmalı hâle getiriyor.

Pehlevi Hanedanı ve Dikkat Çeken Evlilik

Bu küresel denklemde dikkat çeken bir diğer gelişme ise İran’ın devrik hanedanıyla ilgili oldu. Son İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi’nin torunu Prenses İman, 2025 yılında Amerikalı Yahudi iş insanı Bradley Sherman ile evlendi. New York’ta resmî nikâhın ardından Paris’te düzenlenen görkemli düğüne eski kraliçe Farah Pehlevi de katıldı. Bu evlilik, Pehlevi hanedanı tarihinde bir ilk olarak kayda geçti.

Siyasi Mesajlar ve Tarihsel Arka Plan

Evliliğin hemen ardından Rıza Pehlevi’nin adının İran’da olası bir askerî müdahale sonrası yönetim için gündeme getirilmesi, gelişmenin sadece magazinel değil siyasi boyutları olduğunu da düşündürdü. Pehlevi döneminde İran’ın İsrail’in en yakın müttefiklerinden biri olması, bu tartışmaları daha da derinleştirdi.

Güç Dengesi Olmadan Barış Mümkün mü?

Tüm bu örnekler, nükleer silahların küresel barıştan çok güç dengesini koruyan bir araç olarak kullanıldığını gösteriyor. Gerçek bir dünya barışının sağlanabilmesi için, Batılı emperyalist devletlerle dengeli bir güç mimarisi kurulması ve İslam dünyasının meşru güvenlik kaygılarının göz ardı edilmemesi gerektiği vurgulanıyor.

HABER YORUM

Özellikle Gazze’de yaşananlardan sonra Batı’nın yıllardır savunduğunu iddia ettiği “insan hakları”, “hukuk”, “ahlak” ve “uluslararası düzen” söylemlerinin ne kadar içi boş olduğu bütün çıplaklığıyla ortaya çıktı. Daha düne kadar kimsesiz çocukları köle pazarlarında alıp satan, 1970’li yıllara kadar siyahileri ikinci, üçüncü sınıf insan olarak gören; otobüsünü, okulunu, tuvaletini ayıran bu zihniyet, bugün dünyaya ahlak dersi vermeye kalkıyor.

Hem de adice ve sinsice  yapıyor bunu…

Aynı Batı, “Müslüman ülkeler nükleer silah üretmemelidir” derken, kendisini doğal olarak seçkin ve dokunulmaz görerek illegal yollarla nükleer silah geliştirmeyi meşru sayabiliyor. Kurallar başkaları için var, kendileri için değil.

Irak’ta “kimyasal silah var” yalanıyla milyonlarca insanın ölümüne yol açanlar, Sudan ve Suriye’yi bahanelerle yerle bir edenler, bugün İran’ın ya da başka bir Müslüman ülkenin nükleer faaliyetlerini sorgulama cüretini gösterebiliyor. Oysa dertleri ne nükleer silahlar ne de dünya barışı. Dertleri her zaman olduğu gibi güç, kontrol ve tahakküm.

Evet, mesele hiçbir zaman üzüm yemek olmadı. Mesele bağcıyı dövmekti.

Ey Batı; eğer gerçekten nükleer silahların yayılmasından, insanlığın güvenliğinden ve barıştan endişe ediyorsan, önce aynaya bakacaksın. Sonra da gözlerini İsrail’e çevireceksin. On yıllardır işgal, katliam ve tehdit politikaları yürüten; nükleer kapasitesi herkesçe bilinen ama kimsenin sorgulamadığı İsrail’e.

Çünkü bugün dünyada adaleti, hukuku ve barışı tehdit eden şey Müslüman ülkelerin savunma arayışları değil; kendini hukukun üstünde gören, hesap vermeyen ve çifte standardı sistem hâline getiren bu küresel kibirdir.

İSLAMİ HABER “MİRAT”

MİRATYOUTUBE

Recent Posts

  • Genel

İran ordusundan Trump’a yanıt: Hürmüz’den geçiş kısıtlamaları

İran ordusundan Trump'a yanıt hakkında son gelişmeler. İran ordusu, Trump'a yanıt vererek, İran'a ait varlıklardan…

41 saniye ago
  • Genel

Kocaelispor Teknik Direktörü Selçuk İnan Transfer ve Kamp Sürecini Değerlendirdi

Kocaelispor Teknik Direktörü Selçuk İnan transfer ve kamp sürecini değerlendirdi hakkında son gelişmeler. Kocaelispor Teknik…

42 saniye ago
  • Genel

Gazprom yılın ilk yarısında 78,4 milyar ruble net kar elde etti

Gazprom yılın ilk yarısında 78,4 milyar ruble net kar elde etti hakkında son gelişmeler. Gazprom,…

13 dakika ago
  • Genel

Bakan Kacır: Verimlilik Proje Ödülleri ile verimliliği artıran yenilikçi uygulamaları görünür kıldık

Bakan Kacır Verimlilik Proje Ödülleri hakkında son gelişmeler. Bakan Kacır, Verimlilik Proje Ödülleri ile yenilikçi…

14 dakika ago
  • Genel

Borsa İstanbul’da Gong Metgün Enerji Yatırımları AŞ için Çaldı

Borsa İstanbul'da gong Metgün Enerji Yatırımları AŞ için çaldı hakkında son gelişmeler. Borsa İstanbul'da gong,…

14 dakika ago
  • Genel

Borsa İstanbul’da Gong Metgün Enerji Yatırımları AŞ için Çaldı

Borsa İstanbul'da gong Metgün Enerji Yatırımları AŞ için çaldı hakkında son gelişmeler. Borsa İstanbul'da gong,…

15 dakika ago