
Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Mustafa Arık, Kıyamet Suresi’ndeki ölüm anını anlatan ayetleri insan anatomisi ve sinir sistemiyle ilişkilendirdi. Özellikle canın köprücük kemiklerine ulaşması ve bacakların birbirine dolaşması ifadelerine dikkat çeken Arık’ın sözleri sosyal medyada ilgi gördü.
Kur’an-ı Kerim, insanın yaratılışından ölümüne, dünya hayatından ahirete uzanan yolculuğuna kadar pek çok hakikati insanın idrakine sunuyor. Kimi zaman bir ayet üzerinde yeniden düşünmek, insanın bildiğini zannettiği şeyleri tekrar sorgulamasına vesile oluyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Mustafa Arık’ın Kıyamet Suresi’ne ilişkin değerlendirmesi de bu tartışmalardan biri oldu.
Arık, sosyal medya hesabından paylaştığı videoda Kıyamet Suresi’nin 26-29. ayetlerine dikkat çekerek ayetlerdeki ifadeleri insan anatomisi ve omurilik sistemiyle ilişkilendirdi. Açıklamaları sırasında yaşadığı şaşkınlığı, “Şu an elim ayağım titriyor resmen!” sözleriyle dile getirdi.
Kıyamet Suresi’nin 26. ayetinde şöyle buyruluyor:
“Hayır! Can köprücük kemiklerine dayandığı zaman…” (Kıyâmet, 75/26)
Ardından gelen ayette ise insanın çaresizliği, “Tedavi edebilecek kimdir?” anlamındaki ifadeyle ortaya konuluyor. (Kıyâmet, 75/27)
Dr. Arık, köprücük kemiği çevresinin anatomik konumuna dikkat çekerek diyaframın çalışmasını sağlayan frenik sinirden söz ediyor. Tıpta bu sinir, boyundaki C3, C4 ve C5 omurilik sinirlerinden köken alıyor ve solunumun en önemli kaslarından biri olan diyaframı çalıştırıyor. Bu sinirde veya onu kontrol eden yapılarda meydana gelen ciddi hasarlar, solunumu güçleştirebiliyor; ağır durumlarda diyafram felci gelişebiliyor.
Asıl dikkat çekici ifadelerden biri de Kıyamet Suresi’nin 29. ayetinde yer alıyor:
“Ve bacaklar birbirine dolaştığı zaman…” (Kıyâmet, 75/29)
İnsanın zihninde hemen şu soru beliriyor: Canın bedenden ayrıldığı son anlarda bacakların birbirine dolaşması ne anlama geliyor? İnsan ölümün eşiğine geldiğinde bedeninde neler yaşanıyor? Kur’an’ın bu çarpıcı anlatımı, insanı kendi bedeninin işleyişi ve hayatın ne kadar kırılgan olduğu üzerine düşünmeye sevk ediyor.
Dr. Arık, bu ifadeyi omurilik hasarıyla ilişkilendiriyor. Omurilik ve sinir sistemindeki ciddi hasarlar hareket, kas kontrolü ve yürüme üzerinde etkili olabiliyor.
Ayetin ölüm anına ilişkin anlatımı, insanın dünyadaki gücünün ve hareket kabiliyetinin son bulduğu, çaresizliğin bütün ağırlığıyla hissedildiği o büyük ayrılışı da düşündürüyor. Nitekim bir sonraki ayette insanın sonunda Rabbine götürüleceği bildiriliyor:
“O gün sevk, ancak Rabbinedir.” (Kıyâmet, 75/30)
İnsan bedeni, birbiriyle uyum içinde çalışan son derece hassas sistemlerden oluşuyor. Nefes almak, yürümek, konuşmak ve hayatı sürdürmek çoğu zaman farkına bile varmadığımız nimetlerdir. Oysa solunumu sağlayan sinirlerden omuriliğe, kaslardan beyne kadar uzanan bu sistemde meydana gelebilecek ağır bir hasar, hayatın akışını bir anda değiştirebilir.
Kur’an’ın ölüm sahnesini anlatan ayetleri de insanı tam bu noktada durup düşünmeye çağırıyor. Bir an geliyor, insanın bütün imkânları tükeniyor. Ne makamı ne serveti ne de dünyevi gücü onu ölümün karşısında mutlak bir hâkimiyete kavuşturabiliyor.
İnsan, hayatı boyunca bedenine hükmettiğini, istediği yere yürüyebildiğini, istediği sözü söyleyebildiğini düşünüyor. Fakat ölüm vakti geldiğinde bütün bu imkânların bir anda sona erebileceğini hatırlamak bile insanın yüreğine dokunuyor.
Kur’an-ı Kerim, ölümün kaçınılmazlığını başka bir ayette şöyle hatırlatıyor:
“Her can ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz.” (Ankebût, 29/57)
Belki de bu ayetlerden çıkaracağımız en önemli ders şudur: İnsan, sahip olduğu sağlığın, aldığı her nefesin ve attığı her adımın kıymetini bilmelidir. Çünkü ölüm, makamına, servetine ve gücüne bakmaksızın herkesi bekleyen bir hakikattir. Asıl mesele, ölümün ne zaman geleceğini bilmek değil, geldiğinde Rabbimize nasıl bir hayatın hesabını vereceğimizdir.
İSLAMİ HABER “MİRAT”