Makale

OSMANLI İMPARATORLUĞUNU KİM YIKMIŞTIR? (III)

İşte Osmanoğulları’nın bütün olayı burada başlamıştır.

Tahta çıkma mücadelesinde çok yıpranan, bu uğurda üvey de olsa ağabeyinin babası tarafından boğdurulması olayını yaşayan ve bu psikolojide tahta oturan II. Selim’in hünkârlığında imparatorlukta çok şeyler yerinden oynamıştır.

Bunlardan birincisi ve en önemlisi, Sultan II. Selim, kurucu ceddi Osman Bey’in “Bil ki bizim mesleğimiz, Allah Yolu’dur ve maksadımız da O’nun dinini yaymaktır. Dâvâmız, kuru bir cihangirlik dâvâsı değil, İlâ-i Kelimetullah’ı yayma dâvâsıdır. Yâni Allah’ın dînini yüceltmektir. Cihadı terk etmeyerek rûhumu şâd et!vasiyetini terk etmesidir. Sultan II. Selim, sultanlığında cihadı terk etmiştir. Kendisini saraya çekmiş ve seferlere vezirlerini göndermiştir.

Bu husus, Osmanlı İmparatorluğu’nu Cihan İmparatorluğu’na yükselten sistemin zincirlerindeki en önemli halkasının kopuşu demektir. Ve de kopuş o kopuş olacak, bir daha da asla o bağlantı sağlanamayacaktır. Aslında bundan sonraki sistemi bozan diğer meseleler, hep tali meselelerdir. Bir kere sistemin aort damarı kopmuştur ve o kopuş, haliyle sair meselelerin doğmasına neden olmuştur. Mesela, Hürrem Sultan’la başlayan kadınların saltanata el değme meselesi gittikçe büyüyecek, bir dönem sonra sarayda Valide Sultanlar arasında “senin oğlun-benim oğlum sultan olacak” çatışması gittikçe büyüyecektir. Daha da kötüsü Valide Sultanlarla Hanım Sultanlar arasında da bir iktidar çatışması başlayacaktır. Kadınların saltanata el değmesi, Kösem Sultan’ın Osmanlı İmparatorluğu’ndaki tam 45 yıllık iktidarına kadar gidecektir. Yani bir dönem koskoca Osmanlı İmparatorluğu’nun iktidarı Kösem Sultan’ın elinde kalacaktı.

Sultan II. Selim’in, kendisini saraya çekip, seferlere vezirlerini göndermesi meselesi, ondan sonraki sultanlara da sirayet edecek ve artık Osmanoğullarının o bizzat ordusunun başında, at üstünde seferden sefere cihad eden Cihangir Sultanlarının yerini, saraylarda Valide Sultan’ın ya da Hanım Sultan’ın himayesi altında, cihaddan uzaklaşmış, iktidardan uzaklaşmış, hiçbir inisiyatifi olmayan Sultanlar alacaktı. Yani cihadla Allah’a koşan Osmanoğullarının yerini, cihadı terk ederek Allah’tan uzaklaşan Osmanoğulları alacaktı. Sistemin aort damarı koptuktan sonra, diğer damarların bundan olumsuz anlamda etkilenmemesi mümkün müydü?

Haliyle sistem her bir tarafından patlaklar vermeye başlayacaktı. Ve öyle bir hale gelecekti ki, artık “7 yaşında tahta çıkarılan Çocuk Sultanlar” mı ararsınız, “tahta çıkarıldıktan sonra sünnet edilen Sultanlar” mı ararsınız, “deli Sultanlar” mı ararsınız, sancaklarda tam bir Sultanlık eğitimi alan Şehzadeler yerine, “45 yıl kafeslerde mahkûm edilmiş şehzadelerin Sultanlıklarını” mı ararsınız; en sonunda da işin, “Masonluk kütüğüne kaydı olan bir şehzadenin tahta çıkarılması”na kadar varmasını mı ararsınız; hepsi birbiri ardına sökün edip gelecekti…

Sistemin kopan bir diğer büyük halkası da, artık sultanların kendilerini Allah dostlarından uzak tutması idi. Bu da yine Sultan II. Selim dönemiyle başlayacaktı.

Şimdi bu acı kopuşa dair bir hadiseyi okuyalım:

  1. Selim, bir gün saltanat kayığı ile Boğaz’ı gezmek üzere sarayından çıkar. Beşiktaş’a geldiklerinde kendisine:

“Efendim, burası Beşiktaş’tır ve Yahya Efendi oturur. Buraları o ihya etmiştir” derler.

  1. Selim:

-“Yahya Efendi nasıl biridir?” diye sorar.

-“Sultanım, babanızla çok görüşürlerdi” derler.

O zaman Sultan II. Selim:

-“Evet, babamla olan yakınlığını ve dostluğunu bilirim. O babama her ne derse, babam şüphesiz yerine getirirdi. Yahya Efendi saraya bir defa olsun gelmemişti. Lâkin babam hep onun ayağına giderdi. Babam ona çok iltifat ettiğine göre nasıl bir zattır? Evliyalığı nicedir? İmtihan için onu bir yere davet edelim” der.

(Görüyor musunuz gafleti? Allah dostlarına biat eden ve biatında da itaat eden sultanların yerini, dönemin en büyük Allah dostlarından birini Evliyalığı nicedir? İmtihan için onu bir yere davet edelim diyerek, bir Allah dostunu imtihan etme gafletine düşen gafil bir sultan almıştır.)

Kale Bahçesi denilen güzel bir yere gelinir. Sultan II. Selim bir adamıyla Yahya Efendi’yi buraya davet eder, Yahya Efendi geldiğinde ona iltifat etmemeyi gönlünden geçirir. Çok geçmeden Yahya Efendi, kayığı ile çıka gelir. Yahya Efendi’ye iltifat etmemeyi gönlünden geçiren Sultan Selim, Yahya Efendi’yi görünce tahtından inip hürmetle karşılar ve iltifatlar etmeye başlar. Yahya Efendi ona:

-“Sultanım, niçin tahtınızdan indiniz? Bu ne iltifat?” der.

Sultan Selim el öpmek için eğildiğinde Yahya Efendi, sultanın iki kulağını tutup büker ve:

-“Abdestin var mı? Söyle! Yoksa bırakmam…” der.

Sultan’ın:

-“Abdest alayım” demesi üzerine Yahya Efendi:

-“Dediğim, namaz abdesti değildir; tövbe abdestidir” buyurur.[1]

Bunun üzerine Sultan II. Selim mahcup olur ve Yahya Efendi’nin ellerinden öpüp, hürmet gösterir.

Bir Allah dostunun Cihan İmparatoru’nun iki kulağını birden çekip bükmesinin anlamı ne demektir, biliyor musunuz?

O an, o Cihan İmparatorluğu’nun, Cihan İmparatorluğu’ndan geri dönüşünün başlaması demektir!

Bazı tarihçiler de, Ebu-s Suûd Efendi’nin vefatından sonra, Sultan II. Selim’in tam bir derviş hayatına intibak ettiğini, sarayın bahçesine kurdurduğu bir rahleye oturup aralıksız Kur’an-ı Kerîm tilâvet ettiğini, Devlet-i Osmaniye’nin bekâsının, bu kitabı mübine ittibâda gördüğünü musahiplerine en samimi hislerle meşbu olarak söylediğini filan yazarlar.

Evet, Devlet-i Osmaniyye’nin bekâsı, bu kitabı mübîne ittibâ’da idi. Ama Osmanoğulları’nın bu kitabı mübîne ittibâsı da, onların ancak bizzâti at sırtında cihad etmeleriyleydi… Kur’an-ı Kerîm tilâvet etmek, saraydaki her kişinin; Kur’an-ı Kerîm üzere yol göstermek Ebu-s Suud gibi Allah dostlarının; ordunun başında komutan olarak bizzâtî at üzerinde cihada katılmak da, Osmanoğulları’nın göreviydi. Kur’an-ı Kerîm’e ittibâ, Devlet-i Osmaniyye’de böyleydi…

İşte Sultan II. Selim’le bütün bunlar teker teker terk edilmişti.

Sonrasında sarayda danışman olarak Allah dostlarının yerlerini, Yahudi danışmanlar ve Kira Kadınlar alacaktı. Tabii ki “Fe Eyne Tezbehun?”

Ve de Viyana’dan geri dönüş…

Bir kere, artık Osmanlı “kaybetmiş”ti… Osmanlı, ilk defa “geri dönmüş”tü…

Ve o ilk kaybediş devam edecekti, o ilk geri dönüş de, birbirini takip ede ede 1915’e, Çanakkale’ye kadar devam edecekti. Osmanlı artık; savaş kaybedecek, toprak kaybedecekti, savaş kaybedecek, toprak kaybedecekti… Sürekli bir geri çekilme dönemi başlayacaktı… Çünkü bir kere sistemin frenleri kopmuştu ve artık İmparatorluk son sürat yokuş aşağı gidiyordu.

Sistemin ana halkası kopmuştu; “Osmanoğulları cihadı terk etmişti”… Nasıl ki, ta Osman Bey’le başlayıp, ömürlerini bizzat ordularının başında, at üstünde “Bizim davamız İlâ-i Kelimetullah’ı yaymaktır” şiarıyla cihadla geçiren Osmanlı Sultanları için Rasulullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Efendimizin buyurduğu:

“Allah Teâlâ, bir kulu sevdiği vakit Cebrâîl’i çağırır; ona der ki: ‘Gerçekte ben filânı seviyorum, sen de onu sev.’ Bunun üzerine Cibril onu sever. Sonra Cibril gök ehline nidâ eder ve şöyle der: ‘Gerçekte Allah Teâlâ filânı sever, siz de onu sevin.’ Akâbinde gök ehli de onu severler. Sonra yere o sevilen kimse için hoşnutluk konur.”[2]

Dönemi başlamıştır, demişsek… Bu sefer de, cihadı terk edip, saraylarına çekilen Sultanlar dönemi için:

“Allah bir kuluna buğz ettiği zaman da Cibril’e nidâ ederek der ki: ‘Gerçekte ben filandan buğzederim. Sen de ondan buğzet.’ Bunun üzerine Cibril ondan buğzeder. Sonra semâ ehline nidâ eder. Der ki: ‘Allah Teâlâ filândan buğzeder, siz de ondan buğzedin.’ Onlar da ondan buğzeder. Sonra ondan nefret ve sakınmak yere konur.”[3]

Dönemi başlamıştı diyebiliriz.

Çünkü onlar… Cedleri Osman Gazi’nin “Cihadı terk etmeyerek ruhumu şâd et!” vasiyetine ihanet etmişlerdir.

Çünkü onlar… El-Mâide sûresinin: “Ey îman edenler! Allah’tan korkun. O’na yaklaşmaya vesîle arayın ve yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz” mealindeki 35’inci âyetteki Cenab-ı Allah’ın zikrettiği “O’na yaklaşmaya vesile” olan cihadı terk etmişler, yani Allah Teâlâ’dan uzaklaşmayı tercih etmişlerdir.

Tabii ki, sen Allahü Teâlâ’dan uzaklaşırsan, O da senden uzaklaşırOndan sonra, Rum çetecilere, Bulgar komitacılara mağlup olursun ve senin yıkılman için İngiliz vesile olur, Fransız vesile olur, Rus vesile olur, Siyonistler vesile olur, İttihat Terakkiciler vesile olur.

Buna en güzel örnek, Balkan Savaşlarına ta Karadeniz’den gönüllü olarak Çatalca’ya kadar gelen yaşlı bir Karadenizli’nin anlattıklarıdır:

“Fransız Georges Remond, Balkan Harbini takip eden onlarca Avrupa gazeteciden birisi. Türkçe’ ye “Mağlûplarla Beraber” adıyla çevrilen kitabında neredeyse gün gün savaşın seyrini, tanıklık ettiği vakaları ve karşılaştığı askerlerden dikkatini çekenleri anlatıyor. Çatalca Savaşları arasında karşılaştığı ihtiyar Karadenizli gönüllü gibi… 10 Kasım 1912 sabahı denk geldiği gönüllüyle sohbetinde merakını celbeden, ihtiyarın memleketine dönme isteği… Sebebini sorunca şu karşılığı alıyor:

“Burada İslâm toprağını korumak için savaşmaya geldim. Fakat bugün niçin kan döküldüğünü kimse bilmiyor. Gençliğimde muharebeden önce kurban kesilir, imam dua ederdi. Şimdi ne kurban kesiliyor, ne de dua ediliyor. Komita ve hürriyet için savaşıyormuşuz. Ben bunları görmedim. Ne padişah var, ne de halife var! Allah’ı unuttuğumuzdan bu cezayı görüyoruz. Yoksa Bulgarlar bizi mağlup etmedi.”[4]

Evet! İşte Söğüt’teki bir Uç Beyliği’nden, Üç Kıtada Hüküm Süren Bir Cihan İmparatorluğu’na yükselmenin bütün sırrı, “Bil ki bizim mesleğimiz, Allah Yolu’dur ve maksadımız da O’nun dinini yaymaktır. Dâvâmız, kuru bir cihangirlik dâvâsı değil, İlâ-i Kelimetullah’ı yayma dâvâsıdır. Yâni Allah’ın dînini yüceltmektir. Cihadı terk etmeyerek rûhumu şâd et!le başlayan: “Allah Teâlâ, bir kulu sevdiği vakit Cebrâîl’i çağırır; ona der ki: ‘Gerçekte ben filânı seviyorum, sen de onu sev.’ Bunun üzerine Cibril onu sever. Sonra Cibril gök ehline nidâ eder ve şöyle der: ‘Gerçekte Allah Teâlâ filânı sever, siz de onu sevin.’ Akâbinde gök ehli de onu severler. Sonra yere o sevilen kimse için hoşnutluk konur” dönemidir…

Üç Kıtada Hüküm Süren Bir Cihan İmparatorluğu’ndan, Çatalca’ya kadar çekilmedeki Allah’ı unuttuğumuzdan bu cezayı görüyoruz. Yoksa Bulgarlar bizi mağlup etmedi”yle başlayan ve yıkılmaya sebep olan sürecin sebebi: “Allah bir kuluna buğz ettiği zaman da Cibril’e nidâ ederek der ki: ‘Gerçekte ben filandan buğzederim. Sen de ondan buğzet.’ Bunun üzerine Cibril ondan buğzeder. Sonra semâ ehline nidâ eder. Der ki: ‘Allah Teâlâ filândan buğzeder, siz de ondan buğzedin.’ Onlar da ondan buğzeder. Sonra ondan nefret ve sakınmak yere konur”dan başka bir şey değildir…

Osmanoğulları cihadla Allah’a yaklaştı, Cenab-ı Allah da onları sevdi, onlar için yerde hoşnutluk kondu ve o hoşluk onları Söğüt’teki bir Uç Beyliği’nden Üç Kıtada Hüküm Süren Bir Cihan İmparatorluğu’na ulaştırdı, sonrasında, cihadı terk edip Allah’tan uzaklaştı, Cenab-ı Allah da yere, onlardan nefret etmek ve sakınmak koyduğu için, Üç Kıtada Hüküm Süren Bir Cihan İmparatorluğu’ndan yıkılışa gidildi.

Olay budur…

Osmanlı İmparatorluğunu yıkan; Dünya Savaşı’ymış, İngiltere’ymiş, Fransa’ymış, Rusya’ymış, Siyonistler’miş, İttihat Terakkiciler’miş; hepsi beyhude lakırdılardır.

MİRATHABER.COM -YOUTUBE- 

Sadeddin ÖZGÜR

 

[1] Muammer YILMAZ, Osmanlı’nın Manevî Mimarları, İstanbul: Elit Kültür Yayınları, 2008, s. 177

[2] ÇETİN, İsmail, a.g.e., s.157

[3] ÇETİN, İsmail, a.g.e., s.157

[4] Georges REMOND, Bir Fransız Gazetecinin Balkan Harbi İzlenimleri Mağluplarla Beraber, (Çev: Hasan CEVDET, Haz: Muammer SARIKAYA) İstanbul: Profil Yayıncılık, 2007

[5] İsmail ÇETİN, “Ehli Sünnetin Nazarı İ’tikâdın Ölçüsüdür” Dilârâ Yayınları, Isparta 1992, s. 480

[6] PAZAN, İbrahim, a.g.e., s.54

[7] Muammer YILMAZ, Osmanlı’nın Manevî Mimarları, İstanbul: Elit Kültür Yayınları, 2008, s. 177

[8]   ÇETİN, İsmail, a.g.e., s.157

[9] ÇETİN, İsmail, a.g.e., s.157

[10]Georges REMOND, Bir Fransız Gazetecinin Balkan Harbi İzlenimleri Mağluplarla Beraber, (Çev: Hasan CEVDET, Haz: Muammer SARIKAYA) İstanbul: Profil Yayıncılık, 2007

 

Recent Posts

  • Gündem

Erbakan’ın Yakın Korumasından Çarpıcı İddia

Erbakan'ın Yakın Koruması Abdurrahman Akyüz: "Hocamız AK Parti'yi Destekliyordu"   Merhum Başbakan Necmettin Erbakan'ın uzun…

3 saat ago
  • Gündem

Yunan Siyasetçi Kyrtsos’tan Atina’ya Sert İsrail Uyarısı

Yunan Siyasetçi Kyrtsos'tan Atina'ya Sert İsrail Uyarısı: "Katillerle Savunma İttifakı Olamaz" Yunanistan siyasetinin deneyimli isimlerinden…

4 saat ago
  • manşet

KURBAN, İBADETTİR, CENNET YOLUDUR!

KURBAN, İBADETTİR, CENNET YOLUDUR! Vacip, Adak, Akika, Şükür, kurban bağışlarınızı ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyoruz. Siz de…

5 saat ago
  • Gündem

Ramallahlı Kadından Arap Liderlere ve Abbas Yönetimine Sert Tepki

Ramallahlı Kadından Arap Liderlere ve Abbas Yönetimine Sert Tepki: "Bizi Gazze’deki Mücahitler Temsil Ediyor" Batı…

5 saat ago
  • Gündem

Bilal Erdoğan’dan Nüfus ve Aile Yapısı Uyarısı

Bilal Erdoğan’dan Nüfus ve Aile Yapısı Uyarısı: "2100 Yılında 55 Milyona Düşebiliriz" İlim Yayma Vakfı…

6 saat ago
  • Makale

250 YIL SONRA YENİDEN SÖMÜRGE

250 YIL SONRA YENİDEN SÖMÜRGE İran'a, Gazze'ye, Yemen'e, Lübnan'a ortak operasyonlar yapan, Siyonist rejime karşı…

7 saat ago