
Eski CIA görevlisi ve güvenlik danışmanı Philip Giraldi’nin, “9 milyonluk İsrail’in, 350 milyonluk Amerika’ya böyle zorbalık yapması şok edici. Onların ne gibi büyülü güçleri var?” sorusu, sadece bir şaşkınlık ifadesi değil; Washington koridorlarında artık daha yüksek sesle dillendirilen bir güvenlik endişesinin dışavurumu.
Uzun yıllar boyunca ABD’nin Orta Doğu’daki “batmayan uçak gemisi” olarak nitelendirilen İsrail, artık Amerikan ulusal güvenliği için bir yük ve tehdit haline gelmeye başladı. İsrail’in bölgesel politikalarına verilen sınırsız destek, ABD’yi kendi değerleriyle çelişen bir konuma iterken, Amerikan ordusunun ve diplomasisinin hareket alanını daraltıyor.
Giraldi’nin ABD-İsrail ilişkisindeki “büyülü güç” atfına karşılık, madalyonun diğer yüzünde daha acı bir tablo var: 2 milyar nüfusa sahip İslam dünyasının stratejik felci. 9 milyonluk bir gücün uyguladığı zulme karşı kolektif bir irade ortaya koyulamaması, küresel dengelerdeki en büyük paradokslardan biri olarak görülüyor. Bu durum, İsrail’in cüretini artırırken, uluslararası sistemdeki adaletsizliği de körüklüyor.
ABD’nin İsrail’e sağladığı diplomatik zırh ve askeri destek, Washington’un “insan hakları” ve “demokrasi” savunuculuğu iddiasını yerle bir etmiş durumda.
1. Diplomatik İzolasyon: BM oylamalarında ABD’nin dünyadan izole olduğu her geçen gün daha net görülüyor.
2. Yükselen Batı Karşıtlığı: İsrail’in saldırganlığına göz yuman ABD, küresel güneyin (Asya, Afrika, Latin Amerika) gözünde güvenilirliğini kaybediyor. Bu nefret, sadece Washington’u değil, Amerikan vatandaşlarını ve çıkarlarını da dünya genelinde hedef haline getiriyor.
Sonuç: Philip Giraldi’nin işaret ettiği o “büyülü güç”, aslında Amerikan siyasi mekanizmalarına sızmış lobicilik faaliyetlerinin bir sonucu. Ancak bu illüzyon, hem ABD içindeki artan öfke hem de dünyanın geri kalanındaki adalet arayışı karşısında artık sürdürülebilir görünmüyor.