
Cumhuriyet tarihinin en önemli tefsir âlimlerinden Elmalılı Hamdi Yazır’ın, Tevbe Suresi 31. ayetine getirdiği asırlık yorum, günümüz dünyasının siyasi ve sosyolojik yapısına doğrudan ışık tutuyor. Meclis-i Mebusan’da bizzat mebusluk yapan Yazır’ın, “Hüküm koyma yetkisini kendinde gören parlamenterler, eski çağların din adamlarının yerini aldı” tespiti, “postmodern” çağda geçerliliğini koruyor.
İslam dünyasında inanç esaslarının en hassas noktası olan “şirk” ve “egemenlik” kavramları, Osmanlı’nın son dönemi ile günümüz siyaset sosyolojisini birleştiren çarpıcı bir tefsir analiziyle yeniden gündemde. İslam tarihinin yüzyıllardır Yahudi ve Hristiyan din adamlarının sapmalarını açıklamak için kullandığı Tevbe Suresi 31. ayeti, Elmalılı Hamdi Yazır’ın kalemiyle modern siyasetin en radikal eleştirilerinden birine dönüşüyor.
İslam hukukunda mutlak kanun koyucu (Şâri’) yalnızca Allah olarak kabul edilirken, Tevbe Suresi 31. ayetinde yer alan “Allah’ı bırakıp da din âlimlerini, rahiplerini rab edindiler…” ifadesi, klasik tefsir metinlerinde genellikle geçmiş kavimlerin ruhban sınıfına körü körüne itaat etmesiyle açıklanır.
Ancak klasik tefsir çizgilerini aşan Elmalılı Hamdi Yazır, şaşırtıcı bir istisnai yorumla bu “Rablik” iddiasının biçim değiştirdiğini ortaya koymuştur. Yazır, ünlü eseri Hak Dini Kur’an Dili’nde, helal ve haram sınırlarını hiçe sayarak mutlak egemenlik iddia eden bu yapının modern dünyadaki karşılığını şu net sözlerle ilan etmiştir:
“Daha sonra bu Rablık imtiyazı, ruhban sınıfının elinden çıkmış, parlamenterlere geçmiştir.”
Elmalılı Hamdi Yazır’ı bu çarpıcı ve benzersiz yoruma götüren süreç, bizzat yaşadığı pratik siyasi tecrübeye dayanmaktadır. 1908–1912 yılları arasında Meclis-i Mebusan’da mebus (milletvekili) olarak görev yapan Elmalılı, Batılılaşma sancıları içinde kıvranan imparatorluğun kanun yapma süreçlerine içeriden şahit olmuştur.
Meclis çatısı altında, ilahi hudutları ve dinin değişmez hükümlerini göz ardı ederek adeta “mutlak birer otorite ve müdebbir” gibi davranan vekilleri gözlemleyen ünlü âlim, ruhban sınıfının eski gücünü modern yasama meclislerine devrettiğini o dönemden teşhis etmiştir.
Gelişen süreç, Elmalılı’nın bir asır önce yaptığı bu sosyo-politik tespitin günümüzde tam karşılık bulduğunu gösteriyor. Siyasetten ekonomiye, hukuktan sosyal hayata kadar tüm alanlarda Allah’ın haram kıldığı sınırların yasalarla serbest bırakılması ya da helallerin engellenmesi, parlamentoların “mutlak irade” pozisyonunu net bir şekilde ortaya koymaktadır.
21. yüzyıl ise bu duruma daha derin bir çelişki eklemiştir: Teorisinde tevhidi ve Allah’ın mutlak otoritesini savunan, ancak pratikte vahiy dışı yasal düzenlemeleri hayatın tek gerçeği olarak kabul edip onunla uyum sağlayan “postmodern bir kitle” türemiştir. Elmalılı’nın asırlık uyarısı, sadece geçmişe tutulan bir ışık değil, günümüz Müslümanlarının pratik hayat ile inanç arasındaki derin yarılmasına doğrultulmuş çarpıcı bir ayna niteliği taşımaktadır.
CAHİLİYEYİ YAŞARKEN KENDİMİZİ NASIL DOĞRU YOLDA GÖREBİLİYORUZ? Kur’an’ın uyardığı yanlışlar hayatımızda varlığını sürdürürken, doğru yolda…
ARJANTİN'DE MİLEİ YÖNETİMİNDEN ABD VE İSRAİL'E BÜYÜK TAVİZLER PATAGONYA ORMANLARI VE PEŞKEŞ ÇEKİLDİ Arjantin’de devlet…
SOSYAL MEDYADAN SEÇTİKLERİMİZ "Komada Bir Ümmet Can Çekişiyor" VİDEO YORUM Bir zamanlar ezanla dirilen, secdeyle…
DÜN ESED’E DESTEK VEREN ''KADİROV’UN'' MÜFTÜSÜ ŞAM’DA Kadirov rejiminin Müftüsü Salah Mezhiev’in Şam’da Suriye Diyanet…
TEVBENİN MAHİYETİ, ŞARTLARI VE MÜMİNİN HAYATINDAKİ YANSIMALARI 1. Tevbe Nedir, Ne Zaman Yapılmalıdır? Tevbe, insanın…
ÖLÜMLÜ BİR İLAH OLARAK MODERN DEVLET: LAİK VE SEKÜLER İKTİDARLARIN MUTLAK GÜCÜ Modernleşme dalgasının yeryüzünü…
View Comments
Elmalılı Hamdi Efendi’nin tespiti, sınırsız yetkinin nasıl bir vesayete dönüşebileceğini çok net özetliyor. Çözüm; kanaatimce parlamentoyu 'mutlak kanun koyucu' görmek olmadığı gibi, yetkiyi tek bir özerk/dinî kuruma devredip yeni bir ruhban vesayeti üretmek de değildir. Asıl denetim; bağımsız yargı, devletten bağımsız sivil/ilmi danışma (şura) mahfilleri ve toplumsal ahlâkî bilincin oluşturduğu çok katmanlı bir denge ile sağlanabilir. Meclis temsil makamıdır; ancak yetkisi mutlak değil, adalet ve hukuk sınırlarıyla bağlıdır.