
Ramazan ayı denince herkesin zihninde benzer sahneler canlanır. İftar saatine dakikalar kala fırınların önünde uzayan pide kuyrukları, elde sıcak pideler, yüzlerde tatlı bir telaş… Kim bilir kaç Ramazan akşamı bu manzarayla başlamıştır.
Pide kuyruğu sadece ekmek beklenen bir yer değildir aslında. Orası küçük bir Ramazan meclisidir.
“Bugün çok kalabalık”,
“Geçen seneye göre pideler küçülmüş sanki”,
“İftara yetişir mi acaba?”
Bu cümlelerin arasına karışan tebessümler, tanımadığın insanlarla kurulan kısa ama samimi sohbetler Ramazan’a özgüdür. Aynı kuyrukta bekleyen herkes, farklı hayatlara sahip olsa da aynı vakti, aynı duyguyu paylaşır.
Kim bilir… Belki de bir gün biri çıkıp “Biz pide kuyruğunda tanıştık” der. Olur mu olur. Ramazan sürprizleri sever.
Fırından çıkan sıcacık pideleri poşete koyup eve doğru yürümek başlı başına bir mutluluktur. Eve girildiğinde sofranın hazır olması, çorbadan yükselen buhar, ezana kalan son dakikalar… O pide iftar sofrasına konduğunda, sadece ekmek değil; emek, sabır ve bereket de sofraya gelmiş olur.
Ama…
Ramazan’ın bu güzel manzaralarının bir de görünmeyen tarafı var.
Ya fırın önünde kuyruğa girecek imkânı olmayanlar?
Ya o sıcak pideyi alamayanlar?
Ya iftar sofrasını eksik kuranlar?
İşte tam bu noktada Ramazan, sadece mideyi değil vicdanı da doyurmamızı ister.
İslami literatürde Ramazan; paylaşma, infak ve merhamet ayıdır. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) bu ayda cömertliğinin daha da arttığı rivayet edilir. Bugün bunun modern hayattaki karşılığı ise askıda ekmek, askıda pide gibi güzel geleneklerdir.
Bir pide fazla almak değil mesele…
Bir sofraya umut olmak mesele.
Evet, Ramazan’da güleriz.
Evet, pide kuyruğunda sohbet ederiz.
Ama Ramazan aynı zamanda fark etme ayıdır. Yanımızdakini, arkamızdakini, alamayanı görme ayıdır.
Sıcak pideyle iftar etmek güzeldir.
Ama başkasının sofrasını ısıtmak, Ramazan’ın asıl bereketidir.
İSLAMİ HABER “MİRAT”