Şehir Eşkıyalarına Karşı Neler Yapılabilir?

Yere Tüküren Gençleri Uyardı, Dayak Yedi

Esenyurt’ta yere tüküren gençlere tepki gösteren bir yaşlı insan, tekme tokat dayak yedi. Güvenlik kamerasına yansıyan o görüntülerde arada kalan bir kadının da yumruk yediği görülmekte. Olay geçtiğimiz salı günü akşam saatlerinde meydana geldi. İddiaya göre, yol kenarında beklediği sırada yoldan geçen gruptaki bir kişinin yere tükürmesi üzerine uyarıda bulunan Birol Ş. (52) 7 kişi tarafından saldırıya uğradı. Birol Ş.’yi döven saldırganlar uzaklaşırken çevredekilerin ihbarı üzerine olay yerine çok sayıda polis sevk edildi. Birol Ş. ve kadının “mahallenin gençleri” diyerek şikâyetçi olmadığı öğrenildi.

Şehir Eşkıyalarına Karşı Neler Yapılabilir?

Toplum olarak en büyük sosyal hastalıklarımızın başında sokakta, trafikte, toplu taşıma araçlarında, devlet dairelerinde, mahkemelerde, hastanelerde kısacası kamu alanında adap kurallarına uymamak gelir. Çoğu zaman haklarımızı biliriz ama sorumluluklarımızı bilmeyiz ve bunlar nefsimize ağır geldiği için de uymakta zorlanırız. Yetmiyor bir de kabalaşırız ve arkamızda bize destek veren aynı kafadan bir güruh bulduğumuzda şiddete dahî başvururuz.

İşte mezkûr haber, böyle bir şey olmalı. İnsanlıktan nasibini almamış, ihmal edilmiş, gençlik çağını bile aşmış ve hatta yetişkin bir tutum sergilemesi gereken birkaç sokak serserisi (belki de onlara şehir eşkıyaları demek lazım) kendilerini sözlü olarak uyaran bir vatandaşı el gücüyle dövmekten çekinmeyecek kadar insanî özelliklerini kaybetmiş. Böylelerin sayısı son yıllarda maalesef artmış bulunmaktadır. Sokakta sürü psikolojisi ile gürültü yapmak, birbirleriyle sesli ve küfürlü konuşmak, onlara artık gayet normal gelmektedir. Uyarsan bir türlü, görmezlikten gelsen bir türlü. Daha doğrusu uyarsan da bir, görmezlikten gelsen de bir. Artık onları hizaya getirmek mümkün değil gibi…durum gerçekten bu kadar vahim midir? Peki buna gerçekten bir çare yok mudur? Bence var…

Sokak Sosyal Hizmetleri Yaygınlaştırılmalıdır

Biz de mantık hemen hemen aynıdır. Bir insan, suç mu işledi. Şikâyet mi var. O halde ceza verelim. Ceza verdik ne oldu? Suç işleyen kişi, ıslah oldu mu? Tutum ev davranışlarını müspet anlamda değiştirdi mi? Psikolojik, sosyal ve maddî durumları değişmediği sürece her zaman aynı risk potansiyeli taşır böyle bir insan. O halde sosyal hayata adapte olabilecek çevresel şartlar iyileştirilmelidir. Bu devletin sosyal politikaları ile yakından ilgili bir konudur. Bir de sosyal pedagojik/hizmet boyutu vardır ki bu yaklaşım bir de maneviyat/ahlâk anlayışı ile birleştirildiğinde kişi üzerine epey etki yapmaktadır.

Ne var ki bizde sosyal hizmet elemanları, ya masa başında, ya da kurum içinde rehabilitasyona zaten razı olan dezavantajlı sosyal kesimler arasındadır. Bize lazım olan sokakta serserilik yapan gençlerin ve ailelerin sorunlarını pedagojik ve manevî yöntemlerle çözecek seyyar sosyal hizmet elemanlarıdır. Gerekirse zabıta, bu yönde eğitilebilir ve görev alanları genişletilebilir. Gerekirse birkaç kişi ile ancak cemaatle namaz kılan mahalle camilerin imamları, serbest zamanlarında (namaz aralarında) bu gibi serseri gençlere biraz ahlâk ve maneviyat dersi verir.

Sokak Serserilerine Ahlâk ve Edep Dersi vermek

Peki seyyar sosyal hizmet anlayışı nasıl uygulanacak ve içeriği ne olacak kamu huzurunu bozan sersilerin manevî ve sosyal ıslahına yönelik eğitim programları bu alanda yetkilendirilmiş pedagoglar tarafından zorunlu olarak uygulanmalıdır ta ki muhatap kişiler toplumsal davranış kalıplarını özümseyesiye kadar. Gaye onlara ahlâkî karakter kazandırmak olmalıdır. Nedir ahlâkî karakter? Kişinin davranışlarının, toplum tarafından benimsenen, kabul edilen ahlâkî ölçüler ve düsturlardır.

Ünlü bir sosyal pedagoga göre ferdin hayvanî varlıktan manevî varlığa ve bununla ilgili olarak ahlâkî karakter ve ahlâkî şahsiyete ulaşabilmesi, irade kuvveti, muhakeme açıklığı, ince ruhluluk ve derinden kavrayış (duyuş-ilham) gibi dört unsuru bulunan manevî karakter kabiliyetine bağlıdır. İş, yine dönüp dolaştı maneviyata, dine, yani fıtrî olarak Allah’ın bize takdim ettiği ahlâkî kurallara. Zannederim tek çare insanlara etkili bir şekilde Allah’ı, mahşeri hatırlatmaktır. O halde acilen sokakta emniyeti sağlayabilmek için, maneviyat odaklı bir ahlâkî model geliştirmeliyiz. Buna da çok erken safhada ilk önce risk kapsamına giren çocuk ve ailelerde ve okullarda başlamalıyız.

Bu dönemde çocuk, iyi ve kötü davranışları büyüklerden, öğretmenlerden öğrenir ve bunları mutlak olarak kabul eder. Daha sonra çocuk, ahlâkî normların bazen ihtiyaçlara, niyetlere ve şartlara göre belirlendiğini anlar ve davranışların doğruluğu veya yanlışlığı hakkında, kısmen de olsa, hüküm verme yeteneğine sahip olur. Bu evreden sonra işte gençler, ahlâkî davranışlarını artık bağımsız ve özerk olarak koordine edebilir ve davranışların ahlâkî/ilahî boyutunu ve sorumluluğunu idrak eder ve ahlâkî sorumluluk üstlenir. Bu uzun vadede en ideal yoldur. Ama biz bunu ihmal ettik. O halde acil eylem plânı çerçevesinde müdahale edici etkin sosyal pedagojik programlara hazırlayıp derhal uygulamamız lazım. Maksat, kişinin kendi vicdanı ile Allah korkusu ile kendi ahlâkî zafiyetini düzeltmesini sağlamaktır.

Ahlâkî kurallara uymamak, kişide utanç ve suçluluk doğurmalıdır. Her fert, evrensel ahlâk düzeyine kadar çıkamayabilir. Bazı ihmal edilmiş gençler, şahsî ahlâk/maneviyat anlayışını geliştiremedikleri için, kanun ve düzen eğilimi altında kalır ve suç işler. O halde vicdanlarda amel-i salih, yani hayırlı, iyi, güzel, uygun veya yararlı iş ve faaliyetlerde bulunma hissiyatı doğuran terbiye edici edep dersleri özellikle serseri gençler için uygulanmalıdır. Tarihte nice eşkıyaların bazen küçük bir manevî uyarı ile nasıl evliya makamına geldiğini görmekteyiz.

Son Söz

Bir manevî otorite tarafından samimî bir uyarının bazen çok tesirli olduğu, fıtrî olarak bilinen bir husustur. Önemli olan kaygan zeminde olan kişilere, sabırla, ısrarla, uyarıcı dil ile sürekli olarak ahlâkî disiplin sağlayacak eğitim vermektir. Kişiyi veya grubu, doğru ile yanlış arasında tespit edilen ahlâk sınırları dâhilinde hareket etmesini sağlayan normlar ve değerler sistemini, sokakta sosyal hizmetler kapsamına almalıyız. Yoksa bilinçli veya bilinçsiz olarak yapılan gayri ahlâkî davranışların önüne geçemeyiz. Sokaklarda güven içinde yürüyemeyiz. Unutmayalım: Milletler parasızlıktan değil, Peygamberimizin (sav) buyurduğu güzel ahlâktan mahrum olduklarında çöker.

Prof. Dr. Ali SEYYAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir