
SEVGİ BAHT OLMUŞ EZELDEN BİZE
Tarihimize geniş bir çerçeveden baktığımızda nice krizler, karışıklıklar, yenilgiler yaşadıktan sonra her seferinde yeniden doğuş hamlesiyle milletimizin ayağa kalktığını, bıraktığı yerden varlığını sürdürmeye devam ettiğini görebiliriz. Mesela Selçuklu dağılmış, yerine Osmanlı gelmiş, Allah’ın ismini daha Batı’ya taşımış. Diyar-ı Rum diye anılan Anadolu ve Balkanlar milletimizin medeniyet mührünün vurulduğu vatan toprakları olmuş. Hristiyanların çoğunlukta olduğu bu topraklar sadece fütuhatla kazanılmamış, aynı zamanda gönüller fethedilmiştir. İslam’ı en güzel şekilde temsil eden kişiler, Müslümanlığa düşmanlık besleyen gayrimüslimlerin kalplerini yumuşatmış, sevgi ve yakınlık hisleri duymalarına vesile olmuşlardır.
Diyar-ı Rum’u vatan toprağı yapan atalarımız hangi özelliklerinden dolayı bu topraklarda tutunabilmiş, bir cihan devleti kurmayı başarmışlardı? Bu soruyu birçok bakımdan cevaplayabiliriz. Gücünü birlik ve beraberlikten alan, cesareti, sadakati onurlandıran, inancına dört elle sarılan bir ordu millet oluşumuz önemliydi elbette. Ama bu inancın köklenmesinde ve sevdirilmesinde Ahmet Yesevî’nin irfan mektebinde yetişen derviş ve mürşitlerin hizmetleri de inkâr edilemez. Hacı Bektaş Veli, Sarı Saltuk, Ahi Evren, Şeyh Edebalı, daha niceleri Anadolu’nun İslamlaşmasında büyük rol oynamışlardır. Osmanlı’nın kuruluş aşamasının öncesinde Mevlânâ ve Yunus Emre’nin İnsanlar arasında sevgi, birlik ve beraberliği telkin eden şiirler yoluyla gönüllere ulaşması bir tesadüf olamaz.
“ Yetmiş iki millete aynı gözle bakmayan, halka müderris olsa, Hakk’a asidir” diyen Yunus Emre gibi Mevlanâ da
“Şu toprağa sevgiden başka bir tohum ekmeyiz,
Şu tertemiz tarlaya sevgiden başka bir tohum ekmeyiz biz…
Beri gel, beri ! Daha da beri ! Niceye şu yol vuruculuk?
Mademki sen bensin, ben de senim, niceye şu senlik benlik…” demiştir.
Görüldüğü gibi her iki şairimiz de insanlar arasında benlik davası güdenleri kınamakta, Hakk’a asi olmakla suçlamaktadır. “Niceye şu yol vuruculuk?” sözlerinde ise şiddetin, şiddeti doğuracağı ve sona ermeyeceği, kıyıcılıkla insanın asıl kendine zarar vereceği anlatılmak istenmiştir. Mevlana’nın felsefesinde düşmanın dost olması isteniyorsa ona hayır duası etmek vardır. Çünkü ona göre kalpten kalbe yol olduğu gibi dilden dile de yol vardır.
Tasavvuf terbiyesinde, insanlar arasında çok yoğun görünmez bağlar olduğu, öğretilir. Bir kişi hakkında gıyabında iyi kötü bir şey söylense hatta düşünülse bile konuşulanlar, düşünceler, aradaki görünmez bağlar vasıtasıyla karşı tarafın gönül hanesine iletilir, bu yüzden sufilerce düşünce hijyeni çok önemsenir. Zaten atalarımız da “Hayır dile komşuna, hayır gelsin başına” demişlerdir. Konuyla ilgili Kur’an’da âyetler vardır:
“İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel olan davranışla sav; o zaman bir de göreceksin ki seninle aranızda düşmanlık bulunan kimse kesinlikle sıcak bir dost oluvermiş!”, “Bu sonuca ancak sabırlı olanlar ulaşabilir, yine buna ancak (erdemlerde) büyük pay sahibi olanlar ulaşabilir.” ( Fussilet sûresi 34 ve 35.âyetler )
Âyet-i kerîmelerde çok açık görüldüğü gibi ancak çok sabırlı ve yüksek ahlâkî değerleri olanların başarabileceği bir meziyet, kötülüğe iyilikle mukabele etmektir. Elbette adaletin tesis edilmesi gereken durumlar da vardır; zulmü durdurmak, zulme ortak olmamak adına, sorumluluk alınması gerekebilir. Böyle bir durumda kötülüğe arka çıkmamak için “kısasta hayat vardır” âyetine uygun hareket edilmesi uygun olabilir. Zalim birinin zulmünü sürdürmesine engel olmak da zalime yapılan iyiliğin bir başka çeşididir.
Kalbi katı, zalim insanlar başkalarının acılarına duyarsız kalır, hattâ acı çektirmekten zevk alırlar. Böyle bir psikolojinin oluşumunda kişinin yetiştiği ortamdan aldığı kültürel kodların etkisi büyüktür şüphesiz. Fıtrat da önemlidir, şurası da bilinen bir gerçektir ki güçlü ve sağlam bir iman, insanı dönüştürüp geliştirir. Sevgi nedir, şefkat nedir bilmeyen kalpler, ilahî sevginin ateşiyle “yumuşayıp muma döner” Yunus’un tabiriyle. Kime yumuşak kalplilik verilmişse, ona hayırdan nasibi verilmiştir, diyor Peygamberimiz. “İmansız olan paslı yürek ise sinede yüktür.” Âkif’e göre. Sevebilmek baht açıklığıdır, nasibi olanların hissedebileceği bir duygudur:
“Sevgi baht olmuş ezelden bize
Sizde bir türlü, bizde bir türlü
Alaca düşmüş gördüğümüze
Sizde bir türlü bizde bir türlü”
Diyen İbrahim Yurtören, ilahî sevginin beşere duyulan sevgiden farkını çok güzel dile getirmiş. Nefsini arındıran bir kişide Hak sevgisinin tezahürü ile nefsanî hislerinin etkisindeki bir kişinin sevgisi aynı olamaz. Aslında her ikisinin de hisleri nefs engeliyle perdeli olmakla beraber derece farkı vardır. Şiirin devamında gönlü ilahî sevgiyle dolu olanların dış dünyanın güzelliklerini algılayışları ile, suretteki güzelliğe kapılanların farkı anlatılıyor :
“Donandı dağlar, bahar olunca
Gölgem kayboldu gönlüm dolunca
Güzeli görmek boylu boyunca
Sizde bir türlü, bizde bir türlü
Şair “ Gölgem kayboldu, gönlüm dolunca” diyor, “Varlık bir gölge, benlik bir pusu” diyor. Anlıyoruz ki benliğin varlık iddiası, arınmamış nefislerin kuruntusudur, Hakk’a giden yolda bir pusudur. Burada asıl anlatılmak istenen benlikten tamamen kurtulmak değil, bencillikten, kibirden kurtulmak, Hak’tan uzaklaştıran her şeyden benliği kurtarmaktır. Dünyalık hiçbir şeyin kıymetiyle değiştirilemeyecek bir sevgi, kalpte egemen olunca var olan her şey, Yaratanın eseri sıfatıyla görülür:
“İstemem versen cihan varını
Gönül nakşetti güle yârını
Her yüzde görmek dost dîdârını
Sizde bir türlü, bizde bir türlü”
Ey oğul birdir, kap değişse su
Varlık bir gölge, benlik bir pusu
Be diyelim ki Rabb’in duygusu
Sizde bir türlü, bizde bir türlü
Şiirin bütününde Rabb’in yakınlığını hissedenlerle bu tür yakınlıktan habersiz olanların mukayesesi yapılıyor. Mutasavvıflarca benimsenen, tevhit inancının derin ve öz ifadesi “Ey oğul birdir, kap değişse su” dizesinden de anlaşılacağı üzere her insan özü itibarıyla aynıdır, “Aynı vardan var olmuşuz.” Bu yüzden insan olanlar, insanca değer görmeyi hak eder. İnsana değer vermek ise onu yaratanın hoşnutluğunu gözetmektir.
Buraya kadar sevginin benliği onaran, insanlar arasında birlik ve beraberlik duygusunu destekleyen yönünden bahsetmeye çalıştık. Kalbi katılaştıran kibir ve bencilliği, benliği putlaştırmayı ise insanın kendine zarar vermesi olarak gördük. Ancak insanın kendi nefsine zulmetmesinden söz etmedik. Dengeyi kaçırmak, kendimizi aşağı görmek, değiştiremeyeceğimiz yapısal özelliklerimizi beğenmemek…gibi varlığımızı küçümsememiz, insan olmanın izzetine yakışır şekilde davranmamamız da kendimize gösterdiğimiz saygısızlık ve sevgisizliktir. Bunu da göz ardı etmeyelim. Sözümüzü gene Yunus’la bitirelim: “Sevelim sevilelim dünya kimseye kalmaz.”
Ayşegül Ünal
Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.
Mirat Haber – YouTube
Trabzonspor 59 yaşında hakkında son gelişmeler. Trabzonspor, 59. yaşını coşkuyla kutladı. Kentteki kutlamalar, taraftarların yoğun…
Ertuğrul Özköke cumhurbaşkanına hakaretten soruşturma hakkında son gelişmeler. Ertuğrul Özköke hakkında cumhurbaşkanına hakaret suçlamasıyla soruşturma…
Yunanistanda iki yangın söndürme helikopteri çarpıştı. Olay sonucunda can kaybı ve yaralanmalar yaşandı.
Galatasaray 3-3 Rennes (Hazırlık maçı) hakkında son gelişmeler. Galatasaray 3-3 Rennes maçında heyecan dolu anlar…
Galatasaray - Rennes maçı canlı izlemek için doğru yerdesiniz. GS RENNES hazırlık maçı şifresiz yayın…
İmamoğlundan AKP'ye geçen belediye başkanlarına tepki hakkında son gelişmeler. İmamoğlu, AKP'ye geçen belediye başkanlarına sert…
View Comments
Yine güzel,anlam ve nasihat yüklü bir yazı okuduk.
Gönlünüze sağlık Ayşegül hanım.
Ben de ''Bilen Gelsin'' isimli şiirimin ilk dörtlüğü ile küçük bir katkıda bulunmak istiyorum:
SEVGİYE GÖTÜREN YOLU
BİLEN GELSİN,BİLEN GELSİN
ÂŞIKLARIN GÖZ YAŞINI
SİLEN GELSİN,SİLEN GELSİN
Kaleminiz kâim,
Kelâmınız dâim olsun.
Gönlü güzel olanın,
Her birşeyi güzel olur.
Güzel dinler,
Güzel söyler,
Güzel yazar,
Güzel çizer.
Ne eylerse
Güzel eyler.
Mevlam görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.
Diline, gönlüne sağlık.
Derleyip toplamışsın,
Ne de güzel şeyler yazmışsın.
Emeklerin hiç boşa değil.
Çok da hoşumuza gidiyor.
Dikkatle ve rikkatle okuyoruz.
Selam ve dua ile……
Çok teşekkür ediyorum
Okudukça zevk aldığım, okudukça birşeyler kaptığım, her defasında farklı bilgiler kazandığım yazılarınızın bir sonraki yazınızı dört gözle bekliyorum
Ayşegül hanım yazınız yine çok güzel olmuş. Sevgi insanın fıtratında vardır Allah u Teâlâ insanın içine bu güzel duyguyu yerleştirmiş ki bu sevgi ve merhamet sayesinde dünya hayatı güzelleşsin yaşanacak yer hâline gelsin diye, sevgiyi merhameti kaybeden milletler adaleti de kaybeder ve yıkılmaya mahkumdur öylede olmuştur.
Allah kendi sevgisine mazhar etsin inşallah selamlar.
Her hafta yazınızı heyecanla bekler olduk.Yüreğinize sağlık,kaleminize kuvvet...❤️🌹
Her hafta yazınızı heyecanla bekler olduk.Yüreğinize sağlık ,kaleminize kuvvet...❤️🌹
Yüreğine kalemine sağlık sevgi ilac gibidir Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır bu herseyde gecerli kötü kalplere sevgiyle yaklaşmakta güzel düşüncedir
Cenabı Hak Elçisine:eğer sen onlara kaba davransaydın etrafından dağılıp giderlerdi buyurdu.Yunus Emre de:Yaratılanı hoş gör yaratandan ötürü diyerek hoşgörüye dikkati çekmiştir.
Hoca hanım çok güzel bir konuyu ele almıssın tebrik ediyorum.
Ayşegül hanım maşallah çok güzeldi .Elinize yüreğinize sağlık. Çok etkilendiğim cümleler vardı. Teşekkür ederiz.
Bugün Türkiye ‘nin en büyük sorunlarından birisi “bencillik “tir. Bunun en iyi ilacı ise sevgi çeşitliliğidir. Bunu çok güzel bir makale ile açıklamışsınız. Emeğinize sağlık, ALLAH razı olsun.