Makale

Şiilerin “Takıyye”si, Sünnilerin “Hile”si

Üç haftadır sürdürdüğümüz takıyye ilgili yazılarımızın sonuncusuna gelmiş bulunuyoruz. Son yazıda Kur’an-ı Kerim’de kullanılar “talattuf” kelimesinin konuyla ilgisini ele alacağız:

“Böylece, aralarında bir sorgulama yapsınlar diye onları dirilttik (uyandırdık). İçlerinden bir sözcü dedi ki: “Ne kadar kaldınız?” Dediler ki: “Bir gün veya günün bir (kaç saatlik) kısmı kadar kaldık.” Dediler ki: “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir; şimdi birinizi bu paranızla şehre gönderin de, hangi yiyecek temizse baksın, size ondan bir rızık getirsin; ancak oldukça tedbirli (nazik) davransın ve sakın sizi kimseye sezdirmesin. Çünkü onlar üzerinize çıkıp gelirlerse, sizi taşa tutarlar veya dinlerine geri çevirirler; bu durumda ebedi olarak kurtuluş bulamazsınız.” (18/Kehf, 19-20.)

Kehf (28) Suresi 19. ayette şehre yiyecek almak üzere gidecek şahsa “talattuf”ta bulunması tavsiye edilir. Talattuf tedbir çerçevesinde nazik ve kibar davranmak, kendini aşikâr etmemekitr. Çünkü gençlerin zannınca şehirde zorba bir yönetici hüküm sürmektedir ve adamları onları teşhis ettiği anda tutuklayıp öldürecektir.

Şimdi konumuzla ilgili olarak şu soruya cevap aramaya çalışalım:Tedbir veya ihtiyat diyebileceğimiz bu tavsiye bir tür “takıyye” midir?

Bir tür takıyye olduğunu söyleyenler var. Çünkü mahiyeti itibariyle takıyye inancı gizleme esasına dayanır. Can ve malın tehdit altında olduğu durumlarda kişi veya kişiler inançlarını gizleme ruhsatına sahiptirler. İster talattuf ister takıyye olsun inkarcı veya zalim (müstebid) bir yönetimin olması, mü’minleri inançlarından vazgeçirmeye zorlaması veya onlara baskı uygulaması söz konusu ise inanç gizlenebilir, buna “ruhsat”ları vardır. İnancını gizlemeyip işkenceye tahammül etmeyi veya şehid olmayı göze alanlar “azimet”i kullanmış olurlar.

Talattuf ve takıyye hükmünden maksad, canın ve malın korunması ise, bununla sınırlı tutmak gerekir, yoksa tehlikelere karşı korunayım diye inkârcılar ve mücrimler gibi yaşamak, onların ahlak anlayışlarını ve yaşama biçimlerini benimsemek tasvip edilemez.

En çok Şia ile ilişkilendirilen tıkayye konusunda son asırlarda en dikkate değer görüş Ayetullah Humeyni’den gelmiştir. Humeyni’nin mezhepler tarihine geçecek üç içtihadından biri takıyye ile ilgilidir. Diğer iki içtihadı kelami olup, Muntazar İmam (el Mehdi’l muntazar)’ın gelişi için zulüm, baskı ve cevrin artmasını doğru bulmadığını, Mehdi, zulüm diyarı yerine değil, İslam adaletinin sağlandığı İslam Cumhuriyeti’ne gelmesi gerektiğini söyledi, Mehdi inancını ve beklentisini tepetaklak eden bu içtihat ulema nezdinde kabul görmeseydi, İran’da bir İslam devriminin gerçekleşmesi mümkün değildi, çünkü Şii halk, sürüp giden zulüm ve haksızlıkların zamanın tabiatının bir sonucu olduğunu, zulüm ve haksızlıklar artıp tahammül edilemez noktaya gelmedikçe mehdinin zuhur etmeyeceğine inanıyordu. Diğer içtihadı ise, Velayet-i fakih’le ilgili siyasi olandır. Gaib imamı bekleyen ve binlerce yıllık monarşi kültürü içinde yoğrulan Şii dünyaya “cumhuriyet” önerip kabul ettirmek kolay değil. Aksayan yönleri olmakla beraber modern zamanlarda ne Şii  ne Sünni dünyadan başka bir model gelmediğini göz önüne alacak olursak, Velayet-i fakih’in kendine mahsus ve orijinal bir yönetim modeli olduğunu teslim edebiliriz.

Ayetullah Humeyni’nin takıyye ile ilgili içtihadı da önemlidir. O, saraheten İsalam’ın varlığı tehdit altında ise takıyye yapılmayacağına, Şii veya Sünni olsun,  müslümanın müslümana karşı takıyyeye başvurmayacağına hükmetmiştir.

“Kelami/teorik” bir mesele gibi görünüyorsa da “takıyye” daha fazla bir şeydir. Tarihte ve en çok bugün Sünnilerle Şiiler arasında yaşanan çatışmaları besleyen faktörlerden birinin takıyye olması yanında, Müslüman dünyanın yaşadığı ahlaki krizin sebeplerinden biri, müslümanların tarihsel kültürlerine yanlış olarak sinmiş bulunan “takıyye” inancı ve bu inancı birbirlerine karşı yürüttükleri siyasi rekabette kullanılmasıdır.

Sonuç

Konuyla ilgili yazdığımız üç yazıdan şu sonuçları çıkarmak mümkün:

1. Can tehdit altında ise takıyyeye ruhsat var ama azimeti seçmek de mümkündür

2. Tarihte Şiilerde “takıyye”, Sünnilerde “harp hiledir” aynı işlevi görmüş, bugün de aynı işlevi görmeye devam etmektedir.

3. Takva sahibi Şii ve Sünnileri istisna ederek, her iki tarafın yaygın ve tarihsel kültürel kullanım tarzları meşru değildir.

Buna göre:

a. İslam tehdit altında ise takıyye yapılamaz

b. Müslümanın müslümana takıyye yapması

c. “Harp hiledir” diye her türden hile ve tezvirata, yalana, sahtekarlığa, komplo ve kötülüğe başvurmak gayrımeşrudur. (Hadis kaynaklarında ibare “hile” değil, “hud’a” olarak geçer. Buna göre “hud’a”, savaşta kullanılacak askeri taktik olup sıcak çatışmayla ilgilidir. (Daha geiş bilgi için bkz. Ali Bulaç, Savaş “hile“ midir, “taktik“ midir? (Hud’a ve hile), Ahlaki Krizimizin sebepleri 3, alibulac.com, 21 Aralık-2020.)

ALİ BULAÇ 

MİRATHABER.COM  -YOUTUBE- 

 

 

Recent Posts

  • Gündem

Rusya Dışişleri: Savaş Petrol için Çıkartıldı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov: “Körfez’deki savaş, Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrolün kontrolü için çıkarıldı. Rusya…

2 saat ago
  • Gündem

Tahran’da: Cuma Namazında Yaşasın Türkiye Sesleri

Tahran’da Sürpriz Slogan: Cuma Namazında "Yaşasın Türkiye" Sesleri   TAHRAN – İran’ın başkenti Tahran’da her…

4 saat ago
  • Gündem

KANATLANAN ULAKLAR: POSTA GÜVERCİNLERİ

KANATLANAN ULAKLAR: POSTA GÜVERCİNLERİ Yüksek veri aktarım hızına sahip 5G teknolojisi, ülkemizde 1 Nisan 2026…

4 saat ago
  • Gündem

Papa XIV. Leo’dan, Trump’a Sert Mesaj

Papa XIV. Leo’dan sert mesaj: “Dünya bir avuç zorba tarafından harap ediliyor” Katolik dünyasının ruhani…

5 saat ago
  • Gündem

YA DEĞİŞİM YA ÇÖKÜŞ!: YARIN DEĞİL! HEMEN ŞİMDİ

‘‘YA DEĞİŞİM YA ÇÖKÜŞ!: YARIN DEĞİL! HEMEN ŞİMDİ!’’ CENAZE ORTA YERDE VE ARTIK HİÇBİRİMİZ MASUM…

6 saat ago
  • Makale

SUSMA ORUCU: “YA HAYIR SÖYLE, YA DA SUS!”

SUSMA ORUCU: “YA HAYIR SÖYLE, YA DA SUS!” Öncelikle şu hususun altını kalın çizgilerle çizeyim:…

7 saat ago