
Anayasa Mahkemesi binası önünde emekli bir yurttaşımızın yaşamına son vermesi, toplumun kılcal damarlarına kadar sirayet eden ekonomik ve sosyal çöküşün göz ardı edilemez, ertelemeye gelmez bir ikazıdır. Bu acı çığlık, yalnızca bireysel bir cinnetin değil; borca dayalı para ve kredi sisteminin yarattığı ağır toplumsal tahribatın açık bir tezahürüdür.
2000’li yılların başından bu yana uygulanan ekonomi politikaları, insanımızı üretime katılmaya değil, sürekli borçlanarak yaşamını idame ettirmeye zorlayan yapısal bir tuzak inşa etmiştir. Bugün açlık sınırının 37 bin liraya dayandığı bir vasatta, 23 bin 500 lira aylığa mahkûm edilen emeklilerimizin varlığı kabul edilebilir bir durum değildir. İnsanımızın “borçlanmadan yaşayamayacağına” inandırılmış olması, toplumsal bünyemize zerk edilmiş en büyük tehlikedir. Borçlanma bir yaşam biçimi haline getirilirken; ranttan, yüksek faizden ve paradan para kazanan küresel ve yerel aktörlerin beslendiği bu düzen, devasa bir sosyal patlamanın eşiğine sürüklenmektedir.
Bu acı tablonun birinci dereceden sorumlusu şüphesiz uyguladığı politikalarla mevcut iktidardır. Ancak meseleyi sadece hükümetin münferit icraatlarına bağlayarak asıl sistemsel çarkları görmezden gelmek, muhalefet açısından da ciddi bir zaaftır. Yalnızca lokal aksaklıkları ve bireysel hataları öne çıkararak köklü değişimlerin önünü tıkayan, mevcut borç tabanlı düzeni adeta “zemzem suyuyla yıkayıp” aklamaya çalışan anlayış eksiktir. Konu basit bir oy hesabı veya parti siyaseti değildir. Aileler dağılıyor, gençlerimiz diplomalarıyla işsizler ordusuna katılıyor ve evlatlarımız uyuşturucu kıskacında çürüyor ise oturup bütüncül bir yaklaşımla sistemi sorgulamak zorundayız.
Halkımızı önce açlık sınırının, ardından yoksulluk sınırının üzerine çıkaracak adımlar radikal ve halkçı bir iktisat modelini zorunlu kılmaktadır. Üreten firmaların ve çalışanların üzerindeki ağır vergi yükü kaldırılmalı; reel üretimi esas alan yeni bir iktisadi alan açılmalıdır. Bu noktada Anayol Partisi’nin çözüm programında yer alan “Borç Tasfiye Bakanlığı” vizyonu hayati bir önem taşımaktadır.
Söz konusu bakanlık, baştan aşağı tüm hanehalkı ve üretici borçlarının sistemli bir şekilde tasfiyesini üstlenmeli; devletin koruyucu, sosyal ve planlayıcı rolünü yeniden ihya etmelidir. Bu mekanizma kurulurken sivil toplum kuruluşları, akademik çevreler ve muhalefet çözümün aktif birer paydaşı kılınmalıdır. Hatta hükümet, ulusal kriz boyutuna ulaşan bu meselede ezber bozmalı; bazı icra makamlarını ve yönetim sorumluluğunu muhalefet ile paylaşmaktan kaçınmamalıdır.
”Yapılamaz” veya “mümkün değil” diyerek korku iklimi yayanlar, mevcut faizci düzenden nemalanan odağını kaybetmiş yapılardır. Türkiye’nin kaynağı da, insan gücü de bu köklü dönüşümü gerçekleştirmeye yeterlidir. Yeter ki toplumsal barışımızı ve insanca yaşam hakkımızı koruyacak millî ve halkçı bir irade ortaya konulsun.
SON BORSA KRİZİ VE SERMAYE PİYASA MANİPÜLASYONLARI ÜZERİNE: FAİZ HARAM DA SPEKÜLASYON HARAM DEĞİL Mİ?…
Taha Kılınç’tan Netanyahu Uyarısı: “Bu Tuzağa Düşmemeli” Yazar Taha Kılınç, BM’de Netanyahu’ya yönelik protestoların hedefini…
S-400’den F-35’e: Türkiye’nin Savunma Denkleminde Ne Değişti? Türkiye’nin Rusya’dan satın aldığı S-400 hava savunma sistemleri…
“GÖZÜMLE GÖRMEDİĞİME İNANMAM!” DİYEN, KENDİNİ GÖRDÜN MÜ? Gözle görülmeyen, kulakla duyulmayan, elle tutulmayan her bir…
Başörtüsü Ermenistan'da Serbest Azerbaycan'da Yasak Hristiyan nüfusa sahip olan ve Türkiye ile yıllardır sorunlar yaşayan…
KADIN KOVAN MESCİTLER Ahzab Suresi 35. Ayet-i Kerimede Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: …