
Güney Afrika’nın Yüz Ağartan Başarısının Sırrı
Giriş
Gazze’de yaşanan yıkım, sıradan bir askerî çatışma yahut mahalli bir gerginlik olarak izah edilemez. Ortaya çıkan manzara; insanlık vicdanını, devletlerin hukuk anlayışını ve uluslararası düzenin samimiyetini doğrudan sorgulamaktadır.
Sivillerin hedef alınması, hastanelerin bombalanması, açlık ve susuzluğun bir silah hâline getirilmesi; artık savaş hukukunun sınırlarını aşmış, insanlık suçları alanına girmiştir. Buna rağmen dünya devletlerinin büyük bir bölümü bu zulmün adını koymaktan kaçınmakta; kaçamak cevaplarla, yuvarlak ve muğlak ifadelerle yetinmektedir.
Bu noktada mesele yalnızca Filistin meselesi olmaktan çıkmış; devletlerin ahlâk imtihanına dönüşmüştür.
I. Zulmün Aşikâr Olduğu, Tepkilerin Dağınık Kaldığı Bir Devir
İsrail’in Gazze’de yürüttüğü uygulamalar artık tartışma götürmeyecek ölçüde açıktır:
• Sivil yerleşimler doğrudan hedef alınmaktadır.
• Sağlık kuruluşları dokunulmazlığını yitirmiştir.
• Aç bırakma, kuşatma ve zorla göç ettirme yöntemleri alenî biçimde uygulanmaktadır.
• Toplu cezalandırma, resmî bir devlet siyaseti hâline getirilmiştir.
Bu fiillerin her biri, uluslararası hukuk metinlerinde açık karşılığı bulunan ağır suçlardır. Ne var ki söz konusu İsrail olduğunda, hukuk çoğu zaman askıya alınmakta; evrensel ilkeler güç muhasebesinin gerisine itilmektedir.
II. Devletleri Suskunluğa İten Başlıca Sebepler
Birçok ülkenin açık tavır almaktan kaçınmasının ardında üç temel unsur bulunmaktadır.
Küresel düzen, devletleri silah, enerji, ticaret ve finans ağlarıyla birbirine bağlamış; bu bağlar zamanla baskı vasıtalarına dönüşmüştür. İsrail’e karşı açık duruş sergilemek, çoğu ülke için ağır bedeller getirmektedir.
Bugünkü dünya düzeni adalet üzerine değil, güç muhasebesi üzerine kuruludur. Bu nizamın dışına çıkan devletler, hızla “istikrarsız unsur” yahut “tehdit kaynağı” olarak yaftalanmaktadır.
Bazı yönetimler için dış siyaset; hukuk ve ahlâk meselesi değil, yalnızca menfaat hesabıdır. Böyle bir anlayışta mazlumun kimliği değil, zalimin kudreti belirleyici olur.
III. Güney Afrika’yı Diğerlerinden Ayıran Esas Unsur: Tarih Şuuru
Güney Afrika’nın tutumu, yakın geçmişi bilinmeden anlaşılamaz.
1948–1994 yılları arasında hüküm süren apartheid rejimi:
• ırk ayrımını resmîleştirmiş,
• kimlik üzerinden insan tasnifini yaygınlaştırmış,
• duvarlar, geçiş yasakları ve yerleşim sınırlamalarıyla toplumu bölmüştür.
Bugün Filistin topraklarında uygulanan yöntemler, Güney Afrika halkı için yabancı değildir. Aynı dışlanma, aynı kuşatma ve aynı hukuk yokluğu geçmişte onların kaderi olmuştur.
Bu sebeple Filistin meselesi Güney Afrika için siyasî bir dosya değil; tarihî bir yüzleşmedir.
IV. Güney Afrika’nın Cesaretinin Gerçek Kaynağı
Bu duruş:
• nüfus büyüklüğünden,
• asker sayısından,
• ekonomik kudretten
doğmamaktadır.
Asıl güç şu üç kaynaktan beslenmektedir:
1. Zulmü yaşamış bir millet hafızası
2. Uluslararası hukuku derinlemesine bilen kadrolar
3. “Bir daha asla” bilinciyle şekillenmiş devlet iradesi
Güney Afrika, İsrail’le silahla değil; hukuk yoluyla mücadeleyi tercih etmiştir. Uluslararası Adalet Divanı’na yapılan başvuru, güçsüz görülen devletlerin elindeki en etkili imkândır.
Bu hamleyle İsrail ilk kez askerî değil, hukuk önünde savunma mecburiyetine düşmüştür.
V. Türkiye Neden Doğrudan Aynı Hamleyi Yapmadı?
Kamuoyunda sıkça sorulan soru şudur:
Türkiye neden davayı doğrudan açmak yerine Güney Afrika’yı desteklemekle sınırlı kalmıştır?
Bu tercihin ardında birkaç temel gerekçe bulunmaktadır.
Türkiye aynı anda Suriye, Irak, Doğu Akdeniz, Ege, Karadeniz ve Kafkasya gibi birçok sahada yoğun baskı altındadır. Bu tablo, her dosyada öncü hamle yapmayı güçleştirmektedir.
Türkiye, NATO üyesi olmakla birlikte Batı dünyasıyla sıkıntılı bir ilişki yürütmektedir. Bu konum, doğrudan hukuk sürecini başlatan taraf olmayı daha maliyetli hâle getirmektedir.
Apartheid geçmişi bulunan Güney Afrika’nın davayı açması;
ahlâkî bakımdan daha güçlü,
tarihî bakımdan daha anlamlı,
dünya kamuoyu nezdinde daha inandırıcı görülmüştür.
Türkiye ise bu süreci destekleyen ve güçlendiren bir hatta durmayı tercih etmiştir.
Bu yaklaşım tartışmaya açıktır; ancak bütünüyle edilgen bir tutum olarak nitelendirilmesi de isabetli değildir.
VI. Güney Afrika’nın Açtığı Yolun Önemi
Bu dava yalnızca İsrail’i hedef almamaktadır.
Asıl sınanan husus şudur:
• Uluslararası hukuk gerçekten var mıdır?
• Güçlü olan mı, haklı olan mı belirleyicidir?
• Küresel vicdan hâlâ hayatta mıdır?
Güney Afrika’nın attığı adım:
• İsrail’in dokunulmazlık algısını sarsmış,
• Batı dünyasının çifte ölçüsünü görünür kılmış,
• suskun devletlere konuşabilecekleri bir zemin açmıştır.
Sonuç
Bugün dünya, güç ile adalet arasındaki kadim mücadelenin yeni bir safhasına şahitlik etmektedir.
Birçok devlet menfaat hesabıyla susarken, Güney Afrika şu hakikati hatırlatmıştır:
Haklı olmak için güçlü olmaya değil,
konuşmak için orduya değil,
adalet için şahitlere değil,
vicdanla yoğrulmuş bir devlet iradesine ihtiyaç vardır.
Bu sebeple Güney Afrika’nın başarısı askerî değil; ahlâkîdir.
Ve bu tavır, yarın tarih yazılırken devletlerin gerçek yerini tayin edecek niteliktedir.
Hazırlayan: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
İSLAMİ HABER “MİRAT”
Dipnotlar:
1. Birleşmiş Milletler, Cenevre Sözleşmeleri ve Ek Protokoller.
2. Uluslararası Adalet Divanı, Güney Afrika – İsrail Başvurusu (2023–2024).
3. Amnesty International, Israel’s Apartheid Against Palestinians, 2022.
4. Human Rights Watch, A Threshold Crossed, 2021.
5. Nelson Mandela, Long Walk to Freedom, Little Brown, 1994.
6. John Dugard, Apartheid, International Law and the Occupied Palestinian Territory, 2008.
7. Richard Falk, Palestine’s Horizon: Toward a Just Peace, 2017.
Yunan Siyasetçi Kyrtsos'tan Atina'ya Sert İsrail Uyarısı: "Katillerle Savunma İttifakı Olamaz" Yunanistan siyasetinin deneyimli isimlerinden…
KURBAN, İBADETTİR, CENNET YOLUDUR! Vacip, Adak, Akika, Şükür, kurban bağışlarınızı ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyoruz. Siz de…
Ramallahlı Kadından Arap Liderlere ve Abbas Yönetimine Sert Tepki: "Bizi Gazze’deki Mücahitler Temsil Ediyor" Batı…
Bilal Erdoğan’dan Nüfus ve Aile Yapısı Uyarısı: "2100 Yılında 55 Milyona Düşebiliriz" İlim Yayma Vakfı…
250 YIL SONRA YENİDEN SÖMÜRGE İran'a, Gazze'ye, Yemen'e, Lübnan'a ortak operasyonlar yapan, Siyonist rejime karşı…
ÜÇ FATMA NUR’UN ÖLÜMÜ, TEK BİR GERÇEK: AİLE VE EĞİTİM SİSTEMİMİZİN ÇÖKÜŞÜ (2) 3. TOPLUM…