Makale

SİYONİZMİ ETKİSİZLEŞTİRECEK İKİ HAMLE

SİYONİZMİ ETKİSİZLEŞTİRECEK İKİ HAMLE

Önceki iki yazıda, neden İran’dan sonra hedefte bizim olduğumuzu, bu savaşa girmeden saldırının durdurulması için hangi 29 adımın atılması gerektiğini izah etmeye çalıştık. Bu yazıda da şayet durduramazsak, İran yenilgiye uğrar, bize karşı askeri operasyonlar başlarsa, iki öncelikli konudan bahsedelim.

Filistin’e kanserli bir doku gibi çökmüş, 1948’deki kuruluşunun şartlı temelini Filistinlilerin geri dönüş hakkına bağlı belirleyen Birleşmiş Milletler’i dahi yok saymış, İslam düşmanı gruplara, partilere ve ülkelere verdiği muazzam maddi desteklerle bütün İslamiyet’e karşı savaş açmış Siyonist rejimi askeri olarak kesin bir yenilgiye uğratmak 50 devlete bölünmüş şu iyice zayıflamış İslam dünyası için bile mümkündür.

Soykırımcı orduyu yenilgiye uğratmak için şu anda İslam ülkelerinin önündeki iki temel askeri hususa odaklanmak gerekir. Yahudi devleti kuşkusuz tankların başını çektiği büyük bir kara ordusu barındırmakta, bir donanmaya da sahip bulunmaktadır. Ancak bunlar çevresine göre, örneğin Türkiye, İran ve Mısır’a göre zayıftır. İşgal gücünün askeri alandaki iki temel gücü hava kuvvetleri ve nükleer başlıklardır.

Soykırım Uçakları

Hava kuvvetleri F-15, F-16 ve F-35 filolarından oluşan Siyonist rejim, üç büyüklerin ardından en önde vurucu güce sahip. Radar görünürlüğü çok düşük olup kendi ihtiyaçlarına göre özel yaptırdığı, yazılımına sahip olduğu belirtilen F-35ler, hala sorunları devam etse de ağırlığa sahip uçaklar. İran savaşında avcı-bombardıman uçaklarının serbestçe uçtuklarını, dini lider başkanlığındaki MGK toplantısını vurmak da dahil saldırıları yaptıklarını anlıyoruz.

Bu her üç uçak da ne F-35B gibi dikine iniş yapabilen, ne F-35C gibi kısa piste konabilen, ne de Saab Gripen gibi kara yolunu pist olarak kullanabilen cinsten. Yalnızca normal jet pistlerinden kalkıp normal jet pistlerine inebiliyorlar. Bu da pistler vurulunca etkisiz kalacaklar demek. Nitekim İran’ın pistleri hedefleyen füze atışları bu nedenle yapıldı. Ancak pistlerdeki hasar çok uzun süreli olmuyor, tamir edilebiliyor.

Hava üslerinde hangarlarda düzenli bakıma alınan, hareketsiz bekleyen uçakları vurmak da mümkün. Siyonist rejim, gücünün temeli olan, her biri yüz milyon dolarlık bu uçakları korumak için hava üslerinde yeraltı koridorları inşa etti, uçaklar üsse dönünce bu tünellere sokuluyor ve girdikleri dehlizlerin neresinde oldukları anlaşılmıyor. Ancak her tünelin giriş-çıkış noktaları var. O noktaların vurulması uçakları uzun süre etkisiz bırakıyor.

Kuşkusuz saldıran uçakları havada vurmak için en etkili yöntem hava savunma sistemleri. Ülkemizin uzun dönem bilinçli olarak mahrum bırakıldığı, Yunanistan’ın bile yakınlarına getirilmediğimiz bu sistemlerde önce S-400’ler, ardından da kendi yerli ve milli savunma sanayimiz sayesinde büyük bir sıçrama yaptık.

Yine de en üst düzeye henüz gelmedik. Hava savunma en başta vurulacak sistemler olduğundan bunların hem sayıca artması, hem daha gizli hale getirilmesi, hem de Çelik Kubbe yaklaşımımızda olduğu gibi bütüncül yeni doktrin ve teknolojilere gidilmesi gerekmekte. Bunlar İHAlara dayalı çoklu sensörlü bir sürü düşüncesini gerektirebilir.

Dolayısıyla Yahudi devletinin hava gücü dengelenmezse Türkiye ve bölgedeki diğer Müslümanların donanma ve kara ordusu üstünlükleri anlamsız kalır. Eğer hava gücü dengelenebilirse o zaman işgalci devlet hem denizden hem de karadan dokunulabilir hale gelir. Türk ordusunun, Suriye’ye inip su ve savunma kaynağı olan Golan tepelerini alarak soykırımcı rejimi iki devletli çözüme zorlamasının ve bölgeye barış getirerek serbest ticaretin önünü açmasının önündeki en büyük engel, bu hava kuvvetlerindeki dengesizlik.

Bu dengesizliği kendi uçaklarımızla çözmek, Kızıl Elma ekibiyle uçacak Kaanların seri üretimini, söz verilen Savaşan Şahin ile Tayfunları beklemek her şeyin çok hızlı geliştiği Orta Doğu’da yetersiz kalabilir. Şu anda geleneksel avcı bombardıman uçakları filolarında geçmemiz gereken çıta, envanterinde yeni F-16, Rafale ve F-35 içeren Yunanistan. Dolayısıyla kısa vadede ağırlık hava savunma sistemleri, Tel Aviv’deki üsleri vuracak orta menzilli füzeler ile SİHA’lar olmalıdır.

İran, soykırımcı ordu tesislerinin vurulması yöntemleri konusunda, sözde Demir Kubbe ve diğer hava savunma sistemlerini geçen balistik füze ve insansız hava aracı koordineli saldırılarla hava gücünün nasıl zayıflatılacağını gösterdi. Uçakların, pistlerin, uçak sığınaklarının hedeflenmesi, havalanan uçakların çoklu sensör füzyonuyla takibi, bunların düşürülmesi, kara ordusunu da donanmayı da etkin hale getirecektir.

Atom Bombası Korkusu

Yahudi olmayanları insan olarak görmeyen psikopatlardan oluşan, çoğu kadın ve çocuk 75 bin Gazzeli katletmiş bu hükümetin eğer yanına kalacağını bilse atom bombaları dahil her tür kitle imha silahı kullanacağından kimsenin kuşkusu yok. Hamile kadınları kontrol noktalarında bekleterek ölümlerine neden olduklarını böbürlene böbürlene paylaşan, elleri havada İbranice “ateş etmeyin, biziz” diye bağıran kendi askerini bile risk almamak için öldürebilecek kadar hastalıklı bu gücün imkanı olsa, Türkiye dahil iki milyar Müslümanı çekinmeden yok eder. Hepimiz farkındayız.

Dolayısıyla hava gücünü kontrol altına alındıktan sonra orduların bölgeye kalıcı barışın gelmesi için Filistin’e yöneldiği yaşamsal durumlarda, hatta bundan daha hafif durumlarda bile Siyonist hükümetin elindeki nükleer silahların dikkate alınması gerekiyor. Müslüman dünyada sadece Pakistan, rahmetli Prof. Dr. Abdülkadir Han sayesinde gizlice bu yeteneğe sahip olabildi. İran’ın da isterse bir ay kadar bir sürede elindeki üçte iki oranda saf uranyumu işleyip bomba haline getirmesi mümkündür denmekte.

Ülkemizde FETÖcülerin Kozmik Oda baskınına gerekçe gösterilen, Küba Füze Krizi devri Jüpiterleri, Pakistan ve 1990lardaki Rusya kaosu kaynaklı bombalar şehir efsaneleri mi hakikat mı bilemiyoruz. Resmi kaydı olansa Türkiye’nin İncirlik’te ikili kilit altında tutulan F-16’lara yüklenebilir bir düzine B-61 Model 11 ve 12 taktik nükleer başlığı barındırdığı. Belçika, İtalya, Almanya da aynı şekilde bu NATO bombalarını tutmakta.

Türkiye’ye ya da diğer Müslüman ülkelere hazır bomba yerine kısmen zenginleştirilmiş uranyum da yeter. Uçucu haldeki uranyumu hızla dönen programlanabilir santrfüj makinelerinde zenginleştirmek 80 senelik bir teknoloji. Saflaşmış uranyumu yoğunlaştırıp katılaştırmak da ileri teknolojiye değil insan kaynağına, bilgi birikime dayalı. Eski Sovyetlerden, kardeş Pakistan’dan bir kaç uzman gelse kap kacakla bile bunu becerebilirler.

Geriye bu katı haldeki saf uranyumu istendiğinde patlatacak, adına başlık dediğimiz düzenek kalıyor. Saflaşmış uranyum parçalarını birleştirip adi bir dinamitle aniden ısıtmak. Bunun da elektronik devre bile kullanmadan yolunu gösteren mekanik şemaları internette mevcut. Kısacası kafayı takarsa bir ülkenin, hele uranyum çıkaran kardeş Nijer gibi ülkelerle bağı bulunan, Siemens’ten santrfüj ithal edebilecek bir devletin, hele hele zulada da az bir şeyler varsa bir kaç atom bombası yapması imkansız değil.

İran’ın bu nedenle, elinde de üçte iki zenginleşmiş yakıt olduğundan eğer bir nükleer saldırıya maruz kalırsa bir ay içinde bu saldırıya mütekabiliyet dahilinde cevap verebileceği, milyonlarca yerleşimci Yahudi’yi öldürebileceği iddia ediliyor.

Elbette karşıda en câni Siyonistler olsa bile hiçbir Müslüman atom bombasını ilk kullanan olmaz. Kitle imha silahları İslamiyet’e, insaniyete sığmaz. Ancak milyonlarca vatandaşı öldürülmüş, milyonlarcası ölümü bekleyen, şehirleri yakılmış bir devletin cevap vermemesi de düşünülemez.

Dolayısıyla eğer katiller ordusunun hava gücü, orta menzilli balistik füzelerle, SİHAlarla ve bütünleşik bir hava savunma ekosistemiyle dengelenebilirse, Suriye üzerinden Golan tepelerine ilerleyecek Kirpiler, Bayraktarlar, Altaylar durdurulamaz. Rejim milyonlarca Yahudi’nin ölümünü göze alamayacağı için de 67 sonrası toprakları kaybedip Büyük İsrail rüyasından uyansa bile, var olmaya devam edeceğini anlarsa nükleer silah kullanamaz.

Irak nükleer tesislerini bombalamalarının ardından geçen 40 yıl boyunca attıkları “Müslümanlara nükleer silah yok” sloganının nedeni, Müslümanların atom bombası olursa atacaklarından değil, kendileri atamayacaklarından. Bir gün konvansiyonel yolla birilerinin karadan işgale başlayacağı korkusunun Siyonizm hayalini sona erdireceğinden.

Prof. Dr. Kutluk Özgüven

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Recent Posts

  • Gündem

İsrail, Lübnan’da 45 Günde Binlerce Can Aldı

İsrail, Lübnan’da 45 Günde Binlerce Can Aldı Orta Doğu’da tansiyon her geçen gün yükselirken, İsrail’in…

12 saat ago
  • Genel

Türkiye rüzgarda üretim gücünü artırarak sanayi üssü konumuna yükseldi

Türkiye rüzgarda üretim gücünü artırarak sanayi üssü hakkında son gelişmeler. Türkiye, rüzgar enerjisi üretim gücünü…

14 saat ago
  • Genel

Filistin topraklarını gasbeden İsrailliler Batı Şeriada Filistinlilerin araçlarını kundakladı

Filistin topraklarını gasbeden İsrailliler Batı Şeriada Filistinlilerin araçlarını kundakladı hakkında son gelişmeler. Filistin topraklarını gasbeden…

14 saat ago
  • Genel

Giresun ve Ordudaki kadın çalışanlar en çok fındık ihracatına katkı sağladı

Giresun ve Ordudaki kadın çalışanlar en çok fındık ihracatına katkı sağladı hakkında son gelişmeler. Giresun…

14 saat ago
  • Genel

Vandaki Kalp Merkezi Hastalara Umut Oluyor

Vandaki kalp merkezi, kalp rahatsızlığı yaşayan hastalara umut sunuyor. Modern teknoloji ve uzman kadrosu ile…

15 saat ago
  • Genel

Japonya’da eski Başbakan Kişida’dan Ankaradaki NATO Zirvesine Takaiçi’nin davet edilmesi çağrısı

Japonya'da eski Başbakan Kişida, Ankaradaki NATO Zirvesi'nde Takaiçi'nin davet edilmesini talep etti. Bu durum, uluslararası…

16 saat ago