
Suriye Doğu Guta’daki Kimyasal Saldırının 12. Yılında Yaşanan Acılar

Kıyamet Günü Gibi Bir Gece
21 Ağustos 2013’te Suriye’nin başkenti Şam’ın Doğu Guta bölgesinde yaşanan kimyasal silah saldırısı, 1400’den fazla sivilin hayatına mal oldu. Çoğu kadın ve çocuk olan kurbanlar, sarin gazının etkisiyle zehirlenerek yaşamını yitirdi. Saldırının hemen ardından Doğu Guta, rejimin en sıkı abluka uyguladığı ve neredeyse tüm silahlarını kullandığı bölge haline geldi.
Hayatta Kalanların Kabusu
O geceyi “kıyamet gününün dünyada yaşanmış hali” olarak tanımlayan Naim Şakir, ailesinden 9 kişiyi kaybetti. Şakir, saldırının ardından rejimin hapishanelerinde haksız suçlamalarla yaklaşık on buçuk ay boyunca işkencelere maruz kaldı. Dört ayını tecritte, altı buçuk ayını ise kalabalık koğuşta geçirdi. Sorgular, kimyasal silahın nasıl üretildiği ve amacının ne olduğu üzerineydi.

Sorguda Yaşanan Psikolojik İşkence
Şakir, sorgular sırasında gerçeklikten uzaklaşıp histerinin eşiğine geldiğini, korku, dehşet ve içsel çılgınlığı bir arada yaşadığını anlattı. Sorguda kendisine, kimyasal malzemeleri nasıl temin ettiği, insanları nasıl öldürdüğü ve kendi ailesini öldürüp öldüremeyeceği sorularak suçlamalarda bulunuldu. Bu süreç, mağdurların zihninde kalıcı korkular yarattı.
Saldırının Etkilediği Bölgeler ve Can Kaybı
Kimyasal saldırı Zemalka, Ayn Terma, Cobar ve Kusur mahallelerini vurdu. Şakir, “O gün sabah saat 02.10 civarında saldırı başladı. Aynı anda roketatar ve havan topu atışları da yapılıyordu. Kusur Mahallesi’nde 15’ten fazla kişi hayatını kaybetti, mahalle tamamen boşaldı” dedi.
Geri Dönüş ve Hafızalardaki Travma
Beş yıl süren kuşatmanın ardından, 2018’de İdlib’deki çadır kamplara sığınan siviller, 8 Aralık 2024’te rejimin devrilmesinin ardından zorla terk ettikleri Doğu Guta’ya geri dönmeye başladı. Şakir, saldırıda kaybettikleri yakınlarının acısının ve yaşadıkları korkunun hayatını adeta durma noktasına getirdiğini belirtti.

Hayatta Kalanlar Unutamıyor
Kimyasal saldırının ardından hayatta kalanlar, yaşadıkları dehşeti ve rejimin yarattığı sahte medya hikâyelerinin gölgesinde geçen korku dolu günleri hafızalarından silemiyor. Şakir, “O gün için birçok ad verildi, Suriye Holokostu, Asrın Katliamı… Benim için o gün, kıyamet gününün dünyada yaşanmış hâliydi” diyerek yaşanan trajediyi özetledi.
HABER YORUM
Yüzyıldır, Ortadoğu’nun karışık denklemleri içinde boğuluyoruz maalesef…
Osmanlıdan, zorla, hile ve desiseler ile kopartılan bu coğrafya, kan ve gözyaşıyla yoğruldu…
Düne kadar Osmanlı’nın vilayeti konumunda huzur içinde ve adaletle yaşayan Ortadoğu coğrafyası, bugün kan ağlıyor…
Çünkü orada, Batı’nın kendi çıkarlarını gözetmek adına kurduğu çok bilinmeyenli denklemler var…
Çünkü orada, İsrail denilen Siyonist yapının “Vaad edilmiş Topraklar” hezeyanı için kurduğu ve uygulamaya koyduğu plan ve projeler var…
Çünkü orada, ABD’nin çıkarlarını ön planda tutmaya çalışan Siyonizm belası kol geziyor…
Hal böyle olunca da, çocukların, kadınların ve masum insanların katledilmesine ve ölmesine herkes göz yumuyor. Ya da göz yummak zorunda bırakılıyor…
Ama unutmayalım ki, Ortadoğu’nun kanayan yaraları, yalnızca coğrafyamızın değil, insanlığın da sorumluluğu altında…
Yok öyle! Suriye’de, Irak’ta, Filistin’de katliam yaptıktan sonra, “Biz dünya barışı istiyoruz” diyerek mabal okumak…
“İnsan hak ve hürriyetleri konusunda” mangalda kül bırakmayanlara, ” Filistin, Suriye, Irak’ta ki insanların yaşama hakkı yok muydu?” diye soracağız… Ve hatta sorma gereksinimi bile duymadan yüzlerine çarpacağız…
Hülasa, Ortadoğu coğrafyasında 150 yıldır gördüğümüz soykırımlardan sonra Aklı Selim olan insanlar bir şeyi çok iyi idrak ettiler…
İnsanlığın, barış eksenli ilkeleriyle müktesip İslam’ın adaletine, her zamankinden daha fazla ihtiyacı var…
“Ey iman edenler, hepiniz topyekün İslâm’a girin! Bütün varlığınızla ve tam bir teslimiyetle Allah’a boyun eğin. Her şeyinizi tümüyle O’na adamak suretiyle barış, esenlik ve huzurun teminatı olan ve bir tek Allah’a boyun eğme esasına dayanan İslâm’a girin. Bu teslimiyet, yüce Allah’ın hükmüne ve yazgısına razı olmayan en ufak bir düşünce, duygu, niyet, eylem, arzu ve endişe kırıntısına yer vermeyen kesin bir teslimiyet olmalıdır. Hayatınızı, bir bölümünde Allah’a, diğer bölümünde başka varlıklara itaat edecek şekilde parçalara ayırmayın. Düşüncelerinizi, kültürünüzü, biliminizi, ekonominizi, siyasetinizi, aile hayatınızı, hukukunuzu, eğitim sisteminizi; kısacası her yönüyle hayatınızı Allah’ın gönderdiği kurallara göre düzenleyin. Sakın Allah’ın emir ve uyarılarımı gözardı edip de şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, sizin apaçık bir düşmanınızdır.” (Bakara 208)
–