
İslâm dünyasında derin bir sevginin, hürmetin ve sadakatin nişanesi olan Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.) mübarek ismi, ABD’nin eski başkanı ve yeniden başkanlık yarışındaki en iddialı figürlerden biri olan Donald Trump tarafından skandal bir üslupla hedef alındı. Georgia eyaletindeki bir mitingde sarf edilen bu sözler, yalnızca bir cehaletin dışavurumu değil; Batı siyasetinde kirlenen popülist akılların, İslâm ve Müslüman düşmanlığını siyasî ranta çevirme taktiğinin en son ve en çirkin örneğidir.
ABD siyasetinin en tartışmalı figürlerinden Donald Trump, ara seçimler öncesinde Georgia’da düzenlediği mitingde yine sınırları aştı. İran yönetimini eleştirme bahanesiyle sözü İslâm dünyasının ortak değerlerine getiren Trump, Müslümanların en yaygın ve en aziz ismi olan “Muhammed” ismini alay konusu yaptı. Kalabalığa hitaben, “Ortadoğu’dan birinin adından emin değilseniz sadece Muhammed deyin, yüzde 65 ihtimalle doğru çıkar. Ben yıllardır yapıyorum, hiç yanılmadım” şeklindeki skandal ifadeleri, onun Müslüman dünyaya bakışındaki sığlığı ve küçümseyici zihniyeti bir kez daha gözler önüne serdi.
Bu durum, münferit veya ağızdan kaçmış bir pot değildir. Aksine, Batı merkezli üstenci siyasetin, “öteki” olarak kodladığı İslâm toplumlarını ve onların kutsal değerlerini nasıl birer mizah malzemesine indirdiğinin bilinçli bir göstergesidir. Trump, milyarlarca Müslüman’ın en mukaddes hatırasını taşıyan bir ismi ucuz bir espriye alet ederek, kendi milliyetçi ve ırkçı tabanına mesaj vermekte; Batı toplumlarındaki İslamofobik refleksleri bu yolla konsolide etmektedir.
Bu tür söylemlerle karşılaşıldığında sıkça sorulan bir soru vardır: “Acaba bu kadarını bilmeyecek kadar cahil mi, yoksa bilerek mi yapıyor?”
Şüphesiz ki Trump, cahil değildir; aksine Amerikan iç politikasındaki kutuplaşma dinamiklerini, kitle psikolojisini ve radikal sağ seçmenin hassasiyetlerini en iyi okuyan aktörlerden biridir. O, bu sözlerin İslâm dünyasında büyük bir öfke ve infial yaratacağını çok iyi bilmektedir. Ancak onun siyasî hesap cetvelinde, Müslümanların kalbinin kırılması veya kutsalına el uzatılması bir maliyet teşkil etmez. Tam aksine, “siyasî olarak doğruculuk” (political correctness) sınırlarını hiçe sayan “sert lider” imajını pekiştirmek için, bu tür provokatif çıkışları bilinçli birer kaldıraç olarak kullanır.
İslâm dünyasında Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) ismi; sadece bir hitap aracı değil, sevginin, ahlâkın, adaletin ve ümmet bilincinin merkezidir. Böylesi kutlu bir ismin, emperyalist politikaların ve Orta Doğu’yu dizayn etme hırslarının maskesi olarak ucuz bir mizaha meze edilmesi, Müslüman vicdanında asla kabul edilemez bir saygısızlıktır. Tarih, bu tür İslamofobik ve saygısız çıkışların Müslüman halkların hafızasından asla silinmediğini ve hak ettiği tepkiyi her daim gördüğünü defalarca kaydetmiştir.
Bugün küresel ölçekte yaşanan krizlerin temelinde, Batı merkezli siyasetin insanı, hukuku ve evrensel ahlâkî değerleri hiçe sayan pragmatist yapısı yatmaktadır. Kendi iç sorunlarını, ekonomik sıkıntılarını ve siyasî tıkanıklıklarını örtbas etmek isteyen liderler, dışarıda bir “düşman” meydana getirmek ya da ötekini aşağılamak suretiyle varlık göstermeye çalışmaktadır.
Trump’ın bu tavrı, sadece Müslümanlara yönelik bir hakaret değil, aynı zamanda küresel barışa ve toplumsal hassasiyetlere vurulmuş ağır bir darbedir. Bir ülkenin kaderini belirlemeye iddialı bir liderin, kitleleri peşinden sürüklemek için, en temel insanî ve dinî hassasiyetleri ayaklar altına alması, modern siyasetin geldiği trajik boyutu gözler önüne sermektedir.
Bugün, İslâm’ın mukaddes değerlerine, Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.) mübarek ismine ve milyarlarca Müslüman’ın onuruna uzanan bu çirkin provokasyonlar karşısında gösterilecek en büyük zafiyet sessizliktir. İslâm dünyasının haklarını korumak, inanç değerlerimize yönelik bu tür aşağılayıcı ve İslamofobik saldırılara karşı ortak bir diplomatik irade ortaya koymak için başta İslâm İşbirliği Teşkilatı (İİT) olmak üzere tüm uluslararası İslâm kurumları derhal harekete geçmelidir.
İİT, kuruluş gayesine uygun olarak bu tür skandal söylemleri ve nefret siyasetini en sert şekilde kınamalı, küresel düzeyde hukukî ve siyasî bir tepki hattı örmelidir. Müslüman halkların hissiyatını yok sayan, kitleleri kışkırtarak siyasî rant elde eden bu kirli zihniyete karşı coğrafî sınırları aşan gür bir ses çıkarılmalıdır. Kısacası Trump, Müslümanlardan derhal özür dilemelidir.