
Türkiye, çevresindeki savaşların ve küresel güvenlik risklerinin giderek ağırlaştığı bir dönemde sivil savunma altyapısını güçlendiriyor. 81 ilde planlanan yeni nesil sığınakların; nükleer, biyolojik, kimyasal ve konvansiyonel saldırıların yanı sıra büyük afet ve krizlerde de kullanılabilecek şekilde tasarlanması öngörülüyor. Sığınaklarda 21 güne kadar temel yaşam şartlarının sürdürülebilmesi hedefleniyor.
Türkiye’nin sığınak politikasında son dönemde dikkat çekici bir hareketlilik yaşanıyor. TOKİ üzerinden 81 ili kapsayacak şekilde gündeme gelen yeni nesil sığınak projesinde, özellikle nüfus yoğunluğu yüksek şehirlerde geniş kapasiteli korunakların oluşturulması planlanıyor.
Son açıklanan ayrıntılara göre sığınakların yalnızca bombardıman ve konvansiyonel savaş şartlarına göre değil, nükleer, biyolojik ve kimyasal (KBRN) tehditler dikkate alınarak tasarlanması öngörülüyor.
Planlamadaki en dikkat çekici unsurlardan biri sığınakların insanların yalnızca birkaç saat korunacağı betonarme alanlardan ibaret olmaması.
Sığınaklarda kişi başına yaklaşık 1 metrekare net alan ayrılması ve temel yaşam koşullarının en az 21 gün sürdürülebilmesine imkân sağlayacak altyapının oluşturulması hedefleniyor. İlk 72 saat için ise dış ortamdan bağımsız koruma kapasitesi öne çıkıyor.
Sığınakların sistemlerinde şu unsurlar öne çıkıyor:
Yeni sığınak modellerinde dışarıdan gelen kişilerin doğrudan yaşam alanlarına alınmaması, KBRN saldırısı halinde önce arındırma bölümünden geçirilmesi öngörülüyor.
Türkiye’nin yeni sivil savunma anlayışı yalnızca yeni sığınak inşa etmekle sınırlı değil.
Kasım 2025’te yürürlüğe giren yeni Sığınak Yönetmeliği ile millet bahçeleri ve metro sistemlerinin de sivil savunma planlamasına dahil edilmesinin önü açıldı.
Yönetmelik uyarınca yeni yapılacak metroların gerektiğinde genel sığınak olarak kullanılabilecek biçimde projelendirilmesi esas hale getirildi. Mevcut metro ve diğer yeraltı raylı sistem durakları ile tünellerinin de AFAD’ın görüşü doğrultusunda ihtiyaç analizleri yapılarak genel sığınak niteliğine kavuşturulması öngörülüyor.
Ayrıca belirli büyüklüğün üzerindeki yeni konutlar ile yurt, otel, sağlık, bakım, sanayi ve imalat yapılarında sığınak konusunda yeni yükümlülükler getirildi. Mevcut özel ve genel sığınakların da denetlenerek mevzuata uygun hale getirilmesi gerekiyor.
Asıl dikkat çekici soru burada ortaya çıkıyor.
Türkiye uzun yıllar boyunca sığınak meselesini daha çok imar mevzuatının bir parçası olarak ele aldı. Ancak son yıllarda Türkiye’nin yakın çevresindeki güvenlik tablosu önemli ölçüde değişti.
Rusya-Ukrayna savaşı, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları, İsrail-İran çatışmaları ve Orta Doğu’da giderek büyüyen bölgesel savaş riski, modern savaşlarda yalnızca orduların ve askerî tesislerin değil şehirlerin, enerji altyapısının ve sivil nüfusun da doğrudan risk altında kalabileceğini yeniden gösterdi.
Özellikle İsrail-İran hattındaki çatışmalar, uzun menzilli balistik füzelerin ve insansız hava araçlarının binlerce kilometre uzaktaki hedeflere ulaşabildiği yeni savaş ortamını gözler önüne serdi.
Bu tablo Türkiye açısından da “Savaş sınırlarımıza ulaşırsa siviller nasıl korunacak?” sorusunu yeniden gündeme taşıdı.
Bir başka önemli başlık ise kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer tehditler.
Sağlık Bakanlığı da yurt içinde meydana gelebilecek veya yurt dışında ortaya çıkıp Türkiye’yi etkileyebilecek KBRN tehditlerine karşı hazırlık, müdahale ve koordinasyon çalışmalarını sürdürüyor.
Savunma altyapısında da bu yönde adımlar atılıyor. 2026’da TÜBİTAK MAM ile Millî Savunma Bakanlığı arasında yapılan iş birliğiyle MSB’ye bağlı mevcut sığınakların KBRN tehditlerine karşı modernizasyonu, yeni sığınakların ilgili askerî standartlara uygunluğunun hesaplanması ve gerekli KBRN koruma sistemlerinin yerleşimlerinin hazırlanması amaçlandı.
Yeni yaklaşımın temel farkı da burada ortaya çıkıyor.
Modern bir sığınağın yalnızca kalın beton duvarlardan oluşması yeterli görülmüyor. NBC/KBRN filtreleri, hava kilitleri, kontrollü basınç, bağımsız enerji, temiz su, sanitasyon ve haberleşme sistemlerinin birlikte çalışması gerekiyor.
Bu sistemlerden birinin devre dışı kalması özellikle kimyasal veya radyolojik saldırılarda sığınağın koruma kapasitesini ciddi biçimde azaltabiliyor. Bu nedenle uzmanlar, sığınakların sadece inşa edilmesinin değil, sistemlerinin düzenli olarak test edilmesi ve işler durumda tutulmasının önemine dikkat çekiyor.
81 ili kapsayan sığınak çalışmaları ile yönetmelikte yapılan kapsamlı değişiklikler birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’nin sivil savunma politikasında yeni bir döneme girdiği görülüyor.
Bu hazırlıkların “yakın bir saldırı beklentisi” anlamına geldiğine ilişkin kamuoyuna açıklanmış resmi bir veri bulunmuyor. Daha doğru ifadeyle Ankara, çevresindeki savaşlardan hareketle en kötü senaryoya karşı sivil dayanıklılık kapasitesini artırmaya çalışıyor.
Çünkü günümüz savaşlarında güçlü bir ordu ve hava savunma sistemi hayati önem taşısa da bunlar sivil savunma ihtiyacını ortadan kaldırmıyor.
Türkiye’nin 81 ilde yürüttüğü sığınak hamlesinin verdiği mesaj bu açıdan açık:
Savaşın çıkmasını beklemeden, savaş ihtimaline karşı hazırlanmak.
Ve Türkiye’nin çevresindeki coğrafyaya bakıldığında, sığınakların neden yaklaşık kırk yıl sonra yeniden ciddi biçimde gündeme alındığı sorusunun cevabı da büyük ölçüde burada yatıyor.
İslami Haber ”MİRAT” – YouTube