Makale

ÜLKE KİMLİĞİ

ÜLKE KİMLİĞİ

Yaşadığımız ülkenin siyasi kimliğini bilmek teklife açık olduğumuzla veya reddedeceğimizle yakından alakalıdır. Burada ülke kimliği deyince Kur’an ve sünnetin hayatın merkezinde olup olmamasından hareketle çıkan sonuçtan bahsediyoruz. Hamasi düşünceler yerine fıkhi bir konu olduğunu hassaten belirtmek isteriz. İnancımızda ve kültürümüzde kimliğimizi ve ülke kimliğini doğru tespit edecek belirleyiciler vardır. En kolay şekliyle bu belirleyiciler; hukukun kaynakları, velayetin üzerinde tecelli ettiği kişi ve kurumlar ile Müslümanların emniyet alanlarının varlığı veya yokluğudur. Bunlar ilgili tanımın ilik noktalarıdırlar. Bireyler İslâm’ı kabul edip hayatlarına onunla anlam vermiyorlarsa, ideolojileri de dinin yerine ikame edebiliyorlarsa ve kâfir velayetine dünden razılarsa o kişilerin Müslüman olduklarına katiyen hükmedilmez. Bu durum insanları yersiz tekfir etmekle alakalı değildir. Bilinmesi gereken; böyle bir insan Müslüman kimliğine sahip değildir. Ülkeler de böyledir. Bir ülkede hukukun referansları Kur’an ve sünnet ise, yaşayanların din, can, mal, akıl ve namus emniyetleri garanti altındaysa, velayet makamında tevhid ehli Müslümanlar söz sahibi iseler, işler adalet ve istişare üzerine icra ediliyorsa o ülkenin kimliği Müslümandır veya orası dar’ü-l İslâm’dır.

Müslümanların “Medine-i fazıla”sı olan dar’ü-l İslâm, ütopik veya sanal bir ülke değildir. Tarihte peygamberler tarafından dinin hâkimiyet talebine bağlı olarak kurulmak istenmiş veya kurulmuş selam yurdunun adıdır. Hukukun uygulandığı, fitnenin ve zulmün kaldırıldığı kutlu mekândır. “Böyle bir siyasal mekân ve toplumsal yapı nasıl inşa edilebilir?” sorusuna cevap arıyoruz. Bulacağımız cevap hem geçmişin tecdidi ve ihyası hem de odağında Dünya Ticaret Merkezi’nin olduğu yeni dünya düzeni denilen emperyalist bloka alternatiftir. Hiçbir zaman, bu olur mu? Sorusunun cevabını negatif vererek umutsuzluğa düşmemeliyiz. Çünkü biz, neticeden sorumlu olmadığımızın şuurundayız. Zira neticenin zuhurunun birçok maddi manevi nedeninin olduğunu biliyoruz.

Vahiy odaklı bir toplumsal yapılanma ve kurumsallaşma; Allah Teâlâ’nın el-Velî isminin velayet bağlamında Müslümanların elinde şekillendiği siyasal dönüşüm için “Nereden, Kiminle ve Nasıl başlamalıyız” sorularını, ilmi bir üslupla çalışmamızda cevaplamaya çalıştık. Bu çalışmayı yaparken okuyucumuza teklif yüklediğimizin farkındayız. Zaten bu çalışmayı en zevksiz(!) hâle getiren de tam burasıdır. Sorumluluk yüklenmek istemeyenler veya bir yerden başlamak gerekir önermesinin ağırlığını kasıtlı ıskalayanlar, çalışmamızı “marjinal, radikal, ütopik, yine o işler, entegrist” diyerek gözden düşürmek isteyeceklerdir. Her şeyin değerlendirmesini Allah Teâlâ yapacağı ve tek ölçünün O’nun ölçüsü olması münasebetiyle sübjektif söylemlerin hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur.

İslâm Dini, insanların özgürce inançlarının ifade edildiği, hukukun uygulanabildiği, adaletin hâkim kılındığı, zulmün olmadığı, hadlerin tatbik edildiği, hak sahiplerine haklarının verildiği, emniyetlerin kâmilen sağlandığı, işlerin ehline verildiği, istişarenin etkin olduğu ve tevhidi düşüncenin hayatın gidişatını belirlediği bir siyasayı inşa etmeyi hedefler. Bunu gerçekleştirmekle ülkenin kimliği/siyasi hüviyeti ortaya çıkar ki bunun adı dar’ü-l İslâm’dır. Bu anlamda Peygamber Efendimiz Müslümanlara, siyasal kimliğini şirkin belirlediği bir ülkede yaşamayı yasaklamıştır. Bu yasaklamasını şöyle ifade buyurmuştur: “Ben, müşriklerle (ortak hareket eden ve) onlarla beraber kalan her Müslümandan uzağım…”[1] Bu hadis Kur’an’daki velayet ile ilgili ayetlerin tamamından çıkan bir sonuçtur.

Medine’ye hicretten sonra Peygamber Efendimiz hazırlattığı “Medine Vesikası’nda”, hukukun kaynağının Kur’an-ı Kerim ve sünnet olduğu açıkça belirtilmiştir. Bu durum yeryüzüne yeni bir devlet tanımı getirmiştir: Dar’ü-l İslâm. Hukukun kaynağının vahiy olmadığı, adaletin ve liyakatin hesaba katılmadığı siyasal yapılanmaların bir İslâm devleti olamayacağı ortaya konulmuştur. Bu uygulama ile gelecek zaman Müslümanları için ölçü konulmuştur. Buna göre devletin meşruiyet temeli; tevhid, adalet, liyakat ve istişaredir. Müslümanlar yaşadıkları ülkelerdeki bazı sembollerin varlığından yola çıkarak ülke kimliklerini doğru bilmemektedirler. Bunun psikolojik ve siyasi nedenleri vardır. Psikolojik nedenin temelinde tekliften kaçmak ve korkaklık vardır. Ülke kimliği laik ve seküler referanslarına rağmen İslâm olarak niteleniyorsa ortada hem cehalet hem korkaklık hem de tekliften kaçmak vardır. Tekliften kaçanlar bu durumu geçmiş fıkhi hükümleri yerinden koparan ve zamanın içtihatlarını dinleştiren sözde hocaların elinde polemiğe dönüşmektedir. Zaman kaybına neden olmaktadır. Müslümanların geleceğini karartmaktadır. İkinci olarak böyle fasit bir kimliğe meşruiyet bulmak isteyen reel politiğin sahipleri kendi Belamlarını bulmak suretiyle saltanatlarını devam ettirmek, Müslümanların uyanışını en azından ertelemek için ülke kimliğiyle alakalı kasıtlı yanlış bilgiler verilmesini desteklemektedirler. Kanaatimize göre farzların bazılarının uygulanması ülke kimliğinin İslâm’a tahvili ile alakalıdır. Bu farzların uygulanması adil siyasetle mümkünse ülke kimliğini pozitif yönde değiştirmek farzı ayındır. Bu ifadeler teklif yükler, kişiyi uyanık tutar, fedakârlığa hazırlar, hayatına risk katar, çalışmaya mecbur eder. Şayet ülke kimliği ile sahte beyanda bulunacak olursanız resmî ideolojiye entegre olur sistemin müsaade ettiği kadar Müslüman olur ve yaşar gidersiniz. Neticesi ahirette karşımıza çıkacak bir tercihi nasıl yaptığımız ve hangi gerekçelerle onadığımızın hakemi mutlak âdil olan rabbimiz tarafından verilecektir. Yanlış ve fasit ülke kimliğine teşne olanlardan yol arkadaşı olmaz. Yapılması gereken ülke kimliğinin adını iyi koymak ve Müslümanım diyenleri de teklif yüklenmeye hazır hâle getirmektir. Bu yapılmadıkça İslâmî bir hareketin zuhuru oldukça zordur.

Dipnotlar

[1] Nesai, Kasame, 45, Had.no: 26, c. VIII, s. 36.

Mehmet Sürmeli

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

View Comments

  • # AHLAKIN YOK OLUŞU: KAYBETTIĞİMİZ EN TEMEL DEĞER

    **"İnsanlık, bilgiyle değil ahlakla kurtulur."**

    Günümüzde yaşadığımız her sorunun, çözümsüz her krizin, tükenmiş her umudun altında yatan ortak payda ne? Ekonomik krizler mi? Siyasi çekişmeler mi? Teknolojik yetersizlikler mi? Hayır. Hepsi değil.

    Asıl kayıp, hepsinin ötesinde, hepsini besleyen o temel zeminin çöküşü: **Ahlakın yok oluşu.**

    Mehmet Sürmeli'nin işaret ettiği gibi, "kavram dilini" kaybettik. Peki ya o kavramların ruhunu, özünü, yani ahlakı? Onu çoktan yitirdik.

    ## AHLAK NEREDE?

    Ahlak; sadece doğru söz söylemek değil, o sözün gereğini yapmaktır. Sadece "iyi insan" görünmek değil, kimse görmezken bile doğru olanı seçmektir. Sadece ibadet etmek değil, o ibadetin insana merhamet, adalet ve sorumluluk kazandırmasıdır.

    Peki bugün ahlak nerede?

    Ahlak, **çıkar** ile karşılaştığında sessiz kalıyor.
    Ahlak, **güç** ile karşılaştığında eğiliyor.
    Ahlak, **kalabalık** ile karşılaştığında kayboluyor.
    Ahlak, **konfor** ile karşılaştığında erteleniyor.

    Artık ahlak, "olunması gereken" değil, "istenirse başvurulabilen" bir seçenek haline geldi. Erdemler, ilkeler, sorumluluklar; yerini pragmatizme, "işimize geldiği gibi" yaşamaya ve "nasıl olsa herkes yapıyor" rahatlığına bıraktı.

    ## KAVRAMLAR BOŞALDI, RUHLAR YOKSULLAŞTI

    "Adalet", "dürüstlük", "sorumluluk", "emanet", "kul hakkı", "merhamet"... Tüm bu kavramlar hâlâ dilimizde. Ama içleri boşaldı. Anlamları aşındı. Kullanıldıkça değer kaybeden madeni paralar gibi, ahlaki kavramlar da sıkça ve yanlış kullanıldıkça itibar yitirdi.

    Bir toplum, kavramlarını doğru anlamadığında, o kavramların gereği gibi yaşamaya da başlayamaz. Söz ile eylem arasındaki uçurum derinleştikçe, güven erozyona uğrar. İnsanlar, "Herkes böyle yapıyor" diyerek kendi vicdanlarını susturur hale gelir. Ve bir noktadan sonra, ahlaksızlık "normal", dürüstlük "naiflik" olarak algılanmaya başlar.

    ## BİLGİ ÇOĞALDI, HİKMET AZALDI

    Hiç bu kadar çok bilgiye sahip olmadık. Hiç bu kadar hızlı iletişim kurmadık. Hiç bu kadar gelişmiş teknolojiye erişmedik. Peki neden hiç bu kadar mutsuz, güvensiz, yalnız ve anlamsız hissediyoruz?

    Çünkü **bilgi, ahlakla taçlandırılmadığında**; insanı yüceltmez, araçsallaştırır.
    Çünkü **teknoloji, merhametle yönlendirilmediğinde**; insanı özgürleştirmez, esir eder.
    Çünkü **refah, adaletle paylaşılmadığında**; toplumu zenginleştirmez, kutuplaştırır.

    Ahlak, bilginin pusulası, teknolojinin vicdanı, refahın adalet terazisidir. O olmadan, sahip olduğumuz her şey, bizi daha derin bir boşluğa sürükleyebilir.

    ## GERİ DÖNÜŞ MÜMKÜN MÜ?

    Elbette mümkün. Çünkü ahlak, dışarıdan dayatılan bir kural listesi değil; insanın özünde var olan, doğruyu seçme iradesidir. Her insan, her an, yeniden başlayabilir. Her toplum, her dönemde, kendini yenileyebilir.

    Ancak bu dönüşüm, büyük sloganlarla değil; küçük, samimi ve ısrarlı adımlarla başlar. "Başkaları düzelsin" diye beklemek yerine, "Ben neyi değiştirebilirim?" diye sormakla. Görünürde küçük ama içten bir dürüstlükle, bir merhametle, bir sorumlulukla...

Recent Posts

  • Gündem

Kolombiya’da 7,4 Büyüklüğündeki Depremde Can Kaybı 132’ye Yükseldi

Kolombiya’da 7,4 Büyüklüğündeki Depremde Can Kaybı 132’ye Yükseldi Güney Amerika ülkesi Kolombiya’da meydana gelen 7,4…

8 dakika ago
  • Makale

REKLAM ARASI NAMAZ

REKLAM ARASI NAMAZ Başta televizyon sonra da internet hayatımıza öyle bir girdi ki, ebedi hayat…

57 dakika ago
  • Genel

Mısır Neden İttifaka Katılmadı?

Mısır neden Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan ittifakına katılmadı? Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan ortak savunma…

1 saat ago
  • Gündem

ÇEKMEKÖY KAYMAKAMI ÖMER BİLGİN’E ANLAMLI ZİYARET

ÇEKMEKÖY KAYMAKAMI ÖMER BİLGİN’E ANLAMLI ZİYARET  Çekmeköy Eğitime Destek Platformu Başkanı Selamet Aygün ve Platform…

2 saat ago
  • Genel

Kuzey Kore Desteği Olmadan Savaşamaz Hale Geldi

Zelenskiy'den Kritik Uyarı: Rusya, Kuzey Kore Desteği Olmadan Savaşamaz Hale Geldi Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir…

2 saat ago
  • Makale

KURTULUŞ KURUNTULARLA DEĞİL, İMAN VE AMELLE MÜMKÜNDÜR

KURTULUŞ KURUNTULARLA DEĞİL, İMAN VE AMELLE MÜMKÜNDÜR “Kurtuluşa ermek ne sizin ne de Ehl-i kitabın…

2 saat ago