
İnsan, yanlış yolda olduğunu bile bile nasıl yürümeye devam eder?
تَاللّٰهِ لَقَدْ اَرْسَلْنَٓا اِلٰٓى اُمَمٍ مِنْ قَبْلِكَ فَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَهُوَ وَلِيُّهُمُ الْيَوْمَ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ
“Allah’a andolsun ki, senden önceki ümmetlere de peygamberler gönderdik. Fakat şeytan, onlara yaptıkları işleri süslü gösterdi. Bugün de onların dostu odur. Onlar için elem verici bir azap vardır.”
İnsan bazen yanlış yaptığını bilir.
Bazen de yanlış yaptığını bilmez.
Daha tehlikelisi ise şudur:
Yanlış yaptığını bildiği hâlde, onu doğru gösterecek gerekçeler bulur.
Bir kötülüğü savunmak için bin bahane üretir. Bir haksızlığı meşrulaştırmak için bin cümle kurar. Bir zulmü görmezden gelmek için gözlerini kapatır.
Sonra da kendisini haklı zanneder.
İşte Kur’an, insanın bu hâline dikkat çekiyor.
Nahl Suresi 63. ayet, geçmiş ümmetlerin yaşadığı bir hakikati bugünün insanına da hatırlatıyor:
Şeytan, insanı her zaman kötülüğe zorlayarak kandırmaz.
Bazen kötülüğü süsleyerek kandırır.
Bazen yanlışı doğru gibi gösterir. Bazen haramı kazanç, zulmü güvenlik, kibri güç, gösterişi itibar olarak sunar.
Ve insan…
Kendi elleriyle hazırladığı tuzağa, güzel bir yoldan geçiyormuş gibi yürür.
Ayetin dikkat çektiği nokta, şeytanın insanlara yaptıkları işleri süslü göstermesidir.
Burada insanın fiilleri ortadan kalkmıyor.
İnsan yine yapıyor.
Ama yaptığı şeyin çirkinliğini görememeye başlıyor.
Çünkü şeytan, hakikati değiştiremese de insanın hakikate bakışını bozabiliyor.
Bir insanın gözünde haram, kazanç olabilir.
Bir başkasının gözünde kibir, şahsiyet olabilir.
Bir başkasının gözünde zulüm, başarı olabilir.
Bir başkasının gözünde dünya sevgisi, hayatın gayesi olabilir.
İşte burada insanın kalbi tehlikeli bir eşiğe gelir.
Çünkü günah işlemek kadar, günahı günah olmaktan çıkarmak da büyük bir tehlikedir.
İnsan, yanlışını savunmaya başladığında nefsinin önüne bir perde çekmiş olur.
Kur’an, geçmiş kavimlerden bahsederken yalnızca tarih anlatmaz.
Bize ayna tutar.
Dün şeytan, insanlara yaptıkları işleri süslü gösteriyordu.
Bugün de aynı oyun farklı isimlerle karşımıza çıkıyor.
Dün insanlar hakikati reddetmek için bahaneler üretiyordu.
Bugün de insan, kendi çıkarına dokunan hakikati duymak istemiyor.
Dün zulüm, güç sahiplerinin elinde meşrulaştırılıyordu.
Bugün de zulmün adı değişiyor, fakat mazlumun gözyaşı değişmiyor.
Zaman değişiyor; fakat insanın imtihanı aynı kalıyor.
Dünyanın çeşitli yerlerinde yaşanan zulümlere baktığımızda, ayetin işaret ettiği hakikati düşünmek gerekiyor.
Bir çocuk aç bırakılıyor.
Bir aile evinden sürülüyor.
Bir mazlumun hayatı elinden alınıyor.
Sonra bütün bunları örtmek için kelimeler devreye giriyor.
“Güvenlik…”
“Zorunluluk…”
“Meşru müdafaa…”
“Stratejik hedef…”
Elbette her olayın kendi şartları vardır. Fakat hiçbir kavram, masumun hakkını ortadan kaldıran bir perdeye dönüşmemelidir.
Çünkü isimler değişse de zulüm zulümdür.
Bir haksızlık, güçlüler tarafından savunulduğunda hakikat olmaz.
Bir zulüm, alkışlandığında adalet olmaz.
Bir günah, toplum tarafından normal karşılandığında helal olmaz.
Hakikatin ölçüsü, insanların alkışı değildir.
Hakikatin ölçüsü, Allah’ın razı olduğu ölçüdür.
İnsan her kötülüğü ilk gördüğünde rahatsız olabilir.
Vicdanı sızlar.
İçinde bir ses yükselir:
“Bu doğru değil!”
Fakat o ses zamanla susturulabilir.
Bir gün gördüğü zulme üzülür.
İkinci gün alışır.
Üçüncü gün ilgilenmez.
Sonra bir gün, zulmü savunanların arasında bulur kendisini.
İşte insanın kalbi böyle değişebilir.
Kötülük önce yabancıdır.
Sonra alışkanlık olur.
Sonra normalleşir.
Sonra savunulur.
Şeytanın süslediği şey, bazen insanın kendi vicdanını susturmasıdır.
Bu yüzden mümin, yalnızca yaptığı işlere değil, o işlere karşı kalbinde oluşan duyguya da bakmalıdır.
Bir günahı işlediğinde üzülüyor mu?
Bir haksızlık gördüğünde rahatsız oluyor mu?
Bir mazlumun feryadı karşısında kalbi titriyor mu?
Yoksa bütün bunlar artık sıradan bir haberden mi ibaret?
Şeytanın insanı aldattığı alanlardan biri de dünyadır.
Dünya nimetleri elbette Allah’ın kullarına verdiği nimetlerdir.
Mal, makam, aile, evlat ve huzur…
Bunların hepsi birer nimettir.
Fakat insan, nimeti vereni unutup nimetin kendisine bağlandığında imtihan başlar.
Çünkü dünya, insana bazen şöyle seslenir:
“Daha çok kazan.”
“Daha çok sahip ol.”
“Daha çok görün.”
“Daha çok alkışlan.”
Ama vahiy başka bir soru sorar:
Bütün bunları ne için istiyorsun?
Daha büyük bir ev…
Daha güçlü bir makam…
Daha çok para…
Daha fazla itibar…
Peki, Allah’ın huzuruna ne götüreceksin?
İnsan dünyada ne kadar başarılı olursa olsun, ahirette hesabını vereceği bir hayatı vardır.
Şeytanın süslediği dünya, insanı bu hesabı unutturduğunda tehlikeli olur.
Nahl Suresi 63. ayet, insanı derin bir muhasebeye çağırıyor.
Şeytanın oyunu yeni değil.
Ama her insan, bu oyuna karşı kendi imtihanını veriyor.
Kimi malıyla imtihan oluyor.
Kimi makamıyla.
Kimi öfkesiyle.
Kimi kibriyle.
Kimi de hakikati bildiği hâlde nefsine uymasıyla…
Mesele, insanın hiç hata yapmaması değildir.
Mesele, hatasını haklı gösterecek kadar kendisini kandırmamasıdır.
Mesele, kötülüğü güzel göstermeye başlayan nefsine karşı uyanık olmasıdır.
Çünkü insan bazen dışarıdaki düşmanını görür.
Ama içindeki aldanışı göremez.
Oysa en zor imtihanlardan biri de budur:
Yanlışın yanlış olduğunu görebilmek.
Günahın günah olduğunu kabul edebilmek.
Hakikat karşısında nefsini susturabilmek.
Ve Rabbine dönebilmek…
Bugün kendimize şu soruları soralım:
Allah’ın razı olmadığı hangi davranışı güzel gösteriyorum?
Hangi yanlışa, “Herkes böyle yapıyor” diyerek bahane buluyorum?
Hangi haksızlığı, bana dokunmadığı için görmezden geliyorum?
Dünyanın süsü beni ahiretin hesabından uzaklaştırıyor mu?
Kalbim, hakikat karşısında hâlâ titriyor mu?
Unutmayalım:
Şeytan kötülüğü güzel gösterebilir.
Ama vahiy, güzel görünen her şeyin hakikat olmadığını öğretir.
İnsan, nefsinin sesine değil; Rabbinin kelamına kulak verdiğinde yolunu bulur.
Rabbimiz bizleri, kötülüğü güzel görenlerden değil; hakikati güzel görüp ona teslim olanlardan eylesin.
Âmin.
İSLAMİ HABER “MİRAT”
17 Eylül 1961: Darağacında Asılan Millet İradesi Türkiye, 17 Eylül 1961 sabahına yalnızca bir başbakanını…
TRUMP’TAN İTİRAF GİBİ VENEZUELA AÇIKLAMASI Bir ülkenin petrolünü “ganimet” olarak gördüğünü açıkça ilan etti ABD…
“HÜKÜMLERİN EFENDİSİ” İÇİN 1001 İMZA Başlayan çözüm sürecinin başarıyla sonuçlanması amacıyla toplumun çeşitli kesimleri sivil…
Gazze Çocukları İçin New York'ta 100 Metrelik Kefen 20 binden fazla Filistinli çocuğun ismi, Gazze'deki…
Yeniden İslâmî Medeniyet Mümkün mü? - 1 MODERN MEDENİYETİN BÜYÜK ÇELİŞKİSİ: İNSAN DÜNYAYA HÜKMETTİ, KENDİNE…
HÜDA PAR’DAN PIERRE LOTİ TEPESİ İÇİN ÇAĞRI “Tarihî adı İdris-i Bitlisî Tepesi yeniden verilsin” HÜDA…