
VAHİY PENCERESİNDEN: TAKDİRİN SIRRI VE EVLAT İMTİHANI
Şûrâ 49-50: “Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. O, dilediğini yaratır; dilediğine kız çocukları verir, dilediğine erkek çocukları verir.”
“Veya onları hem erkek hem kız olmak üzere çift verir. Dilediğini de kısır bırakır. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, hakkıyla güç yetirendir.”
“Biz dilediğimize erkek, dilediğimize kız evlat veririz. Dilediğimizi de kısır bırakırız…”
Bu ayet, insanın kaderine dair unuttuğu en büyük hakikati hatırlatır: Her şey Allah’ın ilminde, kudretinde ve hikmetindedir.
İnsan çoğu zaman kendi arzu ve planlarının etrafında bir hayat tasarlar. Fakat Rabbimiz, kuluna en hayırlı olanı, bazen vererek bazen de vermeyerek öğretir. Birine evlat nimeti ihsan eder, bir başkasını bekleyişle sınar. Bu farklılık, ilahî adaletin değil; ilahî hikmetin derin bir tecellisidir.
Evlat, anne babaya verilen bir lütuf olduğu kadar, bir sorumluluğun da başlangıcıdır.
Bir kız çocuğunun gülüşü, bir erkek çocuğunun duası… Hepsi birer rahmet damlasıdır.
Rabbimiz kimine erkek verir, kimine kız… Çünkü O bilir ki hangisinin hangi kalbi olgunlaştıracağını, hangi evi güzelleştireceğini, hangi gönlü arındıracağını sadece kendisi takdir eder. İnsan sadece sonuçla yüzleşir; hikmeti ise çoğu zaman zamanla idrak eder.
Kimileri vardır ki evlat özlemiyle yaşar. Yıllarca dua eder, sabırla bekler.
Her ayet, her secde, her gece duasında biraz daha olgunlaşır; kalbi biraz daha derinleşir.
Belki de Rabbimiz o mübarek kullarını, dualarını gecenin karanlığında en samimi hâliyle O’na yükselten özel bir sınıfa dâhil etmiştir.
Evlat sahibi olamamak bazen bir eksiklik değil, bir yakınlaşma vesilesidir.
Bazen çocuk sevincini yaşamak değil, sabrın ve teslimiyetin tadına varmak insanı Allah’a daha çok yaklaştırır.
Evlat verilen için şükür, verilmeyen için tevekkül vardır.
İnsan çoğu zaman sahip olduklarını unutup, sahip olamadıklarına odaklanır.
Oysa hiçbir nimet zorunlu değildir. Hiçbir imtihan da boşuna değildir.
Ayet bize fısıldar:
“Sahip olduğun da benim, sahip olamadığını sandığın da benim… Sen sadece emanetçisin.”
Bu bakış açısı, insanın kalbinde huzur kapısı açar. Zira ilahî takdir karşısında rızayla eğilen bir gönül, hayatın her hâline karşı daha güçlü, daha dengeli ve daha teslimiyet sahibidir.
Rabbimiz kimi kulunu çocuk neşesiyle sınar; bazen evladın yetişmesi, bazen terbiyesi, bazen de imtihanıyla…
Kimini de evlat özlemiyle arındırır.
Kiminin kalbini sabırla, kimininkini şükürle yoğurur.
Her hal, insanı olgunlaştırmak için özel olarak seçilmiş bir kader dokusudur.
Çünkü Allah, kulunu en iyi bilendir; neyin ona rahmet, neyin ona yük olacağını herkesten önce O görür.
Bu ayet, sadece evlat gerçeğini değil; insanın Rabbine karşı duruşunu da anlatır.
İnsanın gücü sınırlıdır; ama Rabbi sınırsızdır.
İnsanın arzuları geçicidir; Rabbi takdir edendir.
İnsanın planları değişir; Rabbi her şeyi bilir ve en güzel şekilde yazar.
Ve en nihayetinde:
Evlat nasipse gelir, dua nasipse kabul olur, sabır nasipse cennet olur.
Bu hakikati idrak eden gönüller, takdirin her hâline rıza gösterir; çünkü bilir ki Rabbimiz verirken de güzeldir, vermediğini bildirirken de güzeldir.
GÖNLÜNÜZÜN AYNASI MİRAT HABER
SOSYAL MEDYADAN SİZİN İÇİN SEÇTİKLERİMİZ "Neden Allahü Ekber Diyoruz" İSLAMİ HABER "MİRAT" YOUTUBE
UCM Başsavcısı Karim Khan’dan Dikkat Çeken Açıklama: "UCM Afrika ve Putin İçindir, Batı İçin Değil":…
Londra'da Şok Eden Saldırı: Yahudi Bir Kişi Bıçaklı Saldırıya Uğradı İngiltere'nin başkenti Londra, sokak ortasında…
ALIN TERİ VE 1 MAYIS ÜZERİNE Bütün işçi ve emekçi kardeşlerimizin 1 Mayıs Emek ve…
Polonya Milletvekili Braun’dan AP Genel Kurulu’nda ‘Gazze’ Çıkışı Avrupa Parlamentosu (AP) Genel Kurulu, Polonyalı milletvekili…
Kamâlistlerden Beter mi Olduk? AİLE HAYATINI ÇÖKERTİYOR, NÜFUS ARTIŞINI DA ENGELLİYORUZ • Kadının ekonomik ve…