
Orta Doğu’nun en stratejik ve en çok tartışılan yapılarından biri, resmi adıyla Ensarullah, yaygın bilinen ismiyle ise Husilerdir. Yaklaşık 500 bin civarında mensubu olduğu tahmin edilen bu hareket; dini, siyasi, kültürel ve askeri boyutları bir arada barındıran devasa bir organizasyondur. İsmini, kuruluş döneminde liderliğini üstlenen Husi ailesinden alan hareket, mezhepsel olarak Şia İslam’ın Sünniliğe en yakın kolu kabul edilen Zeydî inancına mensuptur. Bu yönüyle Ensarullah, dışarıdan dayatılan bir ideoloji değil, Yemen’in kendi yerel ve tarihi köklerinden neşet etmiş organik bir yapıdır.
Ensarullah’ın siyasi bir güç olarak rüştünü ispatlaması, Yemen’de 34 yıl boyunca hüküm süren, halkına karşı baskıcı politikalar izleyen ve ABD ile Suudi Arabistan’ın bölgedeki çıkarlarına hizmet etmekle eleştirilen diktatör Ali Abdullah Salih’in devrilmesiyle hız kazanmıştır. 2011 yılındaki halk ayaklanmalarında başat rol oynayan hareket, 2014 yılına gelindiğinde ülkenin kalbi sayılan başkent Sana’yı ve Yemen nüfusunun büyük bölümünün yaşadığı stratejik bölgeleri kontrolü altına alarak ülkenin en etkili fiili idari otoritesi haline gelmiştir.
Ensarullah’ın bu önlenemez yükselişi, başta Suudi Arabistan olmak üzere Batı ittifakını ve İsrail’i derinden sarsmıştır. Yemen’in kuzeyde Suudi Arabistan ile paylaştığı 1800 kilometrelik ortak sınır ve daha da önemlisi, küresel petrol ile doğalgaz ticaretinin can damarı olan Bab’ül Mendep Boğazı’na kıyısının bulunması, ülkeyi küresel güçler için vazgeçilmez bir hedef haline getirmektedir.
Bu jeopolitik dengeyi kendi lehlerine çevirmek ve bölgede söz dinleyen kukla bir yönetim kurmak isteyen Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyon, 2015 yılında Yemen’e yönelik ağır bir askeri operasyon başlatmıştır. Yıllarca süren ve sivil altyapıyı, kadınları, çocukları hedef alan bombardımanlar yüz binlerce insanın ölümüne ve tarihin en büyük insani krizlerinden birine yol açsa da Ensarullah’ın askeri direncini kıramamış, aksine hareketin halk nezdindeki savunma meşruiyetini perçinlemiştir.
Günümüzde Ensarullah, Batılı egemen güçler ve onların güdümündeki medya organları tarafından “terörist bir grup” olarak yaftalanmaya çalışılmaktadır. Oysa hareket, tüm lojistik imkânsızlıklara rağmen kendi silah sanayisini kurmuş, askeri teknolojisini geliştirmiş ve bölgesel bir güç odağına dönüşmüştür. İran ile olan uzun vadeli siyasi ve askeri yakınlığı, silah ve istihbarat alışverişini gizlemeyen Ensarullah, buna karşın kararlarını tamamen bağımsız alan otonom bir yapıya sahiptir.
Hareketin küresel arenasındaki en dikkat çekici eylemleri ise Gazze’deki Filistin direnişine verdikleri fiili destektir. İsrail’in Gazze’deki katliamlarına tepki olarak Kızıldeniz’de İsrail, ABD ve İngiltere bağlantılı ticari ve askeri gemilere yönelik balistik füze ve dron saldırıları düzenleyen Ensarullah, Müslüman coğrafyanın hamiliğini üstlenme iddiasındadır.
Bölgedeki Siyonist ittifak ise Türkiye ve Pakistan gibi güçlü Müslüman devletleri yanına çekerek Ensarullah’a karşı askeri bloklar kurmaya, “Müslümanı Müslümana kırdırma” stratejisini devreye sokmaya çalışmaktadır. Bu noktada Türkiye gibi aktörlerin bu tehlikeli tuzaklara düşmeyerek bölgedeki emperyalist oyunlara karşı durması, Orta Doğu’nun geleceği açısından hayati bir önem taşımaktadır.