
Uzun zamandan beri İran ve İsrail-Amerika arasındaki çatışma ve kısmi savaş, yoğun ve şiddetli bir seviyeye ulaştı. İran, uzun yıllardır Amerika ve Avrupa’nın yoğun ambargosuna maruz kalan bir ülke. Uzun zamandır, İran’ın uranyum üretmesi sebebiyle başta Amerika ve Avrupa tarafından bu çalışmalarını sürdürmemesi yönünde baskılar yapılıyor ve Uluslararası Atom Ajansı yoluyla da İran’ın Uranyum üretimi kontrol ediliyordu. Ama, bütün bunlar yanında İran’ı iktisadi ve teknolojik olarak güçsüz hale getirme yönünde sistemli bir çalışma yürütülüyordu.
Gazze katliamı ve soykırımından sonra, İsrail önce Lübnan’a ve arkasından da İran’a karşı kendi hakimiyet alanını genişletmek için, bir savaş saldırısı gerçekleştirmeye başladı. Amerika ve Avrupa ülkeleri, İran’ın vekil güçler ile Orta Doğu ve Asya’da yayılma politikalarını önlemek için İran’a karşı savaşa ekonomik ve siyasi olarak katılmışken, son haftalarda ise askeri olarak da katılmaya başladı. Amerika ve Avrupa’nın bu tutumu, aslında Batılı ülkelerin masum ve halklara saygılı oldukları anlamına gelmiyor. Çünkü 1490 yılından beri, neredeyse tüm Avrupalı ülkelerin Asya, Afrika ve Orta Doğu ülkelerinde gerçekleştirdiği sömürgeci yönetimler, yüzbinlerce insanın öldürüp, bu ülkelerin yer üstü ve yer altı kaynaklarını ele geçiren, baskıcı ve halkı esir eden bir dönem geçirdiğini unutturmaya çalışıyorlar ama, tarih bunlara şahittir.
Aslında Haçlı kavramının gündeme gelmesi, yaklaşık otuz yıl önce gündeme gelen “Medeniyetler Çatışması” fikri, uzun zamandan beri Batı dünyasını psikolojik olarak “Yahudi-Hristiyan” görüşünün doğruluğunu dile getirmiş ve buna sebep olarak da, Müslümanların dünyada kanlı çatışmaları başlattığı söylenmişti. Halbuki bu fikir; uydurulmuş ve yukarıdaki ikili ittifaka bir meşruiyet sağlamak için ortaya atılmıştır. Bu konu, ilerleyen zamanda Amerika’da Evanjelik hareketin, bu iddiayı Amerika’nın meşru siyaseti haline getirerek, özellikle Afganistan, Irak ve Suriye olaylarının politikasını da yönlendirmeye çalışmıştı.
Amerikan başkanı Bush, Biden ve nihayet Trump’un “Evanjelik harekatı” pratiğe aktaran bir çalışma içine girdiğini ve bugünkü savaş noktasına gelindiğini görüyoruz. Burada, konunun sadece İran olmadığı, aslında İslam toplumları olduğu çok açık bir biçimde kendini gösteriyordu. Biden’in “Ben bir Siyonistim” demesi, Trump’ın İbrahim Anlaşmaları adıyla, Siyonizme dünyada meşruiyet kazandırması, “Yahudi-Hristiyan” ortaklığı başlığı altında, yeni bir Haçlı seferinin gizli bir şekilde başlatıldığını göstermektedir.
Netenyahu’nun İsrail-İran savaşı başladığında birtakım dini söylemleri dile getirerek, Yahudi dinine Allah’ın yardım edeceğine dair söylemlerde bulunmuş ve bir “din savaşı” yaptıklarını belirtmişti.
Amerika’ya baktığımızda, Biden hükümetinde önemli bir roller alan Yahudi menşeli yöneticilerin, Trump döneminde neredeyse tüm yönetim kademesine geçerek, savaşçı Yahudi veya Yahudi yanlısı kişilerden oluşması, Evanjelik düşüncenin uygulama safhasına geldiğini gösteriyor. Özellikle son günlerde, Hristiyanlık sembolü ile Amerikan dışişleri ve savaş bakanlarının vücutlarındaki dini motifler ile savaşlarının bir din savaşı halinde sunulduğuna şahit oluyoruz.
6 Mart’ta Beyaz Saray Oval ofis’te Evanjelik grubun Trump’ı Hristiyanlık adına kutsaması gibi bir tören yapılmış olması, artık olayın İslam toplumlarına yönelik bir din savaşı haline getirildiğine şüphe kalmamıştır.
Amerika, bu savaş öncesi ve savaş esnasında, Siyonist İsrail yönetiminin kontrolü altına girerek, aslında kendisi için büyük bir risk almıştır. Trump, savaştan uzak kalacağı vaatlerini unutmuştur. İran ile, görüşme yaparken; haksız bir şekilde savaşı başlatmıştır.
Savaş söylemlerinde, akla ters açıklamalar yapan Trump, haklılığını son derece garip ve çocukların bile kabul edemeyeceği gerekçeler ile başlattığını söyledi. Netanyahu’nun katil ekibi ise, yeryüzünde İran ismiyle, tüm Müslümanların yok edileceğini fütursuzca açıklamaktan çekinmiyor. Avrupa ülkeleri, sanki “suskun maymun” gibi, Gazze katliamından beri bütün bu haksız ve orantısız saldırılara karşı çıkmadı. Çünkü, belli bir “Batı İttifakı”nın gözü kör ve duyarsızlığı ile “Bremen mızıkacıları” gibi aynı kelimeleri ifade ediyorlar.
Evet, şimdiye kadar İran’ın mükemmel bir yönetim ve politika uyguladığını söylemek zor. Hatta, Müslüman toplumlara yönelik de samimi olmayan tutumları oldu. Fakat bu durum, İsrail ve Amerika ittifakının, zalimce ve makul bir sebep olmaksızın özellikle başta İran halkı olmak üzere, Müslüman toplumların kaderini değiştirme hakkına sahip olmadığını belirtmek istiyorum.
Halkı Müslüman fakat yönetimleri Batı’ya bağlı ve bağımlı körfez ülkelerinin, topraklarında Amerikan üsleri ve askerleri barındırmak suretiyle, statü ve servetlerini korumaya çalıştıklarını da anlamak mümkün değil. Bu konuda, İran’ın bu topraklardaki Amerikan ve İngiliz üslerine yönelik saldırılarının meşru bir sebebi de var.
Ama, Müslüman toplumlar bilmeli ki, bu saldırı sadece İran ile değil, tüm Müslümanları ve özellikle Türkiye’yi hedefleyen bir hareketin başlangıcıdır. İlk hedef İran olarak seçilmiştir. Amerika televizyonlarında, bu savaşın “kutsal savaş” olduğuna dair söylem ve vaaz’ların (!) ortaya çıkması, yeni bir Haçlı Savaşının başladığını gösteriyor. Dolayısıyla, bir varlık yokluk mücadelesinin başladığını bilmek ve hayatımıza yönelik, dünyevi ve maddi planları yeniden gözden geçirmek gerektiğini düşünüyorum. Çünkü, yarın, bugünden çok daha acımasız gelişmelere şahit olacağız.
Batılılar, neden Çin’i değil de, İslâm’ı tehdit olarak görüyorlar? Batı dünyasının küresel stratejilerinde İslâm dünyasına…
İRAN’DAN TÜRKİYE AÇIKLAMASI: “ABD VE İSRAİL SİNSİ BİR PLAN YÜRÜTÜYOR” ABD ile İsrail’in İran’a yönelik…
KADİR GECESİ KUR’AN GECESİ Yeniden Kadir gecesine kavuşabilmek ne büyük bir nimet, ne büyük bir…
Pakistan ile Afganistan arasındaki sınır gerilimi, son dönemde yaşanan çatışmalarla yeni bir boyuta taşındı. Taliban…
SEMÂNIN YERYÜZÜNE İNDİĞİ GECE: KADİR GECESİ Allahu Teâlâ, bu ümmet-i merhûmeye pek çok fazîlet ve…
ŞİDDET HAYATIMIZIN BİR PARÇASI OLMASIN “Kısasta hayat vardır” ayetinin düşündürdüklerini kaleme aldığım yazımdan sonra konuyla…