
ZAMANIN MİSAFİRİYİZ…
Biz bu zamana ve bu hayata misafiriz. Geldik gidiyoruz. Varlık anlam ve amacımız; okumak, anlamak, yaşamak ve rol-model iyi insan olmak. Taş üstüne taş koymak, bir fidan dikmek, bir gönüle girmek, bu gök kubbede hoş bir sadâ bırakmaktır. Misafiri olduğumuz bu emanet
zaman, hiç kimseye ayrımcılık yapmaz. Herkese her yeni gün için hep 24 saatlik bir kredi ve sermaye verir. Ve insandan bu kredi ve sermayeyi, her gün bir önceki günden daha hayırlı ve bereketli kılmak üzere, istikrarlı çaba ve çalışma ister..
“Senin geleceğin/yarının, geçmişinden/dünden daha hayırlı, iyi ve güzel olacak.”(Duhâ,93/4) Yeterki her alanda ve her zaman çalış, çalış, çalış…
Aksi halde duyarsız ve sorumsuz halimizden bizi uyaran sevgili rasûlümüzdür:
“İki günü eşit/aynı olan aldanmıştır/kendini aldatmıştır.”(Kenzu’l-ummâl,16/214,hn. 44235) O’nun iz ve eser bırakma heyecanı, ölüm anına kadar. “Elinde bir fidan olan, kıyamet kopsa bile hemen o fidanı diksin!”(Müsned, Ahm. b. Hanbel, 3/191,hn.14004) Gelde yapma! hatta yan gelip yat! yatabilirsen…
“Doğrusu insana kendi çalışmasından başka hiç bir kazanım yoktur.(Hem burada, hem orada)”(Necm,53/39)
Bizler, Allah’a iman/güven üzere anlam ve amaç içerikli bu yolun, sorumlu yolcuları mıyız? Ve salih amel/ıslah edici iyi doğru ve güzel işler yapıyor muyuz? veya yapacak mıyız? İşte bu takdirde Hak teâlâ: “Onun emekleri hiç boşa çıkmayacak, çaba ve çalışması asla göz ardı edilmeyecektir.” güvencesi vermektedir.(Enbiya, 21/94)
Öyleyse zamanı ve hayatı lezzetli, bereketli kılan, değer ve kalite katan ne imiş? İyi, doğru, güzel ve yararlı, küçük veya büyük dokunuşlardır. İster doğaya, ister insana maddi bir şey verip/infak edip veya ekip dikerek karşılığında bir şey satın almadığımız ve karşılık da beklemediğimiz her ne ise; işte odur o; zamana, hayata lezzet, bereket, kalite ve anlam katan.
Ama ne var ki, insanı yalnızlaştıran ve depresyona sokan, insan ilişkilerinin ciddi boyutta azalması ve sosyal bağların kopmasıdır. Bunun da tek sebebi; çıkar ve menfaat endeksli yaşamamızdır. Tabiatı ve insanı ihmal etmemizdir. Zira vicdanın üstünü örten en kalın ve kara perde, menfaat ve çıkar perdesidir. Vicdanımızı bu esaretten kurtaran ise merhamettir.
Merhamet vicdanın hem zekâsıdır, hem de ibadeti. Merhamet acımak değil; İnsanların bütün feryatlarını duyabilmektir. Başkasının acısına en yüksek seviyeden duyarlılık göstermek ve empati kurabilmek/halden anlamaktır.
İnsanların derdiyle dertlenmek, vicdanlı iyi insan olmaktır. Yoksa ağzı kulaklarında kahkaha yüklü bir yaşam; mutluluk, kalite, değer ve insanlık üretmez. Zira hayatımızı kanatlandıran, hep o küçük dokunuşlar ve iyi, doğru, güzel çırpınışlardır. Ne kadar az veya küçük olsa da… Yüreklere ekilen her bir tohum, asla zayi olmaz; ne burada, ne orada…
NURİ ÇALIŞKAN
YAZARIMIZIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN BU LİNKİ ZİYARET EDİNİZ
İSLAMİ HABER “MİRAT”
Aile çökerse nüfus dibe vurur, ülke uçuruma sürüklenir… İngiltere’nin parlak entelektüellerinden John Berger, 1978 yılında…
Gazze’de Bir Babanın Bitmeyen Nöbeti: “Evin Altında Şehit Varken Nasıl Uyuyayım?” İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ne…
ANA, RABBİMİN VARLIK İŞÇİSİ, SEVGİ PINARI ANAM… Evren, dünya, tabiat ve doğa… Hepsi ayrı ayrı…
ALMANYA YİNE YAPACAĞINI YAPTI Almanya merkezli Immanuel Kant Vakfı'nın, hakkında çeşitli davalar devam eden İBB…
EV HANIMLIĞINI MESLEK KABUL EDİN, ÇOCUK SAYISI ARTSIN Ev hanımlığı, mesleklerin en zoru ve en…
GERÇEK ÖZGÜRLÜK: MODERN PRANGALARDAN MANEVİ ÖZ’E YOLCULUK Her kavram kendi dünya görüşü içinde yeniden anlam…