
Akıl, sadece bir problem çözme mekanizması değildir; aynı zamanda o çözümleri bir etik süzgecinden geçirme yeteneğidir. Zekânın saf ve ham gücünü, toplumsal normlar, vicdan ve manevi değerlerle ehilleştiren, yani medenileştiren kuvvettir. Akıl ya zekânın kurnazlığına uyarak yanlışı tercih eder ya da vicdanın sesine kulak vererek doğru tarafta yer alır.
Burada zekânın tanımı, salt bir problem çözme becerisinin ötesine geçerek “kurnazlık” seviyesine yükselir. Zekâ, kendi çıkarını maksimize etmek için kuralları esnetme, manipüle etme ve hatta çiğneme eğilimindedir. Kendi menfaati için binbir türlü gerekçe üretir, aklı ikna eder ve gayrimeşru olanı uygulamaktan çekinmez. Örneğin, yasalardaki bir açığı bulup etik olmayan bir ticaret yöntemini meşrulaştıran mekanizma, zekânın bu kurnaz yüzüdür.
Ancak aklın, bu kurnazlığa karşı sığındığı bir liman vardır: Vicdan. Vicdan, akla şu soruyu sordurur: “Bu yöntem doğru olabilir, sonuç getirebilir; peki hakkaniyetli mi?” Nihayetinde her iki tercihin de dünyevi sonuçları olabilir; kazanç da kayıp da mümkündür. Bir insan, zekânın kurnazlığıyla hareket ederek büyük bir maddi servet elde edebilir ve bu dünyada kazanan taraf gibi görünebilir.
Vicdanın sesine göre irade koyan kimse ise kaybetse bile Allah katında kazanan taraftadır. Bu iradeyi ortaya koyabilmek, Allah’a ve ahiret gününe sadece sözle değil, özde inananların gösterebileceği bir duruştur.
İnananların gerçek kazancı, dünyadaki sonuçlardan bağımsız olarak, manevi hesap defterine yazıldığına inanılan kazançtır. Vicdanın sesini dinleyerek dünyevi bir zarara razı olmak, anlık bir kayıp gibi görünse de karşılığı yüksek dereceli ve ebedî bir kazançtır.
Bu tür bir iradeyi gösterebilmek, yani kârı değil hakkı gözetmek; yalnızca lafta inananların değil, inancını eyleme ve ahlaka dönüştürenlerin sergileyebileceği bir erdemdir. Bu, aklın kurnazlığa karşı vicdanla kazandığı mutlak bir zaferdir.
İnsan olmak, zekânın sunduğu sınırsız ve kuralsız güce karşı, aklın ve vicdanın koyduğu ahlaki sınırları kabul etmektir. Zekâ bizi yetenekli kılar, ama akıl bizi insan yapar. Hayatın her köşesinde bu iki sesin mücadelesi sürüp gider. Her an, içimizdeki vahşi zekânın kurnazlığını mı dinleyeceğiz, yoksa ehilleştirici aklın vicdanlı sesini mi?
Toplumun genel kabul görmüş yaşamsal düzenine bakıldığında, hangi sesin daha baskın olduğunu görmek zor olmasa gerektir.
YAZARIMIZIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN BU LİNKİ ZİYARET EDİNİZ
İSLAMİ HABER “MİRAT”
GÖZ ZİNASI VE GİYİNME ALGIMIZ ÜZERİNE İSLAMİ HABER "MİRAT" YOUTUBE
Savaş, din ve siyaset: Papa-Trump gerilimi Vatikan ile Beyaz Saray arasındaki gerilim büyüdükçe bunun yansımaları…
Fransız Meclisi’nde "Çifte Standart" Tepkisi: "Putin’e 19 Yaptırım, Netanyahu’ya Sıfır!" Fransa Ulusal Meclisi, İsrail’in Gazze…
Erdoğan: "Teknoloji ve Yapay Zekayla Keskin Bir Dönüşüm Yaşanıyor" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dünyanın teknoloji…
KURBAN, İBADETTİR, CENNET YOLUDUR! Vacip, Adak, Akika, Şükür, kurban bağışlarınızı ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyoruz. Siz de…
YAPAY ZEKÂ: REFAHIN KALDIRACI MI, FITRİ KABİLİYETLERİN ATALET TUZAĞI MI? İnsanoğlu, varoluşundan bu yana araç…