
Gündemi sarsan Epstein haberleri, herkes gibi bizleri de çok üzdü. Medeniyetin vahşi yüzünü bir kere daha görmüş olduk. Gördüklerimiz aynı zamanda Akif’in “ Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar” diye tanımladığı Uygar Batı’nın (!) da artık son demlerine yaklaştığını gösteriyor. Er geç Hak tecelli edecek, güç sarhoşu olan zalimler, layık oldukları şekilde cezalarını bulacaklardır. “Allah, imhâl eder, ihmâl etmez” diye bir söz var. İmhâl, mühlet vermek demektir; ihmal ise üzerine düşeni zamanında yapmamak anlamına gelir. Allah, bir kötülük yapana zaman tanır; ancak zamanı gelince de olması gerektiği şekilde cezalandırır. Zulüm ile âbâd olanın âhiri berbat olur, demiş atalarımız. Yani zulmederken şen şakrak mesut olanın sonunun feci olacağını söylemek istemişlerdir.
Bir insan başkasının acı çekmesini seyretmekten nasıl zevk duyar? Arenada yırtıcı hayvanların önüne atılan mahkûmların ölümünü, gladyatörlerin kanlı çarpışmalarını keyifle, coşkuyla seyreden, empati yoksunu eski Romalılar nasıl insanlardı? Bugünden bakınca sağlıklı bir insanın tahammül edemeyeceği vahşet manzaraları, o dönemin insanına kendi acısını unutturmanın bir yolu olarak görülüyordu. Çağlar geçse de, eğitilmiş de olsa insanın vahşi tarafının yok olmadığını, aynı senaryonun farklı çekimlerine günümüzde bile rastlanabileceğini Epstein haberleri bize gösterdi.
Zaman değişse de insan tabiatının değişmeyen bir başka yönüyle gene Roma medeniyetinde karşılaşıyoruz. Tarihin milat öncesi dönemlerinde, bugün yaşanan ahlâk bunalımlarının aynısının, detay vermeyi gerekli görmüyorum, görkemli Roma Medeniyetinde de yaşandığını biliyoruz. Haz çılgınlığı ahlakî değerlerin yıpratılması sonucunu doğuruyor. Sonrasında sadakatin azalması, ailenin dağılmasına, dolayısıyla askerlik yapacak nüfusun azalmasına neden oluyor. Buraya kadar anlattığımız süreç size çok tanıdık geliyor değil mi?
Tarih yolculuğumuz devam ediyor, Roma’nın bu gidişle dağılıp yıkılacağı endişesini taşıyan devletin ileri gelenleri, dönemin imparatoru Augustus’u bir dizi tedbir almaya zorluyorlar. Aile kavramının yozlaştığını ve bunun Roma’nın en önemli sorunlarından olduğunu düşünen Augustus, aileyi ve kadını korumayı hedefleyen hukuki düzenlemeler yapıyor. Bu düzenlemelerde gözetilen ilk hedef herkesi evlendirmek ve ailelerin hızlıca meşru çocuk sahibi olmasını sağlamak oluyor. Belirli yaş aralığındaki kişilerin evlenmesini zorunlu kılacak yaptırımlar getiriyor.
Hukuki düzenlemeler, yalnız kınamalar ve cezalandırmadan ibaret değil. Mesela evli olmayanların miras için hak iddia etmelerine izin verilmiyor. Bu katı kurallar dul kadın ve erkekler için hafifletilse de bu kişiler tekrar evlenmedikleri durumda kendilerine kalan mirasın yarısından vazgeçmek zorunda kalıyorlar: Evli olmayanların oyunlara veya festivallere kabul edilmemeleri gibi uygulamalar da var. Bu şekilde toplum içinde kabul görmek isteyenler evlenmeye teşvik ediliyor.
Fuhuşla mücadele amacıyla tedbirler alınıyor, zina suçuna ağır cezalar veriliyor. Zina yapan erkeğin cezası müebbet sürgün ve mallarının yarısına devletin el koyması; kadının cezası da müebbet sürgün, drahomasının yarısını ve mülkünün üçte birini devlete vermek zorunda bırakılması. Cezaların teferruatı bizim işimiz değil, merak edenler bu bilgileri derlediğim Remzi Oğuz Arık’ın “Türk Sanatı” kitabına ve TBB Dergisinde 2024 (172) yayınlanan Ümit Vefa Özbay’ın “Augustus Dönemine ve Augustus Kanunlarına Genel Bir Bakış “adlı yazısına bakabilirler. Bütün bu bilgiler Ankara’daki Hacı Bayram Camii’nin bitişiğindeki Ankara Anıtı’nda yazılı olarak bugünlere gelmiş.
M.Ö. 27 – M.S. 14 yılları arasında hüküm sürmüş ve Roma tarihinde önemli bir yeri olan Augustus’un kanunlarından bize ne? diyebilirsiniz. Ancak tarihin tekerrür ettiğini ve her aşırılığın zıddına çevrildiği, ilkesini hatırlarsak bana hak verebilirsiniz. Roma’ın 200 yılda yok olma noktasına geldiği böyle bir durumda özgürlükleri kısıtlayıcı katı tedbirlerin alınmasından başka çare yoktu. Ancak sadece hukukî önlemlerle kalınmamış, halkın hedonizm (zevk perestlik) batağından kurtulmasını destekleyen sanatın ve felsefenin yardımıyla halka yeni bir ruh kazandırılması sağlanmıştır. Biraz daha açıklamak gerekirse, erotik şiirlerin karşıtı, kahramanlığı konu alan destansı şiirlerin önemsendiğini; hayatın amacını haz duygusunda görenlerin karşısına da erdemli yaşamayı savunan stoacı felsefe ve Pisagorcu felsefenin taraftar bulduğunu söyleyebiliriz. Bütün bu çalışmalar Batı Roma İmparatorluğunun MÖ 27 yılında batma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış iken MS 476 yılına kadar ayakta kalmasını sağlamıştır. Doğu Roma ise 1453’te sona ermiştir.
Bugünlere geldiğimizde 2000 yıl öncesine göre çağ atladık ama benzer manzaralar karşımızda .Haz bağımlısı, şiddet yanlısı insanlar, çılgınca eğlenmekle, tüketmekle kendi derinlerine ittikleri ölüm korkusundan kaçabileceklerini mi sanıyorlar? Hazza tutundukça daha fazlasını istiyorlar, gittikçe daha fazlası, daha fazlası derken duyarsızlaşıyorlar. Başkalarının duygularına da duyarsız ve vicdansızlar… Sosyal medya, sinemalar, dizi filmler hep aynı konular etrafında dönüyor. Herkesin bildiği ve şikâyet ettiği konuları tekrar tekrar anlatmaya gerek yok. Önemli olan içinde bulunduğumuz döngüden nasıl çıkacağız?
Augustus’un aileyi kurtarma operasyonu gibi bir yaptırım, günümüz insanına uygun düşmez. Ancak herkesin kendi çabasıyla yapabileceği bir şeyler vardır. Mesela aldatma konusunun işlendiği filmler, yayınlar izlenmese, tavrımızı koysak kötülüğün rağbet görmesini engellemiş olmaz mıyız? Şurası da bir gerçek ki dış dünyayı yasalarla düzene koymak yetmiyor, iç dünyamızın da düzene girmesi, iradeyi kullanmak gerekiyor.
Şimdi de Yunus’un yaşadığı 13. yüzyılın sonu ile 14. yüzyılın başlarına bir gidelim. Moğol istilası ortalığı kasıp kavururken Yunus Tapduk Emre’nin irfan mektebinde pişmiş, bugünlere sesleniyor: “Seni deli eden şey, yine sendedir, sende!” diyor, “Bir ben vardır benden içerü” diyor. Bilinç dışımıza işaret ediyor. İçimizde yaşayan farklı davranış kalıplarını, insanın halden hale geçmesini tasvir ediyor.
“ Hak bir gönül verdi bana ha demeden hayran olur
Bir dem gelir şâdân olur, bir dem gelir giryan olur,
Bir dem sanırsın kış gibi, şol zemheri olmuş gibi,
Bir dem beşâretten doğar, hoş bağ ile bostan olur,
Bir dem gelir söyleyemez, bir sözü şerh eyleyemez,
Bir dem dilinden dürr döker, dertlilere derman olur”
Şiirin tamamını okuyunca insanın iç dünyasında Hâmân ve Firavun da dahil, İsa ve Musa gibi iyi kötü pek çok kişilik tohumunu barındırdığını anlıyoruz. İnsanın görevi işte burada: İç dünyasını keşfedip düzene koyabilmekte, içindeki kötüyü, korkuyu, yetersizliği tanıyıp dönüştürmede ve potansiyelini geliştirmede… Nefsini tanıyıp arındıran biri olduktan sonra artık kalp, ilahî aşkla yaratılmışa bakar:
“İşitin ey yarenler, aşk bir güneşe benzer,
Aşkı olmayan gönül misal-i taşa benzer.
Taş gönülde ne biter, dilinde ağu tüter,
Nice yumşak söylese, sözü savaşa benzer.
Aşkı var gönül yanar, yumuşar muma döner,
Taş gönüller kararmış, sarp katı kışa benzer.” diyor Yunus. Onun kalplere şifa sözlerinin üstüne daha başka ne söylenebilir ki?
Ayşegül Ünal
YAZARIMIZIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN BU LİNKİ ZİYARET EDİNİZ
İSLAMİ HABER “MİRAT”
Fransız Meclisi’nde "Çifte Standart" Tepkisi: "Putin’e 19 Yaptırım, Netanyahu’ya Sıfır!" Fransa Ulusal Meclisi, İsrail’in Gazze…
Erdoğan: "Teknoloji ve Yapay Zekayla Keskin Bir Dönüşüm Yaşanıyor" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dünyanın teknoloji…
KURBAN, İBADETTİR, CENNET YOLUDUR! Vacip, Adak, Akika, Şükür, kurban bağışlarınızı ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyoruz. Siz de…
YAPAY ZEKÂ: REFAHIN KALDIRACI MI, FITRİ KABİLİYETLERİN ATALET TUZAĞI MI? İnsanoğlu, varoluşundan bu yana araç…
Suriye’de Devir Değişiyor: Beşar Esad İçin "Tarihi Hesaplaşma" Dosyası Açıldı Suriye’de on yıllardır süren Baas…
Ukrayna-İran Kıyaslaması: "Biz de Ukrayna'ya Yardım Ediyoruz" ABD Başkanı Donald Trump, küresel ittifaklar ve devam…
View Comments
Gündemde olan bu sarsıcı olaylar karşısında yorumlarınız , önerileriniz çok güzel.
Hepimizin duyarlı olmamızı temenni ediyorum.
Teşekkür ederim Ayşegül hanım
Semptomlar yani sıkıntılardan şikayetlerden
Teşhis yani Tanıya gidiş ve
Tedavi
Yani Toplumsal çözüm
Evet çok güzel bir konuya değinmişsiniz bizim de ülkece zamana uyarlayacak şekilde Augustus’un kanunları gibi bir kanun çıkartmamız zorunlu yoksa gençlik elden gidiyor Aile' ler parçalanıyor çok teşekkür ederiz
Ayşegül hanım yine gündemin insanı yaralayan konusuna parmak basmışsınız.Zulüm ile abad olunduğu görülmemiştir.Allah zalimleri ve zulmü her iki dünya da cezalandırmıştır.Bizimde toplum olarak tekrar o eski güzel günlerimize yani fabrika ayarlarına geri dönmemiz gerekiyor.Kurtuluş recetemiz belli bu insanlığa doğru yolu gösteren Allah'ın kitabına sarılmak eğer uygularsak kurtuluşa ereriz.Yazilarinizi ilgiyle takip ediyorum devamını merakla bekliyorum selamlar sevgiler.
Ayşegül Ünal, Augustus dönemini yalnızca tarihsel bir bilgi olarak anlatmıyor; onu bugünün insanına tutulmuş bir ayna gibi kullanıyor. Asıl vurucu taraf da burada. Ayşegül hanım kaleminize sağlık ne kadar da güzel anlatmışsınız Tebrikler
Allah, imhal eder ihmal etmez sözüyle zaten zamanı geldiğinde Allah’ın onların hakkettiği cezayı vereceğini belirtmişsiniz. Günümüzün en önemli konularından birine farklı açıdan bakmamıza yardımcı oldunuz teşekkürler.
Türkiye ‘de ailenin yozlaşması ve tedavisi üzerine yazılan çok güzel bir yorum. Tarihten felsefeden örnekler verilmesi ise ayrı bir renk katmış. Emeğinize sağlık. Allah razı olsun
Yüreğine kalemine sağlık, günümüzün sosyal k,onulari,geçmişten gelen örnekler TV programlarından ahlak dışı yapılan filmler .Yeni yetişen nesle kötü örnek Allah islah etsin,Toplum olarak büyük işler düşüyor.
Günümüz problemlerine şık tutan ve çözüm öneren yazınızdan istifade ettim.Yüreğinize sağlık.
Yıllar geçsede zalimlerin yurdu viranedir.Hiç kimsenin yaptığı yanına kar kalmayacaktır.
Ayşegül Hanım yüreğinize kaleminize sağlık. Güncel bir konuya parmak bastınız.