Makale

ÜSTÜMÜZE KURULAN YEDİ SİSTEM/YOL

ÜSTÜMÜZE KURULAN YEDİ SİSTEM/YOL

Kur’ân’da, “gök” anlamına gelen “semâ” kelimesinin “çoğul”[1] kullanıma karşın “arz” kelimesi her zaman “tekil” olarak kullanılmıştır. Yine Kur’ân, “semâ”nın “yedi katlı/tabakalı/boyutlu/yollu” olduğunu bize söyler. Çok ilginçtir, semânın yedi katlı olduğunu bildiren âyetlerin sayısı da Kur’ân’da yedi tanedir.[2] Bunların dördü Mekkî, üçü de Medenî sûreler içerisindedir. “7/yedi” ifâdesi, Arapça’da “birkaç/birçok” kelimesiyle eşanlamlı olarak kullanılmaktadır. Her şeyin semâsı onun yukarı tarafıdır. Her şey altındakilere göre semâ; üsttekilere göre arzdır. Daha özel ifâde ile “semâ”, bir varlığın “üstünde” olan şey yâni “isim”dir.

“Semâ” sözlük anlamıyla “üst taraf” demektir ve başka bir şey üzerine çadır gibi serilmiş herhangi bir şey için kullanılır. Bu nedenle, yer üzerinde kubbe gibi yükselen ve onun âdeta çatısını oluşturan görülebilir göklere “semâ” adı verilmiştir. Bu yönüyle semâ, görebildiğimiz kadarıyla içindeki gök cisimleriyle, iklim olaylarının geçtiği yapısıyla fizikî bir unsurdur. Ama bu maddî dış görüntüsünün ötesinde/yanında semâ, mânevî üstünlük ve yüceliğin bir simgesi olarak gaybî bir âlemin de adıdır. Kısaca semâ/semâvât kelimelerinin Kur’ân’daki kullanımıyla ilgili bilmemiz gereken en önemli şey, bu kavramın tek bir şekilde/anlamda kullanılmadığıdır. Peki, semânın hangi âyetlerde şehâdet âlemine ve hangi âyetlerde gaybî âleme işâret ettiğini nasıl anlayabiliriz? Kişisel düşüncemize göre âyet, içeriği itibariyle fizikî âlemin örneklerinden bahsediyorsa, bu âyette semâ kelimesi “tekil”[3] olarak; fakat mânevî/uhrevî âlemin örneklerinden/varlıklarından bahsediyorsa “çoğul”[4] olarak kullanılmaktadır.

İşte Nebe/12. âyeti de içeriğiyle arzdan sonra dikkatimizi gökyüzüne/semâya çekmekte ve “üstünüzde yedi gök kubbe bina ettik” veyâ başka bir çeviri ile “yedi sağlam/aşınmaz/korunmuş/güçlü gök kubbe kurduk”[5] demektedir. Âyetin Arapçasında “semâ” kelimesi geçmemesine rağmen müfessirler “yedi sağlam” anlamına gelen “seb’an şidâdâ” ifâdesinin “yedi semâya/göğe” işâret ettiğini söylemişlerdir. Anlaşılıyor ki; “yedi gök” üzerimizde olan kozmik sistemlerin çokluğunu göstermektedir. Bu işlemlerden sonra Nebe/13. âyet şöyle söylemektedir: “ve [oraya güneşi,] parıldayan ışık yüklü lâmbayı yerleştirdik.”[6]

Âyette geçen “sirâc”, ışık saçan kaynak/kandil anlamına gelmektedir. “Vehhac” da “ateşin parlak, coşkulu, alevli bir şekilde parıldaması” demektir. Müfessirlerin çoğu “sirâcen vehhâc” ifâdesini son derece güçlü ısı ve ışık kaynağı olan “Güneş” olarak tanımlamış, âyete başka bir çeviri olarak “Güneş’i ışık ve enerji kaynağı olarak yaratmadık mı?” anlamını vermişlerdir. Buradan hareket ederek de âyetten şu anlamı çıkarmışlardır: “Böylesine ışık ve enerji kaynağı olan güneşi yoktan yaratan ve bu görevi ona veren Allah, insânı yeniden yaratamaz mı?” Aslında “sirâcen vehhâc” kavramına getirilen bu açıklamalar “yeniden diriliş” konusuna çok güçlü bir katkı saklayacak nitelikte değildir. Çünkü diğer âyetlerde görülen “uyku/ölüm” veyâ “gece/gündüz” gibi “zevciyet/çift oluş” taşıyan yaklaşımlar/kıyaslar, bu âyette yapılmamaktadır. Aslında sorun “sirâcen vehhâc” ifâdesini “güneş” olarak tefsir etmekle ilgilidir. Hâlbuki bu âyette güneş anlamına gelen “şems” kelimesi geçmemektedir. Ama bu tanımlamayı bize hayat/aydınlık/canlılık/dirilik/ısı/ışık veren, kısaca bizi “Hayy” kılan Allah’ın üzerimizdeki ilâhî nefesi/emâneti olan “Rûh” olarak alsaydık, o zaman yeniden diriliş konusunda daha sağlıklı olarak şunları söyleyebilirdik: “Nasıl ki Allah, yaratılışımıza üflediği[7] Rûh ile -güneş gibi- bize hayat, canlılık, dirilik, ısı, ışık, enerji vermişse yâni O’nun özümüze koyduğu hakikatle varlık sahnesine çıkmışsak, bu gerçekleştiren Yaratıcı Kudret tıpkı ilk yaratılış gibi bizi ölümden sonra diriltecektir.”[8]

Dipnotlar

[1] Semâvat

[2] Bakara/29; İsrâ/44; Müminûn/86; Fussilet/2; Talak/12; Mülk/3; Nuh/15

[3] Örnek olarak, semâdan yağmurun yağdırılmasından, azâbın semâdan indirilmesinden bahsedilirken.

[4] Örnek olarak, semâların yaratılışından, onların ve içindekilerin mülkiyetinin Allah’a ait olduğundan, Allah’ın semâların Rabb’i oluşundan bahsederken.

[5] Nebe/12 “Ve beneynâ fevkakum seb’an şidâdâ(şidâden).”

[6] Nebe/13 “ve cealnâ sirâcen vehhâcâ(vehhâcen)”

[7] Hicr/29   “Ona belirli bir biçim verip de ruhumdan üflediğim zaman onun önünde yere kapanın.”

[8] Bu konuda Yâsin/78-79. âyetlerine bakılabilir.

Necmettin Şahinler

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Recent Posts

  • Gündem

Tom Barrack, Hikmet el-Hicri Hakkında Konuştu

Tom Barrack: "Beni Endişelendiren İsrail Değil, Şeyh Hikmet el-Hicri" ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack,…

1 saat ago
  • Gündem

Avrupa Sokaklarında Öfke: Siyonist Etki İhtimali Göz Ardı Edilebilir mi?

Avrupa Sokaklarında Öfke: Kendiliğinden mi, Yönlendirilen Bir Dalga mı? Avrupa'nın farklı ülkelerinde yükselen toplumsal tepkiler,…

8 saat ago
  • Gündem

“Bize Nasıl Kıydınız?”: İnanç, Vicdan ve Haksızlık Üzerine Bir Sinema Hafızası

“Bize Nasıl Kıydınız?”: İnanç, Vicdan ve Haksızlık Üzerine Bir Sinema Hafızası Emine Şenlikoğlu’nun eserinden sinemaya…

9 saat ago
  • Genel

Türkiye Mekke Anlaşması ile Neyi Hedefliyor?

Türkiye Mekke Anlaşması ile Neyi Hedefliyor? MAKALENİN SESLİ ANLATIMI Mekke Anlaşması'nı Türkiye'nin milli çıkarları açısından…

14 saat ago
  • Genel

Türkiye’nin Petrol Üretimi Arttı!

Türkiye’nin Petrol Üretiminde Güçlü Adım Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkiye’nin enerji üretimine ilişkin sevindirici gelişmeleri…

17 saat ago
  • Genel

Libya’dan Yunanistan’a Eleştiri

Libya’dan Yunanistan’a Eleştiri: Hakkından Fazlasını İstiyor Libya Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Musa el-Koni, Yunanistan’ın deniz…

18 saat ago