
“HAYDUTLUK! BÜTÜN ÇIPLAKLIĞIYLA SAHNEDE…”
“Zulümle Abad Olanın Sonu Berbaddır!”
Jeffrey Epstein skandallarıyla dünya sarsılırken, ruhlarını şeytana satmış karanlık ilişkiler ağına gömülmüş liderlerin; belgelerde adı çocuk istismarıyla yan yana anılan bir siyasal elitin yönettiği bir sistemden adalet beklemek başlı başına bir saflık değil midir? Çürümenin bu denli derine işlediği bir düzen, insanlığa hangi vicdanla hukuk dağıtabilir?
Burada artık kimsenin inkâr edemeyeceği karanlık bir hakikat vardır: Dün Epstein adasında dünyanın en masum varlıklarını zalimce, haince, şeytanca, vampirce istismar edenler; onların kanını içen, çocuk bedenleri üzerinden güç devşiren aynı karanlık odaklar, bugün haksız, hukuksuz, adil olmayan savaş yöntemleriyle şehirleri bombalıyor, okulları hedef alıyor, masum kız çocuklarını katlediyor.
İran’da bir okulu vurup 150 kız çocuğunu hunharca katlediyor ve bir de utanmadan sıkılmadan “yan etki” diyor! batsın bu dünya!, kopsun kıyamet..!
“Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısı…”
Bu yalnızca jeopolitik bir hamle değildir — bu, aleni bir uluslararası hukuk ihlali, pervasız bir devlet zorbalığıdır. “Nükleer tehdit” söylemi artık inandırıcılığını yitirmiş bir bahanedir. Dün Irak’ta yalanlanan kitle imha silahlarıyla başlayan senaryo, bugün başka bir egemen ülkede aynı kibirle sahnelenmektedir. Değişen sadece harita; yöntem, zihniyet ve amaç aynıdır: Tahakküm.
Uluslararası hukuk, güçlülerin çıkarına göre eğilip bükülen bir aparata dönüştürülmüşse; Birleşmiş Milletler kararları görmezden geliniyor, egemenlik ilkesi keyfî biçimde çiğneniyorsa, ortada düzen değil güç hiyerarşisi vardır. Bu hiyerarşi, meşruiyet değil korku üretir. Korkuyla kurulan düzen ise ancak daha büyük bir kaosun habercisidir.
“Masumlar Ölüyor, Dünya Seyrediyor…”
Enkaz altından çıkarılan çocuk bedenleri meselenin tam merkezindedir. Bombalar hedef şaşırmıyor; siviller sistematik biçimde “kaçınılmaz yan etki” olarak kodlanıyor. Hiçbir güvenlik doktrini bir çocuğun çığlığını meşrulaştıramaz. Her masum hayat, tüm stratejik hesaplardan daha değerlidir. Güç sarhoşluğu ise vicdanı çoktan askıya almıştır.
Savaşın dili soğuktur; rakamlarla konuşur. Ama toprağa düşen her çocuk, istatistik değil insanlığa tutulmuş bir aynadır. O aynaya bakmaya cesareti olmayanlar, bombaların gürültüsünü hakikatin üzerine perde yapar.
“Güç Sarhoşluğu ve Tarihin Tekerrürü…”
Yüzlerce çocuğun ölümü “operasyonel zorunluluk” diye sunuluyorsa burada güvenlik değil, çıplak bir zulüm! vardır. Dışarıda kriz üretip içeride gündem bastırmak ta, modern siyasetin en kirli refleksidir. Dün skandallarla sarsılan küresel elit, bugün savaş dumanının arkasına saklanmaktadır.
Epstein belgelerinde adı geçenlerle aynı çevrelerde dolaşan bir siyasal aristokrasinin insan hakları nutukları trajikomiktir. İçeride ahlaki çürüme varsa, dışarıda zulüm kaçınılmazdır. Çünkü adalet önce vicdanda başlar; vicdanı çürüyen iktidarın hukuk üretmesi mümkün değildir.
“Korsanlıkta Nirvana…”
Diğer taraftan, bir ülkenin başka bir ülkenin liderini, en kritik siyasi figürünü, özel alanında hedef alması da diplomasi değil; düpedüz korsanlıktır, eşkıyalıktır. Devletler arası rekabet suikast kültürüne evriliyorsa uluslararası düzen fiilen çökmüş demektir. Daha da vahimi, bunun hiçbir mahcubiyet duymadan yapılmasıdır. “Yaptım oldu” hoyratlığı, ahlaksızlıkta nirvananın! güç zehirlenmesinin en açık göstergesidir.
Bu noktada mesele yalnızca bir ülke değildir; küresel düzenin ahlaki temeli çatırdamaktadır. Eğer güç, hukukun önüne geçerse; eğer caydırıcılık, insan hayatından üstün tutulursa; eğer strateji, merhameti tamamen dışlarsa, insanlık tarihinin en karanlık dönemleri yeniden kapıyı çalar.
“Zulme Karşı Kenetlenme Zamanı…”
Hak, hukuk, egemenlik ve insan hayatının dokunulmazlığı ayaklar altına alınmaktadır. Bu fütursuzluk, devlet, millet fert… vicdan sahibi herkesi ayağa kalkmaya çağırmaktadır. Çünkü mesele artık sınırlar değil; insanlığın ortak ahlak zeminidir.
Gün, doğru yerde durma günüdür. Zulümle kurulan hiçbir düzen kalıcı değildir. Çocukların kanı üzerine inşa edilen hiçbir iktidar ayakta kalamaz. Devlet terörü, hangi bayrak altında olursa olsun terördür. Eşkıyalık, hangi gerekçeyle yapılırsa yapılsın eşkıyalıktır.
Sessizlik de tarafsızlık değil, zalim lehine verilmiş örtük bir oydur! Tarih yalnızca zalimleri değil, susanları da yazar!
“Zulümle abad olunmaz…”
Zulümle abad olanın sonu mutlaka berbad olur.
Tarih ağırdır!, fakat asla unutmaz.
Ve er ya da geç, mutlaka hesabını sorar…
Erol KAVUNCU
YAZARIMIZ ”EROL KAVUNCU’NUN”, DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA ”TIKLAYINIZ”
İslami Haber ”MİRAT” – YouTube
Artık ABD ve İSRAİL köpeği olduğu iyice aşikar olan Suudi Amerika,Katar,BAE ,Ürdün Suriye ve adını anmaktan tiksindiğim diğer ülkeler,topraklarındaki askeri üslerden utanmayı bırak,üstüne bir de İran’ı kınamışlar..İran imkanları ölçüsünde bu İsrail köpeği ülkeleri ve bunların cibilyetsiz kral,prens,emir vs liderlerini de bombalar inşallah