
Dünyada Müslüman topluluklara yönelik baskılar, zulümler ne yazık ki süregiden bir gerçek. Gazze’de yıllardır devam eden insanlık dramı, milyonların evlerinden, hayatlarından edilmiş olması; benzer biçimde Doğu Türkistan’da yaşayan Uygur, Kazak ve diğer Müslüman etnik grupların uğradığı sistematik baskılarla birleşince, 21. asırda insan haklarının, insan onurunun ve temel özgürlüklerin ne denli kırılgan olduğunu yeniden gösteriyor.
Çin hükûmeti tarafından Doğu Türkistan’da Müslümanlara yönelik uygulanan çok yönlü baskının başlıca örnekleri şöyle:
Toplu gözaltılar / yeniden eğitim kampları
2017’den itibaren yüz binlerce Müslüman, özellikle Uygurlar ve diğer Türk Müslümanları, “yeniden eğitim kampları” adı verilen yerlerde keyfi şekilde alınıp tutuluyor.
Kamplarda fiziksel işkence, kötü muamele, izolasyon gibi ihlallerin yanı sıra, özgür iletişim hakkı kesiliyor.
Zorla çalıştırma ve göç programları
Müslüman topluluklardan insanlar zorla iş gücüne katılmaya yönlendiriliyor; yani devletin organize ettiği çalışma programları adı altında ekonomik sömürüye maruz kalıyorlar.
Ayrıca, Müslüman bölgelerden Han Çinlisi göçü teşvik edilerek demografik değişim yaşanıyor, böylece yerel nüfusun kültürel, dilsel kimliği zayıflatılmaya çalışılıyor.
Yoğun gözetim, kültürel ve dini baskı
Dinî ibadetler, Kuran eğitimi, cami faaliyetleri sıkı denetim altında; bazı bölgelerde tamamen yasaklanmış ya da kısıtlanmış durumda.
Müslüman kıyafetleri (örneğin başörtüsü, niqab, sakal) gibi dini semboller kamu alanlarında engelleniyor.
Dil yasakları: Uyghurca’nın eğitimde kullanımı sınırlandırılıyor; resmi işlemler, okullar, üniversitelerde Çin dili (Mandarin) baskın hale getiriliyor.
Üreme hakkı ihlalleri
Doğum kontrolü, kürtaj ya da zorla sterilizasyon gibi uygulamalarla nüfus büyümesinin kontrol edilmesi, Müslüman nüfusun demografik devamlılığının engellenmesi gibi ciddi iddialar mevcut.
İfade özgürlüğü, aile birleşimi ve iletişim engelleri
Yetkililer, yurtdışında yaşayan Uygur ailelerle iletişimi engelliyor, bazıları zorla susturuluyor. Diasporadaki aktivistler tehdit, sansür ya da gözetim altında yaşıyor.
Ayrıca göç, seyahat, pasaport alma gibi temel hareket özgürlüğü hakları sınırlandırılıyor.
Kültürel kimliğin yok edilmesi / asimilasyon politikaları
Kültür, tarih, dil, din, gelenekler birer hedef haline gelmiş durumda; yerleşim yerlerinin adlarının değiştirilmesi, camilerin yıkılması ya da kontrol altına alınması, eğitim müfredatlarının değiştirilmesi gibi uygulamalarla kimlik silme çabaları gözle görülüyor.
Mahkemeye çıkarma, hukuk güvenliğinin olmaması
Gözaltılar genellikle belirsiz suçlamalarla yapılmakta, adil yargılanma hakkı çoğu zaman sağlanmamakta; bazıları uzun süre hukuki prosedür olmadan tutulmakta.
Bu zulmün arkasında birkaç ana motivasyon göze çarpıyor:
Güvenlik kaygısı ve “terörizm” söylemi
Çin yönetimi, Uygurlar arasında ayrılıkçılık, radikal din ya da “terörizm” tehdidi olduğunu iddia ederek bu politikaları savunuyor. “Şiddetli terörle mücadele”, “ayrılıkçılıkla savaş” gibi söylemler bu politikaların meşruiyetini sağlama amaçlı kullanılıyor.
Devlet bütünlüğü ve ideolojik kontrol
Çin Komünist Partisi’nin “etnik bütünlük”, “ulus inşası” ve “Çin ulusal ideolojisi” temelli bir kimlik tasavvuru var. Bu, dini ve kültürel farklılıkların bastırılması, Han Çin kültürü ve dilinin öne çıkarılmasıyla şekillendiriliyor.
Ekonomik çıkarlar
Xinjiang bölgesi doğal kaynaklar açısından zengin; mineraller, fosil yakıtlar, tarım alanları, tekstil ve diğer sektörler için önemli bir hammadde kaynağı. Uygur iş gücünün ucuz ve kontrol edilebilir olması, gözetim ve çalışma programları ile ekonomik çıkarların devlet kontrolü altında tutulmasına imkan sağlıyor.
Demografik ve kültürel asimilasyon
Etnik ve kültürel çoğulculuğu sınırlama, Müslüman toplulukların nüfus artışını kontrol altına alma, Han Çinlisi nüfusu artırma ve Müslüman kimliğini “Çin ulusu”nın kimliğine dahil etme çabaları görülüyor. Kimlik, dil, din açısından asimilasyon politikaları mevcut.
Uluslararası sessizlik ve yaptırımların eksikliği
Dışarıdan gelen baskı, raporlar ve eleştiriler var; ama somut yaptırımlarda ya gecikmeler yaşanıyor ya da ülkeler çıkarları nedeniyle tam olarak harekete geçemiyor. Bu da Çin’in bu politikaları sürdürmesine imkân veriyor.
Gazze’de yaşanan trajediler, yoğun bombardıman, kuşatma, sivil ölümler, yerinden edilme ve temel insan ihtiyaçlarının engellenmesi benzeri insani felaketlerdir.
Doğu Türkistan’daki Müslümanların durumu ise daha çok sistematik, devlet politikasıyla planlı baskı ve asimilasyon; ama her iki durumda da temel insan hakları – yaşama hakkı, özgürlük, ibadet, kültürel kimlik, aile hayatı – ihlal ediliyor.
İkisinde de uluslararası toplumun vicdani sorumluluğu devreye giriyor: “Sessiz kalmak” ya da “yetersiz tepki göstermek” yaşayanların acısını hafifletmiyor; aksine zulümlerin sürmesine zemin hazırlıyor.
yüzyılda böylesi yaygın ve sistematik insan hakları ihlallerinin olması, insanlık tarihi açısından utanç verici.
İnsan onuru, insanın dini, kültürel, dilsel kimliğiyle birlikte sahip olduğu temel haklar, uluslararası hukuk normları – Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi gibi belgeler – çerçevesinde korunmalı.
Zulüm, baskı, asimilasyon girişimleri; adaletsizlik ve güçlülerin zayıfları ezmesi gibi moral değerlerle bağdaşmaz. Hak, hukuk, vicdan devreye girmeli.
Doğu Türkistan’da yaşanan zulüm, Gazze’de yaşanan trajediler gibi, “Müslümanların ezilmesi” bağlamında küresel bir vicdan sınavıdır. Bu sınavda;
uluslararası toplumun daha güçlü, tutarlı ve etkili adımlar atması;
bağımsız uluslararası soruşturmalar yapılması;
mağdurların sesinin duyurulması;
insan hakları ihlallerini belgeleyenlerin korunması;
devletlerin ve uluslararası kurumların sorumluluklarını yerine getirmesi gereklidir.
İSLAMİ HABER “MİRAT”
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov: “Körfez’deki savaş, Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrolün kontrolü için çıkarıldı. Rusya…
Tahran’da Sürpriz Slogan: Cuma Namazında "Yaşasın Türkiye" Sesleri TAHRAN – İran’ın başkenti Tahran’da her…
KANATLANAN ULAKLAR: POSTA GÜVERCİNLERİ Yüksek veri aktarım hızına sahip 5G teknolojisi, ülkemizde 1 Nisan 2026…
Papa XIV. Leo’dan sert mesaj: “Dünya bir avuç zorba tarafından harap ediliyor” Katolik dünyasının ruhani…
‘‘YA DEĞİŞİM YA ÇÖKÜŞ!: YARIN DEĞİL! HEMEN ŞİMDİ!’’ CENAZE ORTA YERDE VE ARTIK HİÇBİRİMİZ MASUM…
SUSMA ORUCU: “YA HAYIR SÖYLE, YA DA SUS!” Öncelikle şu hususun altını kalın çizgilerle çizeyim:…
View Comments
Ayette rabbimiz ne diyor: "Firavun halkını aptallastırdı" günümüz firavunlerının şerlerinden alemlerin rabbi olan Allah'a sığınırız.