
Montreal Üniversitesi tarih profesörü Yakov Rabkin, İsrail’in kuruluş döneminde nüfus kaynağı sağlamak amacıyla Arap coğrafyasındaki, özellikle de Fas’taki Yahudileri göçe zorlamak için uygulanan gizli taktikleri ve korku siyasetini gözler önüne serdi.
İsrail devletinin kuruluş sürecinde Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki Yahudi topluluklarının yüzyıllardır yaşadıkları topraklardan ani bir şekilde ayrılmasının ardındaki gerçekler tartışılmaya devam ediyor. “Kanada’nın Bağımsız Yahudi Sesleri” adlı örgütün kurucusu ve dünyaca ünlü tarih profesörü Yakov Rabkin, Siyonist hareketin devlet kurma hırsıyla kendi halkını nasıl bir “insan malzemesi” olarak gördüğünü ve bu uğurda ne tür manipülasyonlara başvurduğunu çarpıcı tanıklıklarla anlattı.

Profesör Yakov Rabkin, Fas’ta yüzyıllardır Müslüman komşularıyla barış içinde yaşayan Yahudi aileleri korkutmak ve bölgede yapay bir güvensizlik ortamı yaratmak amacıyla Siyonist ajanların doğrudan sahaya indiğini belirtti. Ailelerde “Müslüman tehdidi” algısı oluşturarak göçü hızlandırmak için uygulanan provokatif yöntemi şu sözlerle aktardı:
“(Siyonist ajanlar) Müslüman gibi giyinerek Fas’ta kendilerini kimsenin tanımadığı başka bir kasabaya gider, oradaki Yahudi kızları taciz ederlerdi. Amaçları kızların anne babalarını korkutmaktı. Malum, bir ailenin başına gelebilecek en kötü şey, kızlarının böyle bir tacize uğraması ihtimalidir. İşte bu korku, pek çok insanı Fas’ı terk etmeye zorladı; göç edip İsrail’e veya başka bir yere gitmelerine neden oldu.”
Bu iddiaların sadece teorik birer duyumdan ibaret olmadığını, bizzat olayın mağdurlarıyla yaptığı görüşmelerle de teyit ettiğini belirten Rabkin, Faslı bir Yahudi kadının kendisine aktardığı şu anıyı paylaştı:
“Yıllar sonra bu hikayeyi duyduktan sonra Faslı Yahudi bir kadınla tanıştım. Kendisi de bu anlatılanları bizzat doğruladı. Hatta bu olayın doğrudan mağdurlarından biriydi, kendi kasabasında yaşamıştı bunu. Şöyle anlatmıştı: ‘Hayır, aslında çok tuhaf bir olay yaşandı; bazı Araplar bize saldırdı. Ama bizi gerçekten öyle çok feci dövmediler. Sadece bağırıp çağırıyor, çığlık atıyorlardı, hepsi bundan ibaretti.’ Yine de bu durum ailemi korkutmaya yetti ve bu kadarı bile zaten yeterince kötüydü.”
Profesör Rabkin, bu davranış modelinin Siyonist hareketin temel felsefesi olan “hikmet-i hükümet” (devletin yüksek çıkarları) anlayışından kaynaklandığını vurguladı. Kurucu kadroların ve David Ben-Gurion’un insan hayatına bakışını şu çarpıcı tarihsel gerçekle özetledi:
“Ben-Gurion ve devleti kuran o kadrolar için en önemli unsur ‘hikmet-i hükümet’, yani devletin çıkarıydı. Nitekim aynı şekilde hareket etmişlerdi, Nazi soykırımı yaşandığı sırada bile. İster övgüyle bahsedilsin ister nefretle, Ben-Gurion’un şu meşhur sözü tarihe bir alıntı olarak geçmiştir; çocukların yarısını kurtarmayı tercih edeceğini söylemiştir, eğer o Yahudi çocukları Filistin’e gönderilebilecekse… Hepsini kurtarmaktansa sadece yarısını Filistin’e ulaştırmayı seçerdi, eğer diğerleri başka bir ülkeye sığınacaklarsa.”
Siyonist liderlerin Yahudi halkını bir nevi “insan kaynağı ve malzemesi” olarak gördüğünü belirten tarihçi, Nazi soykırımı nedeniyle Avrupa’daki Yahudi nüfusunun büyük ölçüde tükenmesinin ardından rotanın zorunlu olarak Arap ülkelerine ve İran’a çevrildiğini ifade etti:
“Çünkü onlar için Yahudiler bir nevi ‘insan kaynağı/malzemesi’ demekti. Üstelik bu kaynak, yani Avrupa’daki Yahudi nüfusu, soykırım nedeniyle zaten tükenmiş durumdaydı. Bu yüzden yeni bir insan kaynağına yönelmek zorunda kaldılar; diğer ülkelerdeki, yani Arap ülkelerindeki, İran’daki ve benzer yerlerdeki Yahudilere… Neticede onlar için Yahudi halkı, bir devlet kurmanın aracıydı; kurulan o devleti güçlendirmenin bir yoluydu. Çünkü devlet, bireyden çok daha önemlidir (anlayışı hakimdir).”
İslami Haber ”MİRAT” – YouTube