islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
48,4354
EURO
56,2404
ALTIN
6.898,85
BIST
14.012,42
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
28°C
İstanbul
28°C
Parçalı Bulutlu
Cumartesi Açık
30°C
Pazar Parçalı Bulutlu
30°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
27°C
Salı Parçalı Bulutlu
25°C

CİNSELLİK VE CİNSEL HAYAT ÜZERİNE İSLÂM GERÇEKÇİLİĞİ

CİNSELLİK VE CİNSEL HAYAT ÜZERİNE İSLÂM GERÇEKÇİLİĞİ
18/12/2024 09:00
A+
A-

CİNSELLİK VE CİNSEL HAYAT ÜZERİNE İSLÂM GERÇEKÇİLİĞİ

“..İnsan “Cinsel arzularını dizginlemede zayıf” yaratılmıştır…” (Nisa 28)

İslâm Dîni’nin hayat kurallarının koyucusu insanı yaratan Allah (c.c) olduğu için, İslâm Dîni ile insan arasında tam bir kaynaşma ve bütünleşme vardır.

İslâm, insan üzerinde gerçekçidir. Bu gerçekçilik insanın cinselliğini de kuşatıcıdır.

İnsan cinselliği üzerindeki İslâm gerçekçiliğinin ilk belirgin özelliği, insanın cinselliğinin bir hayat gerçeği olarak kabul olunmasıdır.

Yüce Allah, insanı erkek ve dişi olarak yaratmıştır. Kadını erkeğe, erkeği de kadına eğilimli ve arzulu kılmıştır.

Bu gerçek, Kur’ân‐ı Kerîm’de Rabbimiz tarafından şöylece açıklanmaktadır:

İnsanlara/Erkeklere, kadınlara sâhip olma sevgisi/tutkusu…, güzel gösterilerek içlerine sindirildi…[1]

Genel bir kâide/kural olarak denilebilir ki insan, hayatın ergenlik döneminde belirginleşen ve giderek ihtiyaç haline dönüşen bu arzuyu yenmek gücüne de sâhip değildir. Çünkü insan cinsellik bakımından da zayıf yaratılmıştır:

İnsan (cinsel arzularını dizginlemede) zayıf yaratılmıştır.2

Allah, insanın üremesini cinsel eylem kanûnuna bağladığı ve bu sebeple de erkekle kadını cinsel organlar ve arzularla donattığı için, cinsel vuslat olmaksızın insanın tam anlamıyla bedenî ve ruhî tatmine ermesi de mümkün değildir. Nitekim yüce Allah eşlerimizi kendilerinde tatmin bulmamız için yarattığını şöylece açıklamaktadır:

Kendilerinde huzur bulmanız için kendi türünüzden eşler yaratması, böylece aranızda meveddet (cinsel câzibe) ve rahmet (sevgi) var etmesi, O’nun varlığının delillerindendir. Hiç şüphesiz bunda düşünen bir halk için çıkarılması gereken nice dersler vardır.3

Yukarıda özetlenerek açıklanan gerçekler; gözlemle bilinen, tecrübe ile delillenen ve Kur’ân bildirileriyle doğrulanan gerçeklerdir.

Bu sebeple erkekde ve kadında cinsel duyguların ve bu duyguları tatmin etme arzularının bulunması tabîidir. Cinsel eylemler de olağandır.

Ne var ki insan, yüce Allah tarafından yeryüzünde kulluk denemesine tâbi tutulduğu ve ilâhî denemenin bir bölümü de cinsel hayatla ilgili olduğu için, insan cinsel arzuları ve eylemlerini helâl ve haram ölçülerine uydurmaya mecburdur.

Bu genel girişten sonra erkek ve kadın cinselliğini İslâm gerçekçiliği altında ayrı ayrı inceleyelim.

Erkeğin Cinselliği

Bülûğ (ergenlik) çağına ulaşan her erkekte cinsel duygular, tatmin edilmek istenen cinsel arzular oluşur. Bu bir ilâhî kanundur. Bu kanunla çatışmak insanla çatışmakdır.

Bu gerçeği, yürürlükten düşürülmüş bütün semâvî dinler ve felsefî sistemler yanı sıra İslâm da kabul etmektedir. Ancak erkek cinselliği üzerindeki İslâm gerçekçiliğinin iki mühim özelliği vardır:

A-Cinsellik ve onunla irtibatlı duygular ve eylemler peygamberler dâhil bütün erkekleri kuşatıcıdır.

B-Allah’ın özel bir korumasına eremeyen hiçbir insan, değil cinsel arzulardan, cinsel haramlardan bile güvencede olamaz. Şimdi bu iki özelliği açıklamaya çalışalım.

a‐ İslâm gerçekçiliği, genç‐ihtiyar, güzel‐çirkin, âlim‐câhil her erkekte, Allah’a yakınlık sırrına ermiş Hak dostlarında, hatta peygamberlerde bile cinsel arzu ve eylemleri tabîi görür.

İslâm’a göre cinsel arzular ve helâl çerçeve içerisinde sürdürülen cinsel eylemler, asla bir eksiklik olmadığı gibi, rûhî gelişmeye de engel değildir. Bilakis asıl rûhî yücelik, cinsel arzular duyulur, cinsel hayat sürdürülürken ulaşılan yüceliktir.

Dindar olabilmek ve dindarlıkta gelişerek rûhî yüceliklere erişebilmek için cinsel duygular ve eylemlerden soyutlanmak görüşü bazı tasavvufî kaynaklarda yer alırsa da, Kur’ân ve Sünnet gerçekleriyle katiyetle bağdaştırılamaz.1

Mü’minler olarak, insanlık tarihinin en üstün ve Allah’a en yakın şahsiyetleri olarak kabul etmeye mecbur olduğumuz peygamberlerin normal bir cinsel hayatlarının olduğunu hatırlatmamız delil olarak kâfidir.

Yüce Allah Kur’ân‐ı Kerîm’de Hz. Nûh’u, Hz. İbrâhim’i, Hz. Lût’u, Hz. Mûsa’yı, Hz. Muhammed’i ve diğer bazı peygamberleri bize evli olarak tanıtırken, Hz. Îsa ve Hz. Yahya gibi istisnalar dışında bütün peygamberlerin de eşleri ve çocukları olduğunu şöylece bildirmektedir:

“(Ey Muhammed!) Şüphesiz senden önce de peygamberler gönderdik. Onlara da eşler ve çocuklar verdik. Hiçbir peygamber

Allah’ın izni olmadan bir mûcize getiremez. Her şeyin belirlenmiş bir vadesi Kitab’da kayıtlıdır.[4]

Sosyal durumları, cinsel arzuları ve güçleri bakımından farklı olan insanlara örnek olmak durumunda oldukları için Hz. İbrahim, Hz. Dâvûd, Hz. Süleyman ve Hz. Muhammed gibi pek çok peygamberin hayatında birden fazla kadınla evliliğin örneklerini de görüyoruz.

Allah’ın Resûlü Hz. Muhammed bu gerçeği şöyle açıklar:

Yumuşak huyluluk, haya, kan aldırmak, güzel kokular sürünmek ve çok eşlilik, Peygamberlerin özelliklerindendir.[5]

Peygamberlerin hayatı delillendirmektedir ki, rûhî gelişim cinsel hayatı öldürmez diriltir, zayıflatmaz kuvvetlendirir. Böyle olması da zarûrîdir. Çünkü rûhî gelişim îmanla, güzel amellerle ve çok zikirle sağlanır. Bunlar rûhu takviye ettiği gibi, bedeni de kuvvetlendirir. Kuvvetlenen bedende ise cinsel arzular ve de eylemler artar. Zira sebeblerin kendi doğrultularında sonuç vereceği açık bir gerçektir.[6]

Amelli Müslüman’ın cinsel arzuları artar

Evlilik içinde ve dışında cinsel duyguları ve eylemlerini disipline etmiş, göz ve kulak gibi organları cinsel haramlardan korumuş, böylece cinsel uyarıları alıcı gücünü muhâfaza etmiş, üstelik alkollü içkilerden uzak durmuş, namaz, duâ ve zikirle de rûhî tatminin doruğuna çıkmış mü’min, pek tabîidir ki cinsel arzularını kuvvetlendirecek ortamı oluşturmuş olur. Bu gerçeği kavrayamayacak bir insan düşünülemez. [7]

İslâm, erkek cinselliği üzerinde böylesine gerçekçi olduğu içindir ki ileride açıklanacağı üzere, değil bekârlığı ve evlilik içinde cinsel hayattan çekilmeyi, cinsel arzuların tatmînini ertelemeyi bile uygun bulmamıştır.

Bunun içindir ki Allah’ın Resûlü kafada ve kalbde kadın arzusu oluştuğu zaman, derhal eşe gelinerek cinsî münâsebette bulunulmasını öğütlemiştir. Kadının çekimser kalmasını da yasaklamıştır. Suyun bulunmadığı yerde de erteleme yoluna gidilmemesini; teyemmüm ruhsatından yararlanılmasını tavsiye buyurmuştur.

Ebû Hureyre (r.a) şöyle anlatıyor:

Medine dışında, çölde yaşayan bir mü’min Allah’ın Resûlü’ne geldi ve sordu:

‐ Ya Resûlallah! Ben yılın dörtbeş ayını çölde geçiriyorum… Aramızda lohusalar, âdetliler ve cünübler de var. Ne yapmamızı emir buyurursunuz?

Teyemmüm yapın.[8]

b‐ Arzettiğimiz üzere erkek cinselliği üzerindeki İslâm gerçekçiliğinin ikinci özelliği de Allah’ın özel korumasına eremeyen hiçbir insanın, cinsel arzulardan, hatta cinsel haramlardan güvencede olamayacağı hakikatinin kabul olunmuş olmasıdır.

Rabbinin uyarısını almasaydı kendisine akıl yürütme becerisi ve ilim verilmiş bir genç olan Hz. Yusuf’un bile Züleyha’ya yaklaşacağının Kur’ân‐ı Kerîm’de açıklanmış olması, İslâm gerçekçiliğinin değindiğimiz özelliğinin Kur’ânî delilidir.

Yusuf Sûresi Âyet 24:

Şüphesiz ki o kadın, Yusuf’a arzuyla yaklaşmak istemişti. Eğer Yusuf Rabbinin uyarısını almasaydı, kadının arzularına uyabilirdi. İşte Biz Yusuf’u ihanetten ve yasak ilişkiden alıkoymak için böyle yaptık. Çünkü o, ihlâslı kullarımızdandı.”

Allah’ın Resûlü’nden daha olgun, daha tunç iradeli ve cinsel duygularına daha hâkim bir insan düşünülemeyeceğine göre, O’nun aşağıda sunacağımız hadîsiyle sergilediği hakikati hiçbir erkeğin cinsel haramlardan güvencede olamayacağı gerçeğine Peygamberî bir delil olarak görebiliriz.

Cabir (r.a) anlatıyor. Allah’ın Resûlü mü’minlere şöylece emir buyurdu:

Yanlarında kocaları (veya mahremleri) bulunmayan (dolayısıyla ilişkisizlikleri uzamış olan) kadınların yanlarına gidip oturmayın. Zira Şeytan her birinizin kan damarında (kanınız gibi iradenizin dışında) akar.

Bu buyruğa muhatab olan sahâbîler olarak sorduk:

Sizin kan damarınızda da akar mı?

Benim kan damarımda da akar. Ne var ki Allah bana Şeytana karşı yardım eder ve ben ondan korunurum.7

İslâm, özellikle erkek cinselliğini böyle değerlendirdiği içindir ki, cinsel hususlarda haramlara yöneltebilecek nefse güvene değil, gerekli tedbirlere baş vurdurucu metodlu şüpheye yer vericidir.

Gerekli tedbirlerin bir kısmı örtünmek, gözü korumak, evlenilebilecek kadınlarla yalnızca bir arada kalmamak vs. dir.9

En mühim önlemlerden biri de cinsel duygular ve arzuların cinsel haramlara düşürecek boyutlara ulaşmasından Allah’a sığınmaktır.

Bu hususta her erkek, Allah’a sığınmaya muhtaç olduğu içindir ki Kur’ânı Kerîm’de Yusuf Peygamber’in dilinden şu duâ örneği verilmiş, dolaylı olarak bu duânın yapılması öğütlenmiştir:

“(… Allah’ım! Kadınların cinsel tuzaklarını benden uzaklaştır.) Eğer Sen onların tuzaklarını benden uzaklaştırmazsan, onlara yönelir ve câhillerden olurum.[10]

Allah’ın Resûlü, Hz. Muhammed’in yaptığı ve bize de yapılmasını öğütlediği bir cinsel içerikli duâ örneği de şöyledir:

Allah’ım! Kulaklarımın şerrinden, gözlerimin şerrinden, dilimin şerrinden, kalbimin şerrinden ve cinsel organımın; cinsel organımdan kaynaklanabilecek kötülüklerin şerrinden sana sığınırım.[11]

(Devan Edecek)

ALİ RIZA DEMİRCAN

MİRATYOUTUBE

MİRATHABER.COM

 

DİP NOTLAR

[1] Âl‐i İmran 14.

2-Nisâ 28. İnsanın Cinsel Bakımdan Zayıflığı

Hiç şüphesiz bu âyet, insanın yalnız cinsellik bakımından değil, cinsellik dâhil çok yönlü olarak zayıf yaratıldığına işâret buyurmaktadır. Ne var ki önceki âyetlerin ışığında bu âyeti değerlendiren İbn‐i Abbas gibi bazı müfessirler, âyette geçen zayıflıktan cinsel arzuları dizginlemedeki zayıflığı anlamaktadırlar. İsabetli bulduğumuz bu nükteyi parantez içinde gösterdik. (Bak. Taberî Nisâ 28, 5/30, İbn‐i Kesîr Nisâ 28)

3-Rûm 21. Bu âyette geçen “meveddet” kelimesi başta Hasan‐ı Basrî olmak üzere birçok müfessir tarafından “cima=cinsel ilişki” ile açıklanmaktadır. Âl‐i İmran Sûresi’nin 14. âyetinin dolaylı bir şekilde doğruladığı bu açıklamayı parantez içinde gösterdik. (Bak. er‐Razî et‐Tefsîrûl Kebîr Rûm 21, Rûhul‐Beyan 7/19)

4-Ra’d 38. Bu Âyetin İndiriliş Sebebi:

Yahûdiler kendi bâtıl ve tutarsız anlayışlarına göre Allah’ın Resûlü Hz. Muhammed’i (sav) ayıplayarak şöyle dediler: Biz Muhammed’i kadınlarla evliliğe büyük bir ilgi içinde görüyoruz. Eğer inandığı ve tebliğ ettiği gibi gerçekten peygamber olsaydı, peygamberlik görevi O’nu bu tür ilgilerden uzak tutardı… İşte bu olay, yukarıda mânası sunulan ve diğer peygamberlerin de evli olduklarını açıklayan Ra’d Sûresi’nin 38. âyetinin Rabbimiz tarafından indirilişine sebep oldu. (Bak. M. Ali Sabûnî Safvettü‐Tefasîr Ra’d 38.)

5- Tirmizi Nikâh 2, et‐Tac 2/287.

6-Büyük bilgin ve mutasavvıf Sehl b. Abdullah şöyle der: Kadınlar Allah tarafından Yüce Peygamberimize de sevdirildi. Onlara karşı nasıl ilgi duyulmaz?

         Büyük bilgin ve sofi Sufyan b. Uyeyne de şöyle der: “Sahâbîlerin ileri derecede ibâdete düşkün zahidleri bile çok eşli… idiler.” (Bak. Kadı Iyaz K. Şifâ 1/191)

7-Ancak îmanlı ve amelli Müslümanın cinsel arzularını takviye edecek bir diğer olgu daha vardır ki, o da îman ve ibâdet nurlarının kalb yoluyla damarlara akması ve böylece cinsel gücü ve arzuları artırmasıdır. Ne var ki”İlâhi yasalara bağlı her mü’minin cinsel arzuları artar.” ifadesiyle formüle edilen bu gerçeği içe sindirebilmek için îman mantığına, gönül zevkine ve tecrübeye sâhip olmak gerekir.(Suyûtî, El‐Vişah… Süleymaniye Kütüphanesi Yzm. Lala İsmail No: 577)

8-M. Zevâid 1/261, Neylül‐Evtar 1/304.

Kur’ân‐ı Kerîm’in Mâide Sûresi’nin altıncı âyetinde “Kadınlarınızla ilişkiye girmişseniz ve bu halde su da bulamamışsanız, tertemiz bir toprakla teyemmüm edin…” buyrularak, su hazır olmaksızın da ilişkiye girilebileceğine işaret buyurması, özellikle arzuların şiddetlendiği dönemlerde ve susuz bölgelerde teyemmüm ruhsatından yararlanılabileceğini öğretmektedir. (“Teyemmüm” için lügatçeye bakınız). Hazır olmaksızın da ilişkiye girilebileceğine işaret buyurması, özellikle arzuların şiddetlendiği dönemlerde ve susuz bölgelerde teyemmüm ruhsatından yararlanılabileceğini öğretmektedir. (“Teyemmüm” için lügatçeye bakınız).

9- Önlem Almak

Cinsel vasıflı haramlardan korunmak farz olduğu gibi, korunmak için gerekli olan tedbirlere başvurmak da farzdır. Ancak samimi olunsa da oluşabilecek zaaf ortamlarından korunabilmek arzusunu farz görevlerden kaçınmanın mâzereti kılmamalıdır.

el‐Ced b. Kays, Allah’ın Resûlü’ne gelir ve şöylece mazeret beyan ederek savaşa katılmama izni ister:

“Ya Resûlallah! Allah’ın zatı üzerine yemin ederim ki, kavmim de kadınlara ne derece düşkün olduğumu bilir. Sarı ırkın kadınlarını görünce sabredemeyip haramlara düşmekten korkarım. Bana izin verseniz de beni fitneye düşürmeseniz.”

Allah’ın Resûlü yaşanılan şartların önemini kavramak istemeksizin basitleşen bu adama ilgi göstermeyerek yüz çevirir. Bu olay, Tevbe Sûresi’nin hükmü genel olan kırk dokuzuncu âyetinin indirilişine özel sebep olur:

Onlardan kimi de; bana izin ver ve beni fitneye düşürme, der. Haberleri olsun ki onlar zaten fitne çukuruna düşmüşlerdir. Cehennem ise o kâfirleri mutlaka çepeçevre kuşatıcıdır.” (Bak. M. İ. Kesir Tevbe 49)

[10] Yusuf 33.

[11] Tirmizî, Deâvat 76 (Hn. 3487)

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.