islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
48,4390
EURO
56,2357
ALTIN
6.890,13
BIST
14.012,42
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
28°C
İstanbul
28°C
Parçalı Bulutlu
Cumartesi Açık
30°C
Pazar Parçalı Bulutlu
30°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
27°C
Salı Parçalı Bulutlu
25°C

ASKER MİLLET – 1

ASKER MİLLET – 1

ASKER MİLLET – 1

Geride bıraktığımız Zafer Haftası, Malazgirt, Büyük Taarruz gibi tarihimizdeki pek çok önemli muharebeyi içeriyor. Bunları hatırlar, şehitlerimizi anarken, bir yandan da kapımıza dayanan soykırımcı Siyonistler, 12 mil bahanesiyle İstanbul’u almanın hayalini kuranlar, sıcak çatışmaların uzak olmadığını düşündürüyor. Bu nedenle tarihten gelen cenk geleneğimizi, uzak geçmişte nasıl savaştığımızı, bunları günümüze nasıl uyarlayabileceğimizi ele alalım.

Türkler için kullanılan “asker millet” ibaresini yanlış anlıyoruz. Bu ifade, hamasi bir methiye değil, Türklerden sadece iyi asker çıktığı anlamına da gelmiyor. Geçmişte bütün Türklerin istisnasız asker olduğu, diğer medeniyetlerdeki asker sınıfının aksine her Türkün küçük yaştan itibaren elit bir asker olarak yetiştirildiği zamana işaret ediyor. Türk halkı eskiden doğal bir orduydu.

Uçsuz bucaksız Kuzey Avrasya’nın bozkır kültüründe her Türk erkeği pek çok yeteneğe sahip olmak zorundaydı. Burada Türk derken bizimle iç içe yaşamış Macar, Moğol, Mançu, hatta Yenisey halklarını da dâhil edebiliriz. Geçmişe doğru bakınca İskitlere, Hunlara kadar gidebilir.

İslamiyet sonrasında da bu durumun devam ettiğini söyleyebiliriz. Örneğin miladi 1500 yılına bakalım: Mançular Çin’de, Moğol ve Türkler İç Asya’da, Macarlar Orta Avrupa’da, Türkler Hindistan’da, yine Türkler İran’da, yine Türkler Doğu Avrupa’da, yine Türkler Mısır ve Orta Doğu’da, yine Türkler Anadolu ve Balkanlarda. Kuzey Avrasya atlı okçu toplumları imparatorluklarda hâkim sınıflardı.

Bunu sağlayan etmenler neydi? Sayı olamaz, çünkü sayıca Türkler kalabalık tarım toplumlarına göre hep çok daha az sayıdaydı. Sadece arzu, istek de olamaz çünkü diğerleri de aynı arzu ve istekte. Üstelik tarımcılar, verimli topraklara, doğal kaynaklara, taştan kalelere sahiplerdi.

Türkleri güçte üstün kılan özelliklerin önde gelen 10 tanesini sıralayalım ve bunların günümüzde hangi özelliklere karşı geldiklerini ele alalım.

1. Lojistik Hâkimiyet

At üstünde doğan Türkler, bu hayvanların bakımı, sağılması, sevilmesi, kesilmesi, huysuzluğu, yavrulaması, ne zaman hangi tip otu tercih edeceği, ne kadar dayanabileceği, bir otlağın kaç at besleyebileceği hesaplamalarına hâkim olmak zorundaydı. Kurultaylarda kış seferinin planlamaları, lojistik hesaplar en ince noktasına kadar yapılırdı. Atı ilk ehlileştirenler, at arabalarına evlerini yükleyip binlerce kilometre öteye göç edebilen, bu göçlerde arabaların, tekerleklerin, hareketli yurt çadırlarının bakımını yapan insanlardı.

Bu yeteneğin bugün lojistik uzmanı olmaya, taşıma araçlarının motorundan, bakımından, değerinden, zor şartlarda performansından anlamaya karşılık geldiğini söyleyebiliriz. Aynı zamanda kendi araçlarını monte edebilir, bakımını yapabilir, kendi sefer planlamasını hesaplayabilir olmak.

2. Taşımada Ustalık

Atlara, at arabalarının teknolojisine hâkim olmaya ek olarak bunların kullanımı da temel Türk yeteneklerindendi. Bir at cambazı olmak, günlerce at üzerinde takip yapabilmek, at üzerinde uyuyabilmek, topluca manevralar, koordineli avlanma ve çarpışma, bu insanların ana özellikleriydi. En önemli farklılıkları doludizgin at sürerken üzengileri üzerinde ayağa kalkmak, 180° dönerek kendilerini takip eden düşman atlıyı hassas şekilde hedef alabilmekti.

Günümüzde taşıma araçlarını ustalıkla kullanmak, adeta bu araçlarla bütünleşmek, bunlarda yaşamı sürdürebilmek bunlara karşılık geliyor. Tank, helikopter, tekneyi mükemmel kullanmak, insansız hava aracını uzaktan idare edebilmek, kısa sürede hedefe intikal edip gerektiğinde hızla geri çekilebilmek.

Geçmişte ulaştırma büyük ölçüde bugünkü hem ulaştırmayı hem de haberleşmeyi kapsadığından buna haberleşme, bilişim becerilerini de katabiliriz.

3. Silah Teknolojileri

Tarihteki en etkili silah 15. yüzyıla kadar Türklerin bileşik yayıydı. Bileşik yay, Kuzey Avrasya bozkırında bulunan malzemeden, özel ağaçlar, yapıştırıcı kimyasal içeren bitkiler, kemikler ve bağırsaklardan elde edilen hammaddelerle haftalarca süren imal sürecinden geçerek elde edilmekteydi. İlginç olan, her Türk kendi yayını yapacak bilgiye sahipti. Yani her Türk bir silah imalatçısıydı.

Bileşik yay çok eski, Firavun devri Mısırlılar bile bu silahtan bahsetmiş ama bu ilim Türklerin elindeydi. Bileşik yay hem at üzerinde gerilecek kadar küçük hem bugünkü keskin nişancı tüfeklerinin menziline yakın uzun menzilli bir silahtı. Osmanlı yayının 800 m menzil rekoru kaydedilmiş.

Nasıl Japon subayları Samuray kastından olduklarını unutmamak için İkinci Dünya Savaşı’nda katana kılıcı taşıyıp bunun ustası olduklarını iddia ettilerse, Osmanlı padişahları da orduya, halka baş olmayı hak ettiklerini göstermek için bugünkü Türklerin germesi imkânsız olan bileşik yayı germede, nişan taşına isabet ettirmede maharetlerini sergilerlerdi. Eski Türklerde o yayı geremeyen, savaşa gitmeye uygun erkek kabul edilmezdi. Bu nedenle küçükten itibaren yay germe talimi yapılırdı. “Türk gibi kuvvetli” deyimi ırk üstünlüğünden değil, sistemli çalışmadan geliyordu.

Timur’un yenilmez denen ve Avrupa’yı fethe hazırlanan, Niğbolu gazisi Yıldırım’ı geleneksel Türk yaylarına dayalı ordusuyla ezip geçmesi sonucu Osmanlı, stratejik bir yeniden düşünme sürecine girdi. Orta Asyalıların klasik taktiklerle yeniden zafer kazanmasını önlemek için, öte yandan nemli, yağmurlu Avrupa ortamında kuru ortam kadar kuvvetli olmayan Türk bileşik yayının yerine kendi geliştirdiği misket atan barutlu tüfeğe, tüfek taburu taktiklerine yöneldi. Osmanlı bu yöntemle geleneksel yaylı Türkleri, güçlü Akkoyunlu, Safevi, Memlük imparatorluklarını yenilgiye uğrattı, doğuda genişledi. “Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu” sözü Anadolu bozkırındaki son bağımsız atlı okçu Türklere aittir.

Tüfek ve hafif topun başarısını gören Avrupa, İran, Hindistan, Çin ve Kore de kendi bileşik yay adaptasyonlarını terk edip tüfeğe yöneldi. Avrupalılar bu silah için Osmanlıdan alıntı “misket” (musket) kelimesini kullandı. Yeniçerileri kopya ederek elit Avrupa askerî birlikleri tüfekçi oldu. Örneğin bizde Üç Silahşörler adıyla tercüme edilen, o devrin Fransız özel kuvvetlerine ilişkin romanların orijinal adı üç tüfekçidir. Fransa o devirde Osmanlının ebedî dostu ve daimî takipçisiydi.

Diğer yandan Türkler tarih boyunca ileri metal üretimiyle özdeşleşmiştir. Altaylarda buldukları demir cevherlerini yerel mini tesislerde işleyip en ileri çelik silahları elde edebiliyorlar, bunların satışından büyük gelir elde ediyorlardı. Ruran-Avar İmparatorluğu’nu yıkıp doğrudan Göktürk Devleti’nin başa geçmesi, 6. yüzyıl savunma sanayii fabrikalarındaki Türk tekeliydi.

Günümüzde silah ve mühimmat imali, silah bakımı, silah kullanımı, ustalaşma yaygınlaşabilir. Bunun cinayetlere dönmesi, suçu artırması, tamamen toplumdaki ahlak ve imana bağlıdır, silah sayısına değil. Osmanlıda her evde hem ateşli hem kesici silahlar vardı. 18. yüzyılda İstanbul’da ortalama bir iki cinayet olurdu. O da genelde Ermeni ve Rum vatandaşlarda. 1950’li yıllara kadar bir cinayet aylarca gazetelere konu olurdu. Kadın, çocuk cinayeti zaten duyulmamış bir konuydu. Cinayet iki erkek arasında olurdu. Suçun nedeni silah değil, imansızlaştırılan, uyuşturulan, şiddete teşvik edilip saldırgan ruh hastalarına dönüştürülen yeni toplum.

Bir sonraki yazıda tarihte Türklerin diğer özelliklerini,

– muharebe muhaberatı,

– taktik yetkinlik,

– dövüş sanatı ustalığı,

– doğada yaşam becerisi,

– ortama uyum becerisi,

– zihni ve bedeni dayanıklılık,

– ve manevi güç

konularını ele alacak, bunların 21. yüzyılda içte sosyal barışa, dışta da gerekirse savaş gücüne hangi yollarla dönüştürüleceğini tartışacağız.

Prof. Dr. Kutluk Özgüven

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.