
Savaşların geçmişine baktığınız zaman, Nagazaki ve Hiroşima’ya atılan atom bombalarının o kahredici yüzünü görürüz. Ağustos 1945’te Nagazaki’ye atılan bomba ile on binlerce insan öldü, 3 gün sonra 9 Ağustos’ta Hiroşima’ya benzer bir bomba daha atıldı ve burada da yine on binlerce insan hayatını kaybetti. Bombalı atan Amerika’nın açıklamasına g öre, 117 bin, bombaların hedefi olan Japonya’nın açıklamasına göre ise 500 bin insan hayatını kaybetti. Bunları yapanlar, neyi kazandılar? İnsanlığın acılarını asırlara yayarak bir felaketin toplumun sağduyusu öldürmesinden başka bir kazanç elde edebildiler mi? Hayat tarzını hayvanileştirenler, merhameti kaybedince ölenlerin acısını duymamaktadırlar.
Şehirler, konforun, onun getirdiği refahın imkânlarını kullanırken, bir de böyle bir riskin hedefi olmaktan kurtulamamaktadır. Demek oluyor ki, şehirle olmak demek, gündüzleri ve geceleriyle donanmış medeniyetin imkânlarını kullanmak değildir. Medeniyet, asli itibariyle gelişmişliğin, yüceltilmişliğin, sevginin, merhametin harmanlandığı alan olması gerekmektedir. Ne yazık ki, savaş tutsakları için şehir tahrip edilerek, içinde yaşadıkları insanlığın cezalandırıldığı yer haline gelmektedir.
Tarih bunun iç sızlatıcı acılarıyla doludur. Tarihi şehirler dediğimiz, geçmişin kahır ve acılarını taşıyan şehirlere bakın, hemen hepsinin bir kenarında, köşesinde tahrip edilmiş eserleri görürsünüz. O eserlerle birlikte kim bilir ne kadar günahsız insan, taş yığınlarının oluşturduğu harabelerin altında ezilip yok edildiler? İnsan, bu kadar mı vahşi, dolayısıyla acımasız olur?
İsrail’in Gazze’ye saldırılarının görüntülerini izlemişsinizdir. Binalar deprem darbesiyle çöker gibi yerle bir oluyor. Aynı sahneleri Ukrayna topraklarında da g örmek mümkündür. Bunların içerisinde canını kurtarmak için saklanan insanlar vardır ve bunlar hayatlarını kaybediyor. Savaş demek günahsız insanların katledilmesi mi demektir?
Yetmiş yıldır kendi topraklarında hapis hayatı yaşayan Filistinlinin, geleceğe taşıyacağı miras, düşmanına duyduğu nefret olacaktır. İsrail, er ya da geç, bir gün bu nefretin bedelini ödeyecektir.
Zalim dünya; kendinden olmayana acımayan dünyadır. Bugün bunların iç sızlatan acısıyla yüz yüzeyiz. Amerikan eski Başkanlarından Nikxon: “İsrail bizim batmayan gemimizdir. Biz, İsrail’i değil, çıkarlarımızı koruyoruz” demişti. Çıkar nedir? Bunu anlamak mümkün mü? Ülkesinden on binlerce kilometre ötedeki alanlarda varlık kavgasına giren bu güçler ve maşaları, onların kurbanlarının kanıyla mı beslenmelidir?
Zalimlere hayranlık duyan insanlar, içerisinde yaşadıkları toplumların kahredici virüsleridir. Bu noktada; ‘Bana değmeyen yılan bin yaşasın’ diyemezsiniz. Çünkü o yılanın doyumsuzluğu, bir gün saldırganlığını sana da gösterecektir.
Savaş, şehirleri cezalandırırken, o şehri var eden ve geleceğe taşıyan insanlarını da yok etmenin vebalini taşır. Bunun en can alıcı örneği, Halep’tir! Bir katil, kendisini onaylamadığı için bu şehri bombalarla harabeye çevirmiş ve insanlarını kendi yurdundan yuvasından uzaklaştırmıştır. Halep insanlığın gözyaşıdır! Orasını yakıp yıkan zalim el sonunda ülkesinden kaçacak kadar alçalmış ve gidip bir başka ülkeye sığınmıştır.
Şimdi sıra Gazze kasabındadır! Ona destek veren küfrün güleri farkında mısınız ayladır tabiat olaylarıyla boğuşmaktadır.: Sel fırtına, deprem yangınlar, suskun günahkarların üzerine bir ilahi intikam duygusuyla yağıyor. Sırada Kan emici Siyonistler var. Savaşlarda insanları cezalandırmak için şehirlerini yıkanların umutları da o enkazların altında kalmaya mahkûmdur. Unutmayalım ki, şehirleri yakıp yıkan hiçbir savaş, geleceğe şerefli bir miras bırakmamıştır!
MUHSİN İLYAS SUBAŞI
MİRATHABER.COM -YOUTUBE-