
Önce Mirat Haber’imizde de yayınlanan haberi okuyalım:
[ Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Elazığ’da söylediği sözlerle aslında toplumda giderek etkisi azalan bir konuya dikkat çekse de yine linç edildi. Bakan Tekin “Çocuklarımız geleneklerini, göreneklerini, kültürünü öğrensin. Diğer şeyleri öğrenmesinler demiyoruz. Yakınında sıkıntısı olduğunda, ölüsünün arkasından bir Fatiha okusun, taziye öğrensin. Atalarının, dedelerinin mezarlarına gitsin, dua okusun, bunları öğrensin istiyoruz. Kötü bir şey mi yapıyoruz?” ifadelerini kullandı. ]
Özel televizyonların yayın hayatına başladığından bu yana yaklaşık 30 yıl geçti. Bu süre içinde hemen hemen bütün televizyon kanallarında programlara katıldım. Eğer siz vereceğiniz mesajı belirlememiş ve mutlaka sunmayı amaç edinmemişseniz, programcı sizi gereksiz ve ana konudan uzaklaştırıcı sorularıyla engeller. Siz de oyuna gelirsiniz, konuşma süreniz biter, düşündüklerinizi söyleyemezsiniz.
Eğer bir bakan ve diğer üst düzey yöneticiler ne yapacaklarını, bilerek iyi planlamamışlarsa ve bir de muhalefete ve aleyhte yapılan sosyal medya yayınlarına kulak tıkamamışlarsa iktidar dönemlerde pek bir şey yapamazlar. İktidar imkânları heba olur gider.
Yusuf Tekin’nin bakanlığı açıklandığında üst düzey bazı yöneticilerle beraberdik. İyi bir seçim olduğunu dile getirdiler. Onun hakkında olumsuz bir şey de duymadık. Ama yüz yıl önce kanlı devrimlerle salınan ve yürütülen devlet politikalarıyla günümüze kadar taşınan korku, Yusuf Tekin kardeşimiz de dahil bizim insanımızı ürkekleştirdi.
Sayın bakanımız göreve başladığında kız okulları ve üniversitelerinden söz etti. Dünyadaki uygulamalarından örnekler verdi. Biz de “Cumhurbaşkanı, YÖK ve rektörler bizden, Milli eğitim de sorumluluğumuzda, adım atmak için ne duruyorsunuz, diye uyarıda bulunmuştuk. Bir netice çıkmadı.
Ya ne yapmamız gerektiğini bilmiyoruz ya da kararlılığımız yok. Üstelik bir de öteden beri üzerimizden atamadığımız ürkekliğimiz var.
Ah şu korkuya varan ürkekliğimiz. Bakanımızın şu son konuşmalarını okuyunca bir daha üzüldük. Hem de ne üzüldük.
Şu ifadelerde sergilen samimiyete ama ürkekliğe ve ufuksuzluğa bakar mısınız?:
“Çocuklarımız geleneklerini, göreneklerini, kültürünü öğrensin. Diğer şeyleri öğrenmesinler demiyoruz. Yakınında sıkıntısı olduğunda, ölüsünün arkasından bir Fatiha okusun, taziye öğrensin. Atalarının, dedelerinin mezarlarına gitsin, dua okusun, bunları öğrensin istiyoruz. Kötü bir şey mi yapıyoruz.”
İslam ve Türk dünyasına örnek ve öncü olması beklenen Devlet-i Aliyye’nin ahfadının 22 yıllık iktidarının Milli eğitim bakanı, “ölüsünün arkasından bir Fatiha okusun, taziye öğrensin. Atalarının, dedelerinin mezarlarına gitsin, dua okusun, bunları öğrensin…” deyü amaç gösteriyor.
Biz “ islam’ın iman-yaşam esasları ve ahlaki erdemlerinden ve tarihinden güç alacak, asrımız bilimleri ile donanımlı, cihan devleti olma idealine sahip, İslam ve Türk dünyasını yön verecek bir gençlik için çırpınıyoruz, Muhalefet de bununla iftihar etmeli,” şeklinde kükrenmesi ve kükretilmesini bekliyorken tam bir ürkeklikle Fatiha okuyarak mezar ziyareti yapılmasından dem vurulduğuna tanık oluyoruz.
Rabbimiz galebe sağlayacak yardımını, kendi zatına güvenip yasalarına sarılacak müminlere va’d etmektedir.( Muhammed 7; Âl-i İmran 160)
“Hayat Düzeni kıldığımız İslamî doğrultuda var gücünü kullananları, elbette başarıya erdirecek yollarımıza yönelteceğiz ve şüphesiz Allah, kendisinin gördüğü bilinciyle karşılık beklemeksizin güzel işler yapanlarla beraberdir. “ (Ankebût 59)
Yolunda yürümeyecek ürkeklere niçin yardım esin?
ARD
MİRATHABER.COM -YOUTUBE-