
ALLAH GÜZELLEŞEN KULLARI SEVER
Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’in değişik surelerinde, muhtelif ayetleriyle bize Mühsin kullarını sevdiğini açıklıyor.
Muhsin, ihsan sahibi demektir. Kur’ân kavramlarından olan İhsan’ın üç anlamı vardır:
İhsan karşılıksız vermektir. İhsan, yaptığımız işi, en ileri düzeyde güzel yapmaktır., ihsan Allah’a, O’nu görür gibi ibadet etmektir. Biz O’nu görmüyorsak da O bizi görüyor.
Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de İsra sûresinde kendisine ibadet olunması ve ortak koşulmamasını emir buyururken anaya-babaya ihsan edici olmamızı da emreder. Nisa suresinin 36. âyetinde ise anne-baba yanısıra akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, arkadaşlarımıza, mültecilere, yönetimimiz altında olan insanlara ihsankâr olmamızı da emir buyurur.
İhsan vermedir ama verme deyince sadece maddi yardım akla gelmemelidir. Verilebilir olan her şeyden verilmedir. Bir gülümseme, bir çift sözle moral verici olmak da bir tür ihsandır.
İhsan yapılanı güzel yapmadır ve bu görevimiz giyimde, sözde, davranışta, işte ve ilişkide kendisini göstermelidir.
İhsan yaptıklarımız Allah görüyor bilinciyle yapmaktır yani Ona beğendirme amacıyla yapılmalıdır.
Hulâsa, Allah Kur’an-ı Kerim’de bize ihsanı emrediyor. Bu emri yerine getiren kulları da sevdiğini beyan ediyor.
Mevla sevdi mi de beraber olur. Beraberliğin anlamı, rahmetini yağdırmasıdır, yardımını göndermesidir, iç huzuruna erdirmesidir, Cennet’e götürücü amellere yol açtırmasıdır…
Sözü Kur’an ile bağlayalım:
“Allah yolunda, O’nun rızasını kazanmak için harcamalar yapın, kendinizi tehlikeye atmayın ve de İhsan edici olun Allah’ın sizi gördüğünü bilerek verici olun, güzel işler yapın Çünkü sizi yaratan, yaşatan, rızıklandıran, Allah ihsan edici kullarını sever. “ (Bakara 195)
Rabbimizin sevdiğini bildirdiği bir zümre de sabredicilerdir.
Sabırlı olma Kur’an-ı Kerim’de müminlere ve de Peygamberimiz Hz. Muhammed’e çokça verilen bir emirdir. Sabır yeryüzü hayatında her türlü başarının sırrıdır.
Çalışmanızda sabredemezseniz gereğince başarılı olamaz ve kazanamazsınız. Çocuğunuzun terbiyesinde sabredemezseniz başarılı olamazsınız. Bilimde sabredemezseniz, araştırmalarınızda, deneysel atılımlarınızda keşifler yapamazsınız.
Hayatın her anı ve safhasında sabır yoldaşımız olmalıdır. Çok hoşuma giden bir tarifle geçelim.
Sabır; sözlerimizi, davranışlarımızı, işlerimiz, ilişkilerimizi ve duygularımızı ortak akıl ve İslam şeriatinin sınırları içinde tutmaktır.
Bir diğer anlatımla şöyle de diyebiliriz: Sabır; Rabbimizin emirlerini uygulamada, Rabbimizin yasaklarından sakınmada ve de Rabbimizin denemesi gereği doğrudan veya hatalarımız sebebiyle dolaylı olarak gelen musibetler karşısında gösterilmesi gereken inançlı ruhsal dirençtir.
Ne var ki sabır olumlulardadır. Olumsuzlarda sabır yoktur.
Mesela tembellikte sabır yoktur, cehalette sabır yoktur, görevlerimize ilgisizlikte sabır yoktur; zina, faiz, yarı çıplaklık, içki, kumar ve israf gibi haramlara devamda sabır yoktur.
Sabır müspettedir yani çalışmada, bilgi edinme ve hizmet üretmededir, kendimizi geliştirmededir; bilimsel gelişmeleri ve faydalı yenilikleri takip etmededir.
Yüce Mevla Kur’an-ı Kerim’de çok ama pek çok ayette sabırlı olmayı emretmektedir. Ali İmran’da şöyle buyurulur:
“Ey iman edenler, sabredici olun bir de aranızda sabır yarışına girin, cihada hazır olun, Allah’a karşı gelmekten de sakının ki başarıya erişebilesiniz.” (Al-i İmran 200)
Mevlamız, “sabredin” buyuruyor ve sabır gösterip göstermediğimizden sorgulanacağımızı da bildiriyor (Bakara 155; Al-i İmran 142)
O sabredicileri sevdiğini de açıklıyor. Kur’ân bir çok âyet şöyle biter:
“…Allah sabredici kullarını sever.” (Al-i İmran 146)
Allah bir kulununu sever de onunla beraber olmaz mı? Elbette olur. Nitekim sabredicilerle beraber olduğunu da açıklamaktadır:
“Ey iman edenler! Sarsılmaz bir sabır göstererek ve namaza sarılarak Allah’tan yardım isteyin. Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara 153)
Sevilen sabırlıların yeri elbette Cennet olacaktır. Görelim:
“Onlar ki, Rablerinin rızasını kazanmak için sabrederler, namazı gereği üzere kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve aşikâr (Allah yolunda) harcarlar, kötülüğü de iyilikle savarlar. İşte (geçici dünyanın ardından) gelecek olan ahiret yurdu, Adn Cennetleri bunlarındır.” (Ra’d 22)
Bir mesajlarında Peygamberimiz şöyle buyurur:
“Müminin Sabır ve Dua olmak üzere iki silahı vardır.”
Bu iki silahı kullanarak yaşamaya mecburuz.
Yüce Rabbimiz yolunda savaşan kullarını da sevdiğini beyan ediyor.
Bakara suresi ayet 190 şöyle buyrulur: “Siz Allah’ın koyduğu ölçüler içinde sizinle savaşanlarla savaşın. Fakat sakın ha aşırı da gitmeyin. Allah aşırı gidenleri sevmez. “
Allah savaşı savunma amaçlı olarak emir buyururken, inandıkları değerleri ve yurtlarını sağlam kaleler gibi birleşerek savaşan kullarını sevdiğini de Saff suresinin 4. ayetinde şöylece açıklıyor:
“Allah, kenetlenmiş bir yapı gibi saf bağlayarak, yolunda meşru kuralllar içinde savaşan kullarını sever. “
Ve bu gibi kullarına yardımcı olacağını da “Müminlere yardım görevimiz oldu” mealindeki ayet ve benzerleriyle duyuruyor.
Nice İslam karşıtları var bu benzeri ilgili ayetleri alıyorlar fakat bağlamlarından kopararak İslam’ın şiddeti önerdiğini ifadelendiriyorlar. Bunu da bizim azmimizi ve sömürüye karşıya karşı direncimizi kırmak için yapıyorlar.
“Savaş” ifadesi bize olumsuzları çağrıştırır. Doğrudur, ama Yaradan kullarını bilmektedir.
Zalimler olacaktır, işgalciler olacaktır, kaynakları sömüren güçler ortaya çıkacaktır. Dolayısıyla eğer öz be öz haklarımızı koruma yolunda savaşmazsak, mücadele vermezsek, yeryüzü hayatında zalimler egemen olur.
Amerikalılar gibi birileri kalkar on bin km öteden gelir, bir milyon insanı öldürür, kaynakları kendisine bağlar ve asırlar içinde oluşturulmuş, müze malı olmuş değerleri alır götürür. Amerika’nın Irak’ta, Afganistan’da yaptığı ve Gazze’de İsraile yaptırdığı uygulamalar gibi.
Rabbimiz tövbe edenleri sevdiğini açıklıyor. Tövbe yürekten pişmanlıktır. Suça, günaha bir daha dönmeme azmidir ve bunu kanıtlamadır.
Yüce Mevla’mız Kur’an-ı Kerim’de Tahrim suresinin 8. ayetinde; Ey iman edenler! Suçlara/günahlara artık bir daha dönmemek üzere tövbe edin…” buyurmaktadır.
Ve Rabbimiz tövbe emrini yerine getiren kullarını sevdiğini de Bakara 222. ayette açıklıyor.
Allah sevdiği bütün kullarıyla da beraberdir. Çünkü onlar muttakilerdendir, muhsinlerdendir.
Yüce Rabbim cümlemizi hatalarının, iç sızısını ruhunda duyan ve tövbe eden kulları zümresine ilhak buyursun.
Devam edecek
MİRATHABER.COM -YOUTUBE-