islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
44,8573
EURO
52,8184
ALTIN
6.966,26
BIST
14.587,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
15°C
İstanbul
15°C
Çok Bulutlu
Pazar Parçalı Bulutlu
16°C
Pazartesi Az Bulutlu
18°C
Salı Çok Bulutlu
19°C
Çarşamba Yağmurlu
13°C

İSLAM’A İMANIMIZI KORUMALIYIZ

İSLAM’A İMANIMIZI KORUMALIYIZ
15/03/2025 09:00
A+
A-

İslâm’ın iman esasları ve  hayata yön veren  iktisadî, hukukî, ahlâkî  ve sosyal yasalarıyla hükümran olmadığı cemiyetimiz gibi topluluklarda miras ve ceza yasaları gibi tatbik olunmaları İslâmî otoritenin varlığını zaruri kılan ilâhî emir ve yasakların bir bütün halinde yaşanamayacağı bir gerçektir.

Bu sebeple Ülkemizde olduğu gibi  İslâm dışı toplum düzenleri içinde yaşayan müminler, güç sınırlarını aşan konularda görevlerini yapamayabilirler. Ancak İslâm Dini’nin bütününe imanlarını korumalıdırlar. Müslüman olarak can vermelidirler.

Yüce Rabbimiz böyle emreder:

Ey İman Edenler! Allah’ın emirleri ve yasaklarına aykırılıktan gerektiği şekilde korunun ve ancak Müslüman olarak can verin.” (Al-i İmran, 102)

Bizler Allah’a, O’nun seçip son ve evrensel Peygamberi kıldığı Hz. Muhammed’e ve onun aracılığı ile gönderdiği Kur’ân’a inanırız. Kur’ân’ın içerdiği bütün bildirilere, emirlere ve yasaklara iman deriz. Bu inancımızı korumakla yükümlüyüz. Bunun için de inancımızla çelişecek ve çatışacak bütün batıl inançlar, sözler, davranışlar ve işleri bilmeliyiz. Nasıl korunabileceğimizi de öğrenmeliyiz. Örneklendirelim:

A.) Allah’ı, sebep-netice kanunlarının hâlikı, bilici, işitici, görücü, dilediğini yapıcı, güçlü ve merhametli Rab kabul edip de, O’na tam anlamda güve nememek, şartlar ne olursa olsun mutluluk ve kazancın, Allah’ın emir ve yasakları çerçevesinde olduğuna itimat edememek bizi inancımızla çelişkiye götürür.

B.) Allah’ın, kâinatın/evrenin yaratıcısı ve maliki olduğuna inanırken, bütün nimetlerin Allah’tan olduğuna, O’nun takdiri ile insanlara ulaştığına, Rabbimizin ümit olunmaz yerlerden sebeplerini yaratarak insanları nimetlendirebileceğine, dolayısıyla Allah’ın haram kıldığı yollardan rızık aramamak gerektiğine bütün varlığımızla inanmamak da bizi inancımızla çelişkiye sürükler.

Mü’minler arasında bankacılığın, içki imal ve satıcılığının, hileli imalât ve sömürünün, dünya mevkilerini insanların elinde görerek zillet içinde insanlara ruh köleliği yapmanın ve daha nice hallerin görülmesi, yukarıda açıklanan çelişkilerimizden kaynaklanmaktadır. Zira bu çelişkilerin temelinde, Allah’a isyandan çok, O’na güvenmemek vardır.

C.) Zekât, hac ve de adalet-af-yardım gibi erdemlere çağrı nitelikli Allah’ın buyruğu olan görevler, vakıf çalışmaları benzeri dini nitelikli aktiviteler, başka başka amaçlarla değil, yalnızca Allah’ın rızasını kazanmak için yapılır. Aksine davranışlar inancımızla çelişki oluşturur.

Mü’minin bütün söz, iş ve davranışları, tüm hayatı ve ölümü, âlemlerin Rabbi Allah içindir. Mü’min, ahlâk, ilim, sanat, vatan ve millet için değil, yalnız Allah için, O’nun emri ve yasağı olduğu için konuşur ve susar, yapar ve sakınır. Mü’min mezkûr değerleri ancak Allah’a kulluk için yüceltir ve uğrunda mücadele verir.

Giderilemediği takdirde yukarına değinilen çelişkilerin her biri İslâm dairesinin dışına çıkarabilir.

D.) İnsan için yasa koyma hakkı onu yaratan Allah’ındır. Yaratanın emirleri ve yasaklarıyla çatışan yasalar konulamaz. İnsanlar ancak Allah’ın ve Peygamberi Muhammed’in (s.a.v.) belirlemediği alanlarda düzenleyici kurallar koyabilirler. İslâmî gerçek bu iken fertlerin, kurumların Allah’ın buyruklarıyla çatışan kesin emirler vermek, yasaklar koymak, helâl kılmak, haram saymak hakkı olduğunu kabul etmek İslâm Dini’ne aykırılığa düşürür.

Güncel bir anlatımla şöyle de diyebiliriz.

İslâma göre kayıtlı ve şartlı egemenlik hakları olan parlamentoların, Allah’ın açık ve kesin emir ve yasakları, helâl ve haramları ile çelişen ve çatışan karar alabileceğine ve bu kararların seküler/laik  sistemlerde olduğu gibi İslâm Dini zaviyesinden de meşruiyet arzedeceğine yürekten inanmak kâfirliğe götürür.

E.) Özel şartları içinde ortak akıl, ilim, ihtisas, istişare ve referandum verilerine itaat gibi, Allah’ın ve Peygamberi Hz. Muhammed’in itaat edilmesine izin verdiklerinin dışındaki düşünce sistemlerine ve gayr-ı İslâmî müesseselere benimseyerek itaat de İslâm dışılığa yönlendirir. Çünkü Peygamberimizin ifadesiyle Allah’a isyan hususunda insanlara ve kurumlara itaat yoktur.

F.) İslâm’ın iman, ibâdet, hukuk, iktisat… ve ahlâk dallarına ait bir tek hükmünü dahi küçümsemek, dönemi geçtiğine inanmak, yani;

a. Artık bire bir ceza olan kısas ilkesi geçerliliğini yitirdi.

b. Faiz yasağı anlamsızdır.

c. Kadınların örtünmelerine gerek yok.

d. Karşılıklı rıza oldukça zina sakıncasızdır.

e. Beş vakit namaz fazlacadır, gibi yaklaşımların bir tekini dahi benimsemek kişiyi kâfir kılar. Zira İslâm bir bütündür. O’nun bütün hükümleri yücedir ve tartışma üstüdür.

f. Allah’a inanmak fakat Kur’ân’ın Allah tarafından vahiy meleği aracılığı ile Hz. Muhammed’e indirilmiş son İlahi Kitab olduğuna inanmamak veya Kurân’a inanmak ama onun bildirdiği iman esaslarının tümüne veya bir kısmına inanmamak, meselâ; meleklere veya cinlere ya da Cehennemin varlığına inanmamak… Bütün bunlar da kişiyi kâfir kılar.

Amel bakımından kusurlu olsalar da, mü’min iş, sanat, ilim ve siyaset adamları varken onlara ilgisiz kalıp adımıza temsil ve tasarruf yetkisini kâfir ve münafıklara vermek, yüceliği onlarda görüp onları sevmek ve de onlarla yardımlaşmak da İslâmî imanın kalbe yerleşmemiş olması anlamına kişiyi münafık eder. Münafıklık ise kâfirliğin bir türüdür.9

Saygıdeğer Mü’minler!

İslâm’la çelişecek, çatışacak inançlar davranışlar ve işlerden kafamızı ve kalbimizi arındırmazsak, imanımızı kaybetmemiz kaçınılmaz olur.

Allah’ın inandığı emir ve yasaklarına aykırı yaşamakla örneğin zekât vermemekle ve zina yapmakla kişi günahkâr olur, inancını zaafa uğratır ama imanını yitirmez. Fakat yukarıda sunulan misallerde olduğu gibi, İslâm Dini’nin bütününe veya bir kısmına inancından sözlü veya fiili olarak ödün verirse imanını yitirir. Hayırları neticesiz kalır. Âhiret hayatı mahvolur. Bu gerçeği Rabbimiz şöyle açıklıyor

“… İçinizden dininden dönüp kâfir olarak ölen olursa, bunların işleri dünya ve Âhiret’te boşa gitmiş olur. İşte Cehennemlikler onlardır. Onlar, orada ebedî olarak kalıcıdırlar.” (Bakara 217)

Aziz Peygamberimiz “ İslâm yücedir. O’nun üstünde yücelik yoktur.” buyuruyor.

Buna inanarak, inançlarımızı korumalıyız. Batıl inançlara ve yaşantılara karşı direnç göstermeliyiz. Müslüman olarak can vermeliyiz.

Yazımızı âyet anlamlarıyla bitirelim:

Gerçek mü’minler, Allah’a ve elçisi Hz. Muhammed’e inanan ve sonrada (inancının doğruluğu ve yaşanılması gerektiği hususunda) şüpheye düşmeyen, (bir de inancının hâkimiyeti uğrunda) mallarıyla, canlarıyla mücadele vermiş olanlardır. İşte gerçek doğrular onlardır.” (Hucurat 15)

“Onların Rableri katındaki mükâfatı, altından ırmaklar akan Cennetlerdir. Orada ebedî olarak kalıcıdırlar…” (Beyyine 8)

Ali Rıza Demircan

MİRATHABER.COM  -YOUTUBE- 

Not: Bu yazıyı elli yıl önce hutbe formunda İstanbul Süleymaniye Camii Minberinden sunduk.

 

 

ETİKETLER: Manşet
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.