
Bugünlerde yaşadığımız dehşet verici elim hadiseler, Müslümanların iki yüz yıllık dağılmışlığının, parçalanmışlığının, bölünmüşlüğünün, tefrikanın, mezhep hizip fanatizminin ve ümmetin dünyevileşmesinin acı sonucudur.
Elbette asıl suçlu, zulmeden zalimlerdir. Allah bütün zalimleri kahretsin. Allah, Peygamber, İslam ve Müslüman düşmanlarıdır. Allah zalimlere lanet etsin, lanet etmek şanından olanlarda lanet etsin. Lakin biraz durup düşünürsek, başımızı ellerimizin arasına alıp tefekkür edersek; tek suçlu zalimler mi?
Karanlık varsa, ışığın yokluğundandır. Zulüm varsa, adaletin yokluğundandır. Adalet yoksa İslam’ın egemen olmamasındandır. İslam egemen değilse, Müslümanların parçalanmışlığından, bölünmüşlüğünden, birlik olamamasındandır. Başsız kalmasındandır.
Bırakalım tüm dünyayı, kendi memleketimiz özelinde bile düşünürsek, acaba Müslümanlar kaç grup, kaç hizip, kaç fırka, kaç mezhep, kaç tarikat, kaç hocacı… Ve dahi partici!
Hemen hepsi de “Edille-i Şer’iyeden” bahsederler, sonra sayarlar: Kur’an, Sünnet… diye devam ederler. Lakin hiçbir zaman ilk iki sırada olanlar dikkate alınmaz. Kur’an sünnet denir, lakin hocasının, şeyhinin, partisinin başkanının, reisinin, liderinin, önderinin sözüne bakarlar. Kur’an ve Sünneti, tabi oldukları parti başkanlarının, reislerinin, şahısların, hocalarının, şeyhlerinin doğrularına göre yeniden yorumlarlar.
Dünya geneline Baktığımızda da durum faklı değil. Halkı Müslüman memleketlerin her birinin başında emperyalist uşağı devlet ricali. Kendi halklarını baskılamak, kontrol altında tutmak için ordular, polis güçleri besliyorlar. Sonuç: Hal-i pür melalimiz ortada. Bir avuç kan emici siyonist eşkıya, bir köşeye kıstırdıkları kardeşlerimize kan kusturuyor.
Şu memlekette kaç kez vahdet girişimleri oldu, Müslümanlar onlarca kez bir cemaat olmak girişiminde bulundu. Fakat ne yazık ki hepsi fiyasko ile sonuçlandı. Hiziplerin başında olanlar, Allah’ın haram ve helallerine göre değil de, kendi doğruları, sonradan uydurdukları ilkeler etrafında birlik beraberlik, vahdet sağlamaya çalıştı.
Bu mümkün müydü? Elbette değil. Biri dedi, “Ben Ehl-i Sünnetim”, diğeri dedi “Ben selefiyim”, bir başkası dedi “Ben ne Ehl-i Sünnetim ne Ehl-i Şia.” Oysa bunların hiçbirisi, Allah’ın haram ve helallerine tekabül etmiyordu. Fakat hizip, grup, cemaat liderleri, kendilerine ilim geldikten sonra, birbirlerini hasetten dolayı vahdeti sağlayamadı. Sonra da Allah rahmetini indirmedi.
Dünya Müslümanlarında da genel tablo, bizde olduğu gibi aşağı yukarı böyle. Küresel emperyalistler de bunun farkında olduğu için, birbirimizin arasındaki ihtilafları sürekli körükledi. Biz Müslümanlarda, gerek nefsimizin hoşuna gittiğinden, gerek dünyevileştiğimizden, gerekse artık birlik olmanın imkânsız olduğuna kanaat getirdiğimizden dolayı her şeyi boş verdik.
Dikkat edilirse, halkı Müslüman memleketlerin hepsinin başında, zalim hak yiyici abd ve onun tasmalı köpeği olan siyonistlerle arası iyi olan iktidarlar var. Arada bir seslerini yükseltseler de, hepsi o kadar. Ses yükseltmenin dışında her türlü siyasi, iktisadi ve hukuki ilişkiler devam ediyor. Ve zalimler Müslümanların Harim-i İsmetini ayaklarının altına almış üstünde tepiniyor.
Şimdi; bütün suç zalimlerde mi? Müslümanların hiç mi suçu yok? Başka bir cemaatten adam çalmaya çalışan, adamını başka bir hizip çalmasın diye çabalayan cemaat liderlerinin hiç mi suçu yok? Ehl-i Sünnet değilim diyeni tekfir eden, bunun karşısında kendisini Ehl-i Sünnete mensup görenleri garipseyenlerin hiç mi suçu yok? Dosdoğru yol dururken, laik dünyevi iktidarın dümen suyuna girenlerin, eleştirenleri bozguncu diye yaftalayanların hiç mi suçu yok? Dini rivayet sultacılığı haline getirenlerin hiç mi suçu yok? Dini salt mealciliğe indirenlerin hiç mi suçu yok?
Müslümanlar, Allah’ın haram ve helallerinde bir araya geldiğinde, inşallah her şey güzel olacak.
YAKUP DÖĞER
MİRATHABER.COM -YOUTUBE-