islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,3990
EURO
53,3011
ALTIN
6.812,59
BIST
14.783,75
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
25°C
İstanbul
25°C
Parçalı Bulutlu
Çarşamba Hafif Yağmurlu
22°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
18°C
Cuma Az Bulutlu
20°C
Cumartesi Az Bulutlu
23°C

AMEL DEFTERİ REDDEDİLİRSE

AMEL DEFTERİ REDDEDİLİRSE
20/03/2025 09:15
A+
A-

Dünyada işlenen suç ve günhalardan, zulüm ve istibdattan, zorbalık ve tezvirattan, sömürü ve talandan kaçış mümkün iken, ahirette bu cürümlerden kaçış yoktur; er veya geç adalet tecelli edecek; kim zerre miktarı hayr veya şer işlemişse bunun karşılığını bulacaktır. İnkarcılar Allah’ın adaletinden kaçamazlar, O’nun Adl’i kendilerine uygulanacak, mü’minler ise O’nun merhametiyle muamele göreceklerdir, inşaallah!

Sur’a da üfürülmüştür. İşte bu, tehdidin (gerçekleştiği) gündür.  (Artık) Her bir nefis, yanında bir sürücü ve bir şahit ile gelmiştir. Andolsun, sen bundan gaflet içindeydin; işte Biz de senin üzerindeki örtüyü açıp-kaldırdık. Artık bugün görüş-gücün keskindir.” (50/Kaf, 19-22.)

Kur’an-ı Kerim, Sur’a üfürülüp de kıyamet koptuktan, insanlar ruhen ve bedenen dirilip mahşerde toplandıktan sonra her insanın Büyük Mahkeme’ye iki zatla gideceğini ve getirileceğini belirtir: Biri sürücü (saik), diğeri şahit.

İbn-i Abbas sürücünün insanı mahkemeye sevkeden, götürüp teslim eden muhafız (teşbihte hata olmasın jandarma-polis gibi) olduğunu söylemiştir. Şahid ise dünyada yapıp ettiklerine tanıklık eden melektir. Dahhak’a göre sürücü melek, şahid insanın kendisi yani amelleri veya cürüm işleyen bedeninin organlarıdır ki, Dahakk’ın bu yorumu tam tamına bizim konumuzla ilgilidir. Dünya mahkemelerinde sanığın aleyhindeki şahit bir başka insandır, ahirette son yargılamanın yapıcağı  Hesap Günü’de yani Mahkeme-i Kübra’da  insanın alyehinde şahit olarak duruşma yerine sevmedilecek olan onun organlarıdır. (Bkz. 24/Nur, 24; 36/Yasin, 65.)

Gerçekten ne enteresan bir durum!

Kişi yargılanmak üzere mahkemeye sevmedilir, suç fiillerini kaydeden meleklerin öne süreceği amel defteri önüne konur, herkesten kendi amel defterini okuması istenir (17/İsra, 13), mücrem okur lakin diretirse defterde yazılanlar nihai karar için yeterli sayılmaz, başka bir delile başvurulur. en sahih ve somut destekleyici delil artık kendi organlarıdır; delil olarak suç işlerken kullandığı organları da sanki ondan ayrı varlıklarmış gibi onunla birlikte duruşma yerine gitmektedirler. Bunun amel defteri anlamına gelebileceğini söyleyenler de vardır (17/İsra, 14 ).

Neden yargılamada buna lüzum görüldüğü sorusunun cevabı önemlidir.

Öyledir!

Zira genelde insan kendinden suç veya kötülük sadır olduğunu kabullenmek istemez, devamlı suçsuz olduğunu öne sürer. Buna bakarsanız dünyada hapishanelerde yatan hükümlü veya tutukluların kahir ekseriyeti suçsuz/masum olduklarını öne sürerler. Muhtemelen ahirette de, mücrimler suç ve günahları önlerine konulurken, masumiyetlerini öne sürmeye devam edecek ve belki de Kiramen Katibiyn’den sol omuzumuz üzerinde kötü fiillerimizi kayd eden meleğin, amel defterimize yanlış şeyler yazdığını iddia edeceklerdir.

Apaçık suç ve günahlara, hata ve yanlışlıklara rağmen savunma hakkı gereklidir, pozitif hukukta da “katsal addedilmiş”tir. İblis, Adem’e secde etmeyi reddettiği, Allah’ın emrine açıkça karşı çıktığı halde, yüce Allah “neden bu suç fiilini işlediğini sormuş”, o da kendine göre fiilinin sebebpelirini saydıktan sonra, ispat hakkı talep etmiştir ki, yüce Allah bu hakkın ispatı için ona mühlet vermiştir.

Netice itibariyle anlaşılan şu ki, her durumda insanın dünyada kötü (cürüm) olarak yaptıkları ayan beyan ortaya çıkacak, hesap vermekten kurtulamayacaktır; bu öylesine geniş kapsamlı, hiçbir hususu, en ufak bir ayrıntıyı, kırıntı kabilindeki bir bilgiyi dahi dışarıda bırakmayacak bir sorgulama olacak ki, adaletin tesisinden kaçış mümkün olmayacaktır. Kim Allah’a, topluma, canlı hayata karşı suç işlemişse bunun hesabını verecektir.

Dramatik olan şu: İnkârcılar bu günün (Din veya Hesap Günü/Yevmu’d Din) vuku bulacağına, yaptıklarından dolayı hesaba çekileceklerine inanmıyorlar. Ömürlerini gaflet içinde geçiriyorlarr, fakat üzerlerindeki örtü kalkıp da hakikatle yüzyüze geldiklerinde her şeyi apaçık görmeye başlarlar. Onlara “ilme’l yakin” olarak bildirilen şeyler “ayne’l yakin” olarak ortaya çıkar, muhakemenin tamamlanmasından sonra sıra “hakka’l yakin”e gelir (19/Meryem, 38).

Kur’an literatüründe “yakîn”in ölüm olarak bildirilmesinin konumuzla yakın ilgisi var, çünkü insan ancak öldüğünde hakikatin çıplak yüzüyle karşı karşıya gelir ve peygamberlerin ne kadar doğru söylediklerini anlar. Ne var ki, bu saatten sonra hakikatle karşılaşmak ve Hak’ka teslim olmanın onlara bir faydası yoktur, iş işten geçmiş, tanınan va’de dolmuştur, artık geri dönüşü söz konusu değildir, son nefes de bedeni terkedip aslına rucu etmiştir.

Bizim literatürümüzde buna “Fir’avun’un imanı” denir. Kibriyle, zulmüyle, ahmaklığıyla ün salan Firavun, gözleri önünde cereyan eden mucizeleerin hiç birine inanmadı, Hz. Musa ve Hz. Harun ona neyi söyledilerse karşı çıktı, Kızıldeniz’de Musa ve kavmini kovalarken sular üstüne kapandığında “İsrailoğullarının inandığı (ilahtan) başka ilah olmadığına inandım ve ben de Müslümanlardanım” dedi (10/Yunus, 90) ki, amma artık bu “iman ve tesimiyet”in ona bir faydası olmadı.

Kaçış imkanı yoksa, suçlu Firavun da olsa eninde sonunda Hakka teslim olacaksa ve ne kadar inkâr ederse etsin, sonunda organları aleyhinde şahitlikte bulunacaklarsa da, yine de mü’minler suç ve günahı aşikâr ederek, övünerek, imrendirerek kendi aleyhlerinde şahitlikte bulunmasınlar. Olur ki yüce Allah kul hakkı hariç günahlarını affeder. Bu yüzden İslam dini Hıristiyanlık’ta olduğu gibi günahın bir din adamının önünde itirafını kabul etmemiş, bunun yerine kişinin doğrudan Allah’a yönelerek tevbe etmesini emretmiştir.

Sonraki yazımızın konusu bu olsun.

ALİ BULAÇ

MİRATHABER.COM  -YOUTUBE- 

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.