
(Kur’an’da; “Allah (cc) …ın/in en hayırlısıdır” ifadesinin geçtiği âyetleri incelemeye devam ediyoruz)
2.Konu: Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır
Rızık kelimesinin fiili ‘razeka’; rızık vermek, nimete veya birine teşekkür etmek demektir. Buradan ‘rızık’; dünyevi ve âhirete ilişkin olsun ihsan, lütuf, devam eden bağış demektir ki çoğulu ‘erzâk’tır.
Rızık; faydalı bağış, gıda, nasip, pay, yiyecek-içecek, boğaza ulaşan ve gıda olarak alınan şeylerdir diye de tanımlanmıştır. Bir başka deyişle, kendisinden faydalanılan veya Allah’ın canlılara zevk alması ve yararlanması için verdiği şeylerdir. (el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 282)
Öyleyse mülk olsun olmasın, yenilen, içilen ve diğer şekilde kullanılmak sûretiyle kendisinden faydalanılan gıdalar, mallar, çocuklar, eşler, ilim, iman ve bilgileri gibi şeyler de birer rızıktır.
Kur’an’da rızıkla ilgili pek çok âyet var ve ve genel olarak bir kaç manada geçmektedir.
1.Dünyaya ve âhirete ait devam eden bağış (Bekara 2/172. Hûd 11/6),
2.Canlılara nasip olan şey (Kehf 18/19),
3.Faydalanılan gıda, şey (Kâf 50/11),
4.Yağmur (Zariyât 51/23)
Kur’an, ‘rızık’ kavramını genel bir çerçevede kullanıyor ve onun geniş alanına işaret ediyor. Bu bağlamda;
evcil hayvanları (Hacc 22/28, 34), bitkisel ürünleri (İbrahim, 37), insanların ve diğer canlıların gıdalarını (Ankebût 29/60. Hûd 11/6), cennetliklere Cennette verilecek, yapılacak bağışlar, ya da ahiretteki ni’metleri (Mü’min 40/40. Âli İmran 3/165. Vâkıa 56/82), gökten indirilen ve yeri dirilten, bir çok rızkın yerden çıkmasına sebep olan yağmuru (Mü’min 40/13. Zariyât 51/22. Nahl 16/73. Hacc 22/58),
insanların sahip olduğu servet, mal ve mülk gibi şeyleri (Nahl 16/71) rızık olarak sayıyor.
Rızık aynı zamanda manevi ni’mettir. Hatta Şuayb (as) bunu kendisine verilen peygamberlik diye niteledi. (Hûd 11/88)
Demek ki insanın sahip olduğu mallar, yediği ve içtiği gıda olan şeyler, beden kuvveti, kabiliyetler, bilgi/ilim gibi şeyler de birer rızıktır.
Kur’an’a göre rızık yaratan ve veren Allah’tır. O (cc), canlıların rızkına kefildir. Her canlıyı yaşatacak kadar rızık-besin veren, rızka ulaşma yollarını ve sebeplerini var eden O’dur. Kur’an bunu Allah’a nisbet ederek; yerine göre “rızıklandırdık, rızıklandırdı, rızıklandırır, bizi rızıklandır” şeklinde kullanmaktadır.
Buna göre rızık ya doğrudan doğruya veya bir sebebe bağlı olarak Allah’a aittir. (Ankebût 29/60) Allah’ın Tekvîn (yaratma) sıfatının bir yansıması olan rızık verme olayına çeşitli varlıklar muhatap olmaktadır.
Yarattığı varlıkların rızkını üzerine alan Rabbimiz, rızkını dilediği kimseler hakkında genişletir veya daraltır. Ama insanların çoğu bunu bilmezler. (Bkz: Zümer 39/52. Sebe’ 34/39)
“Geceyi gündüze sokarsın, gündüzü geceye sokarsın. Ölüden diriyi çıkarırsın, diriden ölüyü çıkarırsın. Dilediğine de hesapsız rızık verirsin.” (Âli İmran 3/27)
Şüphesiz ki rızık verme olayı Rabbimizin hesabı iledir. Biz rızık dağıtımındaki hikmeti bilemeyiz. Bu, Rabbimizin işidir deriz. Şu âyet bu konuda bize bir ipucu vermektedir:
“Eğer Allah rızkı kullarının hepsine bol bol verseydi, yeryüzünde taşkınlık ederlerdi. Ama O, dilediği bir ölçüye göre indirir. Gerçekten O, kullarını pek iyi bilen, her şeyi görendir.” (Şûra 42/27)
Herkes kendine takdir edilen rızkı yer, takdir edilen rızkı yemeden ölmez. Allah’ın katında bütün canlıların ne kadar rızıklanacakları bellidir. Çeşitli sebeplere bağlı olarak canlılar bu takdir edilen rızıklarına ulaşırlar.
Dünya malına sahip olmak, zengin olmak, dünyalık ile şöhret ve makam sahibi olmak farklı şeylerdir. İnsan, gerek meşru gerekse gayri meşru yollarla mal/servet sahibi olabilir, bir makam elde edebilir, kendince harcama yapabilir. Bütün bunların hesabı kendine aittir.
Ancak dünyadan yiyecek ve içecek, yani rızık/ni’met olarak faydalanacağı şeyler bellidir. Kişinin midesinin belli bir kapasitesi vardır. Onu ne kadar aşabilir ki?
Rızıkları elde etmede insanların çabalarının, şartların, ortamın büyük rolü olduğunu unutmamak gerekir. Bunlara “rızkın sebepleri” diyoruz.
İman eden kişiye düşen helâlından rızık aramak, rızkı verene şükretmek ve kendisine rızık olarak verilenlerden Allah (cc) yolunda harcamaktır. Bunları hakkıyla yapan insan; âhirette de rızıklanmayı hak eder.
Rızık verene ‘râzık’ denir. Bunun mübalağalı fail (özne) ismine de ‘Rezzâk’ denilir.
‘er-Rezzak’, Allah’ın güzel isimlerinden birisidir; rızkı çok ve tekrar tekrar veren demektir.
Herhangi bir yaratığa rızkın ulaşmasına sebep olan insana (sözlük anlamıyla) ‘râzık’ denilse bile, er-Rezzâk sıfatı Allah’tan başka kimse için kullanılamaz.
er-Rezzâk ismi rızkın Kur’an’daki anlamlarını da kapsar. Bir âyette geçiyor.
“Muhakkak ki Allah Rezzâk’tır (çok ve devamlı rızık verendir). O, metin kuvvet sahibi olan Allah’tır.” (Zâriyât 51/58)
Bu âyette ‘rezzâk’ kelimesinin belirlilik takısıyla (marife olarak) kullanılması, bu sıfatın yalnızca Allah’a ait olduğunu gösterir.
Yeryüzünde bulunan bütün canlıların rızkını veren, onların bu rızıklara ulaşma yollarını kolaylaştıran, rızıklarını elde etme sebeplerini yaratan Allah’tır. (Bkz: Hûd 11/6. Ankebût 29/60)
Canlıların yaşamasını temin eden yiyecek ve içecek gibi rızıklar Allah’ın yarattığı topraktan, sudan, denizlerden, bitkilerden, hayvanlardan elde edilir.
Mü’min, Allah’ın ‘hayru’r-râzıkîn-En hayırlı rızık verici’ olduğunu bilir ve sürekli şükreder. Zira kul açısından rızkın karşılığı şükürdir.
Bu ifade üç âyette geçiyor. Şöyleki;
Havârilerin gökten bir sofra istemeleri üzerine; “Meryem oğlu İsa; “Ey Allahım! Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki; önce gelenlerimize ve sonradan geleceklerimize bir bayram ve senden (gelen) bir mu’cize olsun. Bizi rızıklandır. Sen rızıklandıranların en hayırlısısın” dedi.” (Mâide 5/112-114)
Gökten inecek sonra hem o anda yaşayan mü’minler, hem sonradan gelecek mü’minler için bayram (gibi) olsun, Allah’tan bir âyet, yani İsa’nın peygamberliği için bir delil, belge olsun. Bu sofra İsa ve yanındaki müslümanlar için rızık olsun. Allah (cc) rızık verenlerin en hayırlısıdır. Zira O, hem rızkı yaratandır, hem karşılıksız verendir, hem de sürekli verendir.
Havârilerin isteğinde yemek olayı ön plana çıkmışken, İsa’nın (as) duasında dinî amaç öncelikli oldu. Rızkı Allah’a nisbet etti, O’nun en hayırlı rızık verici olduğunu itiraf ederek bir anlamda şükretti. (Elmalılı, H. Y. Hak Dini Kur’an Dili (sad.), 3/366)
“Allah yolunda hicret edip sonra öldürülen yahut ölenleri Allah muhakkak güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Şüphesiz Allah, evet O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.” (Hac 22/58)
İman ettikten sonra bu imanın gereği olarak sâlih amel işleyenlere nimetler yurdu Cenneti, azgın inkârcılar da azabı hak ederler. Bununla beraber Allah yolunda hicret edenler veya canlarını verenler özel ödüller kazanırlar. Âyet bu ödülü rızık olarak niteleyerek Allah’ın rızık vericilerin en hayırlısı olduğunu tekrar ediyor. Şüphesiz böyle bir Rabbin vereceği rızık da insanın hayâl edemeyeceği kadar muhteşemdir.
“Yoksa sen onlardan bir karşılık mı istiyorsun? Rabbinin karşılığı daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.” (Mü’minûn 23/72)
Şüphesiz ki Allah’ın elçileri görevlerine karşılık insanlardan bir karşılık beklemezler. (Bkz: Şuarâ 26/109, 127, 145, 164, vd.)
Rasûlüllah (sav) kendilerini İslâma davet ettiği müşriklerden bir ücret istemedi ki, onun davetinden yüz çevirdiler. Âyet diyor ki: Böyle bir durum söz konusu değil… Zira Allah’ın bu Elçisine vereceği karşılık en hayırlıdır.
Zaten kendisi de rızık verenlerin en hayırlısıdır.
Hüseyin K. Ece
İSLAMİ HABER ‘MİRAT’ – YOUTUBE-