
Gerçekten ben bir Müslüman mıyım? Evet ben bir müslümanım ama bunu ben nasıl ispatlayabilirim ki?
Her şeyden önce güven veren ve de güven duyandır mü’min ve müslüman. Hem işinde, hem sözünde, hem ticaretinde hem de tüm yaşamında.
المسلم؛من سلم الناس من لسانه و يده، والمؤمن؛ من أمنه الناس علي دمائهم و أموالهم.
“Müslüman; insanların dilinden ve elinden selamette/emniyette olduğu kimsedir.
Mü’min; insanların can ve malları konusunda mutlak güvende oldukları kimsedir.”(Buharî,1/15,hn.9)
Sevgili Rasûlullahımız ne kadar güzel, net, berrak, öz ve özet anlatmış. Bir başka insanın yaşamına eliyle, diliyle ve eylemiyle her bir dokunuşunda, emniyet, selamet, güven, barış, doğruluk ve duyarlılık sağlayan, garanti eden kimsedir mü’min ve müslüman.
İşte benim “biz müslüman mıyız?” çığlığım; biz bu güvenin, doğruluğun, sorumluluğun hatta helal ve haramın neresindeyiz? ciddiyet veya ciddiyetsizliğin tespiti içindir. Ama ne varki ülke müslümanları olarak güven endeksinde, dünyada 113. sıradayız ve insanımızın %83’ü birbirine güvenmediğini ikrar ve itiraf ediyor maalesef.
Peki birbirine güvenmeyen müslümanlar/insanlar birbirini sever mi? Allah aşkına lütfen siz söyleyin; sever mi? Bilgiden, iyilikten, merhametten, adaletten, doğruluktan, sorumluluktan uzak insan, kimi, niçin ve nasıl sevsin?
Bilge zata sormuşlar: Bu ümitsiz vak’anın bir çaresi yok mu? Cevabı harika: Olmaz mı hiç; SEVGİ/MUHABBET VARSA, UMUT VARDIR.
Sevginin, güvenin olmadığı yerde, umut filizleri asla yeşermez. Umutun, güvenin, sevginin olmadığı bu hayatta varlığımızın, yaşamımızın ne anlamı ve ne amacı kalmıştır. Kaldı ki, sevgiden, güvenden, merhametten, adaletten ve umuttan uzak bu hayatın tek bir adı vardır; CEHENNEM…
Cehennem, yüreğimizde, yaşamımızda sevginin, güvenin tükendiği yerdir. İşte “İnsan, insanın cehennemidir!” diye buna denir.
Peki bu kavga niye, neyi bölüşemiyoruz, neyin kavgasını veriyoruz? Oysa göklerde olan, yerde olan, yer ve gökler arasında olan ve yerin derinliklerinde bulunan her ne varsa hepsi, ama hepsi Allah’ındır. Ama çok enteresan Rabbimiz “Bunlar AZİZ/KUDRETİNE KARŞI KONULAMAYAN ALLAH’INDIR.” demiyor. Ya ne diyor?
“Onlara: “Göklerde ve yerde olanlar kimindir?” diye sor. Ardından “MERHAMETLİ OLMAYI KENDİNE İLKE EDİNEN ALLAH’INDIR.” de onlara. Göklerin ve yerin Allah’ın olduğunu biliyorlar. Onlara de ki: “Allah yarattığı varlıklara merhamet etmek istiyor. Bu nedenle her türlü şımarıklığınıza rağmen düşünüp öğüt almanız için size gerçekleri açıklıyor. İster inanın ister inanmayın! Muhakkak ki kıyamet günü hepinizi toplayacaktır. Yalanladığınız kıyamet mutlaka gerçekleşecektir. Kıyametin kopması size bağlı değildir. İnkâr ederek kendilerine zarar verenler bu gerçeğe inanmazlar.”(En’am, 6/12)
Rabbimizin başat nitelik ve isminin RAHMAN-RAHÎM olduğunu pek âlâ biliyoruz ve her işimize ve sözümüze BISMİLLAHİRRAHMANİRRAHÎM diye başlıyoruz. Peki BESMELE ile başlarız da içerdiği rahmet, şefkat ve merhamet anlam ve amacı işimize, ahlâkımıza ve yaşamımıza niye yansımaz? Hem besmele çekip hem de merhametsiz, şefkatsiz, insafsız ve acımasız bir insan olmayı nasıl becerebiliyoruz? En büyük günahın bu olduğunu, bu kadar mı unuttuk? Rahmanın rahmeti, kâinata tecelli edince milyarlarca gezegen kozmik yasaya saygı gösterip kozmosa kavuşuyor.
Ya bir de rahmetini bir an kesiverse kozmos kaosa dönüverecek.
Âah insan, güzel müslüman! sevgi ve merhametle ne yaptığımızı, ne yapmamız gerektiğini bir bilsek; dünya kenara çekilip bize yol verecek ve vicdansız dünyanın vicdanı biz olacağız inşallah.
NURİ ÇALIŞKAN
İSLAMİ HABER “MİRAT” -YOUTUBE-