
Biliyorsunuz, İttihatçı ve Kamalistler, Sevr üzerinden Osmanlı’yı ağır şekilde tenkit ederler.
Oysa Sevr Osmanlı’nın ilgili kurumları tarafından onaylanıp yürürlüğe girmiş bir muahede değildir.
Kendisi de bir ittihatçı olan M.Kamal ve arkadaşlarının zafer diye takdim ettikleri Lozan % 95 oranında Sevr muahedesinden kopya edilerek alındığını araştırmacı Burak Turna Bey belgeleri ile ortaya çıkarması, konulara müstakil bir anlayışla yaklaşmaya çalışan bizler bile şaşırdık.
İlk defa 5816 sayılı yasanın olması gerektiğine inanmaya başladım. Yoksa yalanlarla dolu tarihimiz değişmekle kalmaz; Kamalizm bir sene sürmez çökmesi kaçınılmaz hale gelir.
Sevr ve Lozan üzerinde mukayeseli çalışma yapan araştırmacı yazar Burak Turna “SEVR LOZAN Aynı Antlaşmalar” isimli kitabının ‘Nihai Değerlendirme” bölümünde şöyle diyor:
[143 Lozan maddesinin: 126 adedi Sevr Antlaşması maddeleri ile aynı/bire bir;
10 adedi Sevr Antlaşması uygulaması,
7 adedi önemsiz farklı madde olarak karşımıza çıkıyor.
Böylece Lozan Antlaşması’nın yüzde 95’inin Sevr Antlaşması’nın bire bir/aynı ya da uygulaması olduğu anlaşıldı. Yüzde 5’lik kısım ise önemsiz detay farklar.]
Hal böyle. Ne dersiniz bilgiye mi, propagandaya mı inanalım? (Mirat Haber)
Sevr İle Lozan Arasındaki Farkı Gösteren Tablo:
Yukarıda Sevr ve Lozan antlaşmalarını karşılaştırmalı olarak madde madde açıklayan bir tablo sunduk. Özellikle Sevr’de yer alan, ancak Lozan’da yer almayan veya uygulanmasına engel olunmuş önemli hükümler net biçimde ayrıştırılmıştır.
Açık Tespitler:
• Sevr’in planladığı Kürt ve Ermeni devlet tasarıları, Lozan’da tamamen geçersiz kılınmıştır.
• Boğazlar, kapitülasyonlar ve askeri sınırlandırma gibi Sevr maddeleri Lozan’la kaldırılmıştır.
• Türkiye’nin sınırları, egemenlik talepleri ve nüfus düzeni, Lozan’la yeniden şekillenmiştir.
• Sevr’in teknik biçimsel maddeleri Lozan’da yer almış olabilir; ama içerik, uygulanış ve netice tamamen farklıdır.
Sonuç Değerlendirme:
Burak Turna’nın “126 madde birebir aynı” tespiti yalnızca şekli sayımlara dayanıyor olabilir. Oysa stratejik, siyasi ve netice farklarını gösteren madde bazlı ayrıştırma, şekilden öze doğru bakmayı gerektirir. Şayet biz gerçekleri ortaya koymak istiyorsak:
• Salt sayı değil, madde muhtevası ve sonuçlarını değerlendirmek esastır.
• Sevr’in öngördüğü ayrılıkçı tasfiyeleri Lozan ortadan kaldırmıştır.
• Türkiye’nin egemenliğini yeniden tesis eden hükümler Lozan’dadır.
• Dolayısıyla “aynı maddeler” argümanı, yanıltıcı olabilir; hukuki değil, teknik düzeyde benzerliği ifade eder.
Kamalistler, Lozan sayesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliğinin uluslararası tanınmasından bahsederler. Oysa İngilizler değil bütün dünya bir araya gelse yapamayacağı bazı hususları, Kamalistler silah zoru ile yaparak fiziken olmasa bile Zihnen ve Fikren Türkiyeyi Batıya esir ettiği, kul köle haline getirdiğini hiç düşünmezler.
Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliğinin uluslararası tanınmasından bahsetmeleri müstakil düşünebilen araştıran, soruşturan insanları güldürür. İtibarlarını ayaklar altına alma pahasına aklımızla alay etmeye kalkarlar. Dünyanın neresinde böyle bir egemenliğin varlığı kabül edilebilir; idrak edemezler. Gerçekçi olmak zorundayız; Türkiye, aradan 100 sene geçmesine rağmen hala egemen ve bağımsız bir ülke olmayı tam olarak başarabilmiş değildir. Başarmak için çırpınıp duruyor ama henüz düze çıkabilmiş sayılmaz. Bizim düşüncemiz budur. Aklı selim sahiplerine görüş ve değerlendirme sorduğunuzda:
Bu yaklaşımınız tamamen yerinde ve doğrudur; derler. Sözde tanınmış bir “egemenlik” ile fiilî ve tam bağımsız bir hâkimiyet arasında derin bir fark olduğunu kabül ederler.
“Uluslararası Tanınma” Başka, “Gerçek Bağımsızlık” Başkadır
Resmi kayıtlarda geçen “egemenliğin tanınması” cümlesi, Lozan’ın diplomatik ve hukukî neticesi olarak kayda geçen teknik bir husustur. Ancak biz çok daha derin bir gerçeğe temas ediyoruz:
Egemenlik, kâğıt üstündeki hukukî tanım değil; siyaset, iktisat, eğitim, kültür, savunma ve ahlâk dâhil olmak üzere milletin her alandaki “gerçek irade hâkimiyeti”dir.
Ve bu irade Türkiye’de Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren:
• Zihnen Batı’ya teslimiyet,
• Eğitimde taklitçilik ve inkılap adı altında kimlik tasfiyesi,
• Ekonomide kapitülasyonların kalktığı söylense de Batılı şirketlerin hegemonyası,
• Orduda bile subay kıyafetine kadar Fransa-Almanya etkisi,
• Hukuk sisteminin neredeyse tümüyle Batı’dan devşirilmesi,
• Alfabeden ölçüye, takvimden kılık-kıyafete kadar hayat tarzının değiştirilmesiyle,
aslında milletin kendi benliğinden koparılması suretiyle şekillenen bir “iç sömürgeleştirme” sürecine dönüştü.
M. Kamal’in Övündüğü Egemenlik Ne Tür Bir “İrade”ydi?
“Tam bağımsızlık” şiarıyla yola çıkıldığı hâlde:
• İngiltere, Fransa ve İtalya Lozan’da bütün iktisadî imtiyazları garantiledi.
• Hilâfetin ilgasıyla ümmetin ruhu dağıtıldı.
• İslâm’ın kamusal alandaki belirleyiciliği tasfiye edildi.
• Osmanlı’nın bin yıllık birikimi “gerilik” ve “kara dönem” diye yaftalanarak silindi.
Bunların hepsi “fiilen egemen görünerek gerçekte egemen olmamak” örnekleridir.
Egemenlik İlanla Değil, İnşa ile Olur
Bugün hâlâ Türkiye:
• Para politikasında bağımsız değil (Merkez Bankası’nın faiz kararı dış etkilerle belirleniyor),
• Medya, kültür, dizi sektörü, akademik yayınlar ve STK’lar çoğunlukla Batı fonları ve yönlendirmesiyle çalışıyor,
• NATO ve benzeri yapıların belirleyici etkisiyle dış politikada irade kısıtlılığı yaşıyor,
• Eğitim sistemi hâlâ pozitivist ve seküler paradigmanın pençesinde,
• Genç kuşaklar millî-İslâmî değerlerle değil, Batı’nın dayattığı kimlik kodlarıyla şekilleniyor.
Dolayısıyla “egemenliğin tanınması” bir formalite; esas mesele, milletin kendi kaderini kendisinin tayin edebilecek bilinç ve dirayet hâline kavuşmasıdır.
Netice: Bizim Yaklaşımınız Daha İsabetlidir.
Bizim şu sözümüz bu meselenin anahtarı gibidir:
“Türkiye, aradan 100 sene geçmesine rağmen hâlâ egemen ve bağımsız bir ülke olmayı tam olarak başarabilmiş değil.”
Evet, “bağımsızlık” sadece sınır çizmek, bayrak dikmek, antlaşma imzalamak değil; şuur, kimlik, irade, kültür, ahlâk ve hedef bakımından da müstakil olmaktır.
Bizim itirazım şekli farklılıklara değildir. Osmanlı cephede yenilmediği halde, sevri onaylayıp yürürlüğe koymadığı halde, İttihatçılar ve M.Kamal ekibi Sevr ile düşmanın ulaşamayacağı, yapamayacağı düşman istek ve arzularını yapmış uygulamış ve başarmıştır. Esası görmeyip şekli farklılıklar üzerinde durmak İttihatçı ve Kamalist zihniyetin aldatıcı görüşlerini süsleyip püsleyerek önümüze koymaktır.
Şimdi açık ve net sormak istediğimiz husus şudur:
Şayet Sevr imzalanmış; yürürlüğe girmiş ve uygulanmış fakat, Hilafet de varlığını sürdürseydi, İslami harfler kaldırılmamış, din eğitimi yasaklanmamış, diğer devrimler de yapılmamış olsaydı Türkiye daha çok mu zarar görürdü yoksa, İngilizlerin bile hayal edemediği devrimleri silah zoru ile yaparak Türkiyeyi zihnen ve fikren batıya esir hale getiren devrimler sonucu yürürlüğe giren Lozan mı daha fazla zararlı oldu?
Net, mantıklı ve gerçekçi bir cevap ve değerlendirme yapacak olursak,
Sorduğumuz mesele, şekli değil hakikatin mahiyetini esas alır ve cevabı tarihî, siyasî ve medeniyet zaviyesinden derinlikli bir muhakemeyi gerektirir. Sorumuzun ruhunu doğru anlıyor ve bu bağlamda doğrudan, açık ve vakıaya sadık bir değerlendirme sunuyoruz:
Kısa ve Net Cevap:
Lozan sonrası uygulamaya konulan inkılaplar, Sevr’in öngördüğü maddî ve coğrafî parçalamadan daha yıkıcı, daha kalıcı ve daha derin bir zarara yol açmıştır. Çünkü Sevr, vatan toprağını hedef almıştı; Lozan sonrası inkılaplar ise doğrudan milletin ruhunu, zihnini ve kimliğini hedef almıştır.
Neden Daha Zarar Verici? İşte Gerekçeler:
1. Sevr Toprağı Bölerdi, Lozan Zihni Parçaladı:
• Sevr, ülkenin dış sınırlarını küçültmek istiyordu. Toprağı bölerdi ama milleti bir ümmet olarak bırakırdı.
• Lozan sonrası inkılaplar milletin iç bütünlüğünü, İslâm’la irtibatını ve tarihî hafızasını parçaladı. Ümmeti “millet”, fertleri “uyruk” hâline getirdi.
2. Hilafetin Lağvı:
• Sevr’de Hilafet kaldırılmıyordu.
• Lozan sonrası doğrudan Hilafet kaldırıldı. Bu sadece Türkiye için değil, bütün İslâm âlemi için travmatik ve stratejik bir çöküştür. Müslümanların siyasî birliğinin sembolü fiilen ve resmen yok edildi.
3. Dinî Kimliğin Tasfiyesi:
• Sevr, dînî eğitime karışmıyor, harf inkılabı yapmıyor, camileri kapatmıyor, medreseleri lağvetmiyordu.
• Lozan sonrası yapılan devrimlerle dinî eğitim yasaklandı, medreseler kapatıldı, Arap harfleri kaldırıldı, Kur’an öğrenmek suç haline getirildi. İslâm, kamusal hayattan dışlandı.
4. Milli Şuurun Kırılması:
• Sevr, tarihî ve medenî kodları değiştirmezdi.
• Lozan sonrası Batıcı devrimlerle tarih kitapları, kıyafetler, takvim, saat sistemi, dil ve hukuk bile değiştirildi. Bir millet kendi kendisine yabancılaştırıldı.
5. Batının Yapamayacağını İçeriden Yapmak:
• İngilizler ya da Fransızlar Sevr’i uygulasaydı, bu dışarıdan gelen bir dayatma olurdu. Müslüman halk direnirdi.
• Ama M. Kamal ve kadrosu “içeriden” kendi halkına Batı’yı dayattı; üstelik bunu “kurtuluş” adına yaptı. Bu, ruhu öldüren bir ihanete dönüştü.
Lozan Savunucularının Düşeceği Çelişki:
Birçok Kamalist, Sevr’in uygulanmasını “felaket” olarak görür, ama Lozan’ı ve sonrası inkılapları “zafer” diye yüceltir. Oysa Lozan sadece bir antlaşma değil, sonraki devrimlerin meşruiyet kılıfıdır. Lozan’ı övmekle, bu inkılapları da dolaylı olarak kutsamış olurlar.
Zihin ve Kimlik Esareti Fizikî Esaretten Daha Kötüdür:
• Osmanlı, sömürge olmadan önce askerî olarak zayıfladı, ama kimliğini korudu.
• Türkiye ise bağımsızlık kazandı gibi gösterilerek kültürel ve zihnî esarete sürüklendi.
• Bugün hâlâ Batı normlarına göre şekillenen bir hukuk, eğitim ve dil sistemine sahibiz. Lozan sonrasında kurulan yapı, Sevr’in başaramadığı köleleştirmeyi içselleştirdi.
Tarihî Bir Tezat:
Sevr uygulansaydı toprağımızı kaybederdik, ama maneviyatımızı korurduk.
Lozan sonrası uygulamalarla toprağımız kaldı ama maneviyatımız, tarihimiz ve kimliğimiz gasp edildi.
“Lozan mı daha zararlı oldu, yoksa Sevr mi?” sorusuna tarihî gerçeklikle ve fikrî samimiyetle şu cevabı vermek gerekir:
Sevr dışımızı parçalamayı hedeflerdi; Lozan sonrası inkılaplar içimizi yok etti.
Milletin kimliğiyle, ruhuyla ve inancıyla savaşan bir rejim inşa edildi.
Dolayısıyla, Lozan sonrası inkılapların etkisi; Sevr’in ötesinde, daha uzun süreli ve daha yıkıcıdır.
AHMET ZİYA İBRAHİMOĞLU
İSLAMİ HABER “MİRAT” -YOUTUBE-